Bir dostum, “Seçimlerle ilgili ne istersen yaz, ama lütfen sonucuyla ilgili tahminini yazma, kendine sakla” diyor ısrarla. Her seferinde de aynı tespitini tekrarlıyor: “Sonuç senin beklentinin tam tersi çıkıyor çünkü…”

Doğru olabilir mi?

Muhtemeldir.

Siyaset bir uğraş alanı olduğu gibi uzmanları bulunan bir bilim dalıdır da aynı zamanda.‘Siyaset bilimci’ diye bir meslek grubu var. Siyasi alanı gözleyip gördüklerinden her ortamda geçerli olacak kurallar çıkartan bilim insanlarına‘siyaset bilimci’ deniyor.

Türkiye siyaset bilimcilerin kitaplarında yer alan kuralların çoğunun fazla anlam taşımadığı bir ülke. Kitaplarda yazanlarla bizde meydana gelenler arasında çoğu kez terslikler görülebiliyor.

Kampanyalar: Kitaplarda ve bizde

Mesela şu tespit siyaset bilimcilere ait: “Seçimlerin sonucu aslında kampanyalar başlamadan çok önce bellidir; kampanyalar seçmen kitlesinin kanaatleri üzerinde pek az etkilidir.”

Genel hatlarıyla doğru bir tespittir bu. Ancak seçim kampanyaları Türkiye’de pek çok ülkede rastlanmayacak kadar ‘çizgi-dışı’ yürütülür ve sandık başına gittiklerinde seçmenlerin önemli bir miktarının tercihlerinin değiştiği olur.

Anketlerle seçmenin nabzını tutmaya çalışan araştırma şirketlerinin son zamanlarda mahcubiyet yaşamalarının altında da muhtemelen bu özelliğimiz yatıyor. Anketlere cevap verdiğinde belirttiği tercihini, kampanyalardan etkilenerek değiştiriyorsa seçmen, araştırma şirketleri ne yapsın?

Kimse seçmen iradesi üzerine ipotek koyamaz. Herkesin hür iradesini kullanarak, kendisi, ailesi, yakın çevresi, yaşadığı il ve bölge ile ülkesi açısından en doğru tercihi yapması beklenir. Seçim kampanyaları da, partiler ve adayların seçmen kanaatlerini oluşturmasına yardımcı olma amaçlıdır.

Bizde öyle mi ya?

Epeydir bizde yaşanan son zamanlarda başka ülkelerde de görülmeye başlandı. İngiltere’de şimdilerde içinde debelenilen ‘Brexit sorunu’ özü itibariyle “Hadi gelin, Avrupa Birliği’nden çıkalım” diyen küçük bir kesimin başlattığı ve bir referanduma gidilmesine yol açan bir kampanyanın sonucudur. Kampanya sırasında yapılan anketlerde referandumdan ‘Hayır’sonucu çıkacağı işaretleri alınmaktaydı.

Sonuç tam tersi çıktı.

Çıkan sonuç ‘Hayır’ kampanyasını yürüten bazı politikacıları bile şaşırttı. Bir ara dışişleri bakanlığı koltuğuna getirilen Boris Johnson yürütülen ‘Hayır’ kampanyasının önemli figürlerinden biriydi. Referandumu kendisine parti liderliği ve başbakanlık yolunu açacak bir fırsat olarak gördüğü sonradan ortaya çıktı.

Referandumun ardından Muhafazakar Parti başkanlığına ve başbakanlığa gelen Theresa May‘in de, kampanya sırasında ‘Hayır’ cephesi içerisinde yer aldığı halde, asıl görüşünün ülkesinin AB içerisinde kalması olduğu biliniyor.

Bu ikircikli durumlar yüzünden İngiltere Brexit girdabında debeleniyor.

ABD’de de durum farklı değil. Donald Trump gibi hırsı aklından ileride bir işadamının ülkede siyasete ağırlık koymuş iki partiden birinin başkan adaylığını elde edebileceğini ve Amerikan halkından Beyaz Saray’a girmesine yarayacak kadar oy alabileceğini pek az gözlemci düşünebiliyor, anketler de öngörmüyordu.

Trump‘ın kendisinin de seçim sonucuna şaşıranlar arasında yer aldığı biliniyor.

Dünya artık böyle bir dünya.

Benim, “Siyasi alanda bazı yenilikler ilk Türkiye’de deneniyor, bizde sonuç alındığı görülürse başka ülkelerde de benzer uygulamalara gidiliyor” diye özetleyebileceğim eski bir tezim var. Başlarda öylesine paylaştığım bu teze inancım geçen her seçimle birlikte giderek iyice pekişiyor.

Anketler de yalan söyler

İki hafta sonra gideceğimiz sandığa oyların nasıl yansıyacağını kim bilebilir? Kamuoyu araştırması yürüten ve sağlıklı sonuç alabilmek için çırpındığını bildiğim insanların başında bulunduğu ciddi şirketler bile son seçimlerde bocalamaktalar.

Medyaya neredeyse bütünüyle hakim olan, her ilçe ve ilde ana hatlardaki bütün reklam panolarını elinde tutan, rakiplerinin bu alanda nal topladığı bir parti görüntüsü bizde de ilk kez bu seçimde görülüyor.

Siyaset bilimcilerin kitaplarında “Reklamın fazlası, görünürlükte aşırılık, propaganda bombardımanı ters tepebilir, yüz eskimesinden sakınmak gerekir” yazıyor. Buna siyaset bilimciler ‘over-exposure’ diyorlar ve siyasilere sakınmaları gerektiği uyarısında bulunuyorlar.

Bu görüşlerine genellikle siyasiler uyageldiler.

İlk kez bu uyarıları kaale almayan bir kampanyayla yapılacak 31 Mart seçimi.

Gelin de sandıktan çıkacak sonucu bugünden tahmin edin bakalım.

Anketlere yalan söyletilir mi? Bizde söyletildiği anlaşılıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “Anketlere güvenmiyorum” açıklamasını hatırlayın. Onun verdiği bu işaret sonrasında sağdan soldan duyurulan anket sonuçlarına AK Parti’nin itibar ettiği medyadan saldırılar yaşanmıştı değil mi? O zamana kadar yapılmış araştırmaların AK Parti için alarm verdiği düşünülmüştü doğal olarak.

Şimdi ne görüyoruz? “Anketlere inanmayın” seferberliği açtığını bildiğimiz aynı medya AK Parti’yi rakiplerinden çok ileride gösteren anketlere yer veriyor.

Ya ilk anketler yalan söylüyordu, ya da şimdikiler…

Hangisi?

Nereden bileyim?

Bana “Lütfen seçimle ilgili tahminini kendine sakla” uyarısında bulunan dostum yerden göğe haklı.

Siz siz olun, onun uyarısını bana özel sanmayın ve sağdan-soldan işittiğiniz yalan-yanlış bilgilere güvenerek seçimle ilgili tahminde bulunmayın.

Olacak olan nasıl olsa olacaktır.

  • Abone ol