Son bir-iki gündür Yüksek Seçim Kurulu vesilesiyle hukukçular için yaptığım gibi, her meslek erbabına günü geldiğinde sorumluluklarını hatırlatıyorum da, kendimizi, yazar-çizer-gazeteci takımını ihmal ettiğim sanılmasın.

En büyük sorumluluk aslında kalem erbabında.

Geçmişten günümüze nice yazarlar değişik konularda yazılarıyla toplumun karşısına çıktı, çıkıyor. Kimimiz havadan sudan söz etsek bile her yazıda okuyanın zihninde iyi-kötü bir tortu bırakıyoruz. Geçmişte, okurlar almak ihtiyacı duyduğu gazete ile yazar tercihinde de bulunmuş oluyordu; bugün pek çok insan yazılara internet üzerinden ulaştığı için kimi okuyacağı konusunda herkes çok daha özgür…

Gazetelerde yazarken “Ben de sizin gibi görüşlerimi toplumla paylaşmak istiyorum, bu imkanı nasıl elde ederim?” diye başvuranlar olduğunda ne yapacağımı şaşırırdım. Yeni bir ismin devreye girmesinin ne kadar zor olduğunu bildiğim için… Son yıllarda benzer başvurulara gönül rahatlığı ile, “Görüşlerinize yakın bulduğunuz bir internet sitesini hedef seçin, yazdıklarınızdan örnekler gönderin, size de imkan sağlayan mutlaka çıkacaktır”diyebiliyorum.

Bu yolla kazanılan çok sayıda yeni imza var.

Yeni imza var, ancak onlar bizler kadar şanslı değiller…

Okurluktan yazarlığa geçme aşamasında önümde özenebileceğim isimler vardı. Bazısı her yönüyle örnek alınabilecek olanlar yanında, fikirlerine büyük çapta katılmasam bile yazarlık onuruna sahip olduğunu bildiğim isimleri de göz ucuyla izlerdim. Fikirleri ve yazarlık onuru konusunda örnek teşkil edemeyecek olanlardan üslup sahiplerini bile okumaya çalışırdım.

Günümüzün yazar heveslilerinin bizim neslimiz kadar şanslı olmadığını düşünmem her üç yönden de örnek alınabilecek pek az yazar bulunduğu gerçeğidir.

Herkes kendisini biliyor, ben de zaten elinde her kalem tutanı, köşe sahibi olanı aynı durumda görmüyorum.

Gazeteler var, bir de ‘pembe gazete’…

‘Pembe gazete’ deyimini işitmiş miydiniz?

ABD’nin en zengini sayılan petrol kralı John Rockefeller‘in (1839-1937), ileri yaşlarında, gazetelerde çıkan haberler ve yazılardan rahatsızlık duyduğunu gören yakınları, çareyi, yalnızca onun hoşuna gidecek haberler ile seveceği yazılardan oluşan kişiye özel -ama kendisinin öyle olduğunu bilmediği- bir gazete hazırlamakta bulmuşlardı.

Her sabah Rockefeller‘in önüne gerçekmiş gibi o sahte gazete gidiyordu.

İşte o gazeteden beri sahibine özel türüne mesleğimizin, ‘pembe gazetecilik’ deniliyor.

Donald Trump‘ın da öyle bir gazeteye ihtiyacı olduğu açık; fakat sabah gözünü açar açmaz New York Times‘a, Washington Post‘a baktığı, ardından bir dizi Twitter mesajıyla okuduklarına gösterdiği tepkilerden belli ABD başkanının…

Yapılacak fazla bir şey yok onun için…

Dün bir yazıda karşıma çıktı, mizah için de yazılmış olabilir: Trump‘ın Beyaz Saray’daki oval masalı çalışma odasında üç adet televizyon cihazı yan yana duruyormuş ve her üçünde de Fox-Tv açık oluyormuş…

Fox-TV ABD’de Trump‘ın hoşuna gidecek türden yayınlar yapıyor, ekranına ABD başkanını rahatsız edecek konuk da çıkarmıyor.

Gazeteler? İşte onlar için bir çare ABD’de henüz bulunamadı. Trump sanırım kendisini rahatsız eden gazetelere bir ‘iyilik’ yapabilmek için iki yıl sonra yapılacak seçim sonrasını bekliyor. Yeniden kazanacak olursa NYT ve WP için birer iyilik düşüneceğine eminim.

Siyasiler basından hiç hoşlanmıyorlar. Gazetecilerin de siyasilerden fazla hoşlanmadıklarını biliyorum. [Siyasete atılma cesareti gösteren ve böylece kendilerini eleştiriye açan kişilere hep saygı duymuşumdur, yazarlık hayatım boyunca kendimi yakın hissettiğim, dostluk kurduğum pek çok siyasi olmuştur; bu sebeple kendimi bir istisna olarak görürüm.]

Karşılıklı olumsuz duygular ortamı da etkiliyor doğal olarak.

Zaferlerde iyi de ya yenilgiye yol açıyorsa…

Ancak çarenin hoşlanılacak bir medya yapısı olmadığını da bilirim. Siyasilerin hoşuna gidecek haberler ve yazılarla çıkan gazeteler ile yalnızca tek tarafın görüşlerini ekranlarına yansıtan televizyon kanalları siyasilere en olmayacak zamanda hayal kırıklıkları yaşatır çünkü.

Onlar sayesinde zaferden zafere koşacaklarını düşünen siyasiler, onlar yüzünden yenilgiler de yaşabilir…

Haberleri ve yorumlarıyla kendilerini yenilgiye hazırlamadıkları için yaşanır hayal kırıklıkları…

Tek taraflı propagandaların etkisi bir yere kadardır.

Siyasilerin görüşlerini kısa süre içerisinde değiştirebildikleri, dün ‘ak’ dediklerine bugün ‘kara’ diyebildikleri bilinen ve kabul edilen bir durum; “Dün dündür, bugün de bugün” hesabı… Ancak, düne kadar aleyhte yazılarla okur, sert eleştirilerle izleyici karşısına çıkan fikir sahiplerinin birdenbire farklı telden çalmaya başlamaları toplum açısından siyasiler kadar kabul edilebilir bir durum değildir.

Yalnızca kendilerini zora düşürmez böyleleri, hoşuna gitsin diye büründükleri bu yeni biçim yüzünden siyasileri de zora düşürürler…

Rockefeller için hayatının son demlerinde çıkartılan ‘kişiye özel gazete’ onun birkaç gün, hafta veya ay sinirlerinin yatışmasını sağlamıştır muhakkak; ancak her gün her gün pembe gazeteler-ekranlar çekilmez.

Çekilir sananlar bir gün gelir yanıldıklarını anlarlar.

  • Abone ol