Yıllarca her gittiğim ülkeden çantalar -bazen bavullar- dolusu kitaplarla döndüm.

Bir keresinde, Kenan Evren‘in cumhurbaşkanlığını bırakması öncesinde çıktığı ABD ve İngiltere resmi ziyaretlerini izlemek gerektiğini gazeteye kabul ettirmiş, çağrılı olmadığımız için, her iki geziyi heyete katılan gazetecilerin katılabildiği bütün etkinlikleri kaçırmadan izlemeye çalışmıştım.

Ayrı seyahat ederek, onlardan ayrı mekanlarda kalarak, ama attıkları her adımda yanlarında bulunarak…

Washington’dan dönüleceği sırada, Çankaya’nın basın müşavirine, “Uçakta yeriniz olduğu anlaşılıyor, acaba dönerken ben de sizlerle birlikte olabilir miyim?” başvurum reddedilince, nasıl olsa kabul edilirim diye kendimi şartladığım için olacak, ciddi bir sorunla başbaşa kalmıştım: Aldığım olağanüstü ağırlık tutan kitapları ne yapacaktım?

Sağolsun, heyetteki gazeteciler arasında bulunan ogünlerde TV’de birlikte program yaptığımız İlnur Çevik iki büyük çanta dolusu kitabı cumhurbaşkanı uçağıyla taşıtarak ülkeye getirmeyi üstlendi.

Epey bir süre sonradan kafamın etini yedi ama…

Aile arasında her anlatışında güldüğümüz bir başka kitaplı öyküm var.

Londra’daki ikametim sırasında İzmir’de yaşayan kardeşim bir aylığına yanıma konuk olarak gelmişti. Dönerken o zamana kadar biriktirdiğim kitapları yanında götürme görevini de sağolsun hiç yüksünmeden üzerine aldı.

Tepeleme dolu iki bavul kitap… Kantara vurulduğunda 85 kilo geldiği anlaşılınca kendisinden 20 kilo üzeri için para istenmiş, yanında öyle bir miktar olmadığı ve valizlerin ağırlığının da kitaptan oluştuğu anlaşılınca parayı ülkeye dönünce ödemesine izin verilerek uçağa alınmıştı.

Kardeşimin Heathrow ve İzmir havaalanlarında kitaplarım yüzünden yaşadıkları komik ögeler içerir…

Ruh ikizimi buldum

Hayatımın her evresinde kitap vardır benim. Harfleri söker sökmez eline kitap tutuşturulmuş, okudukça okumak istediği için memnun edilmesi gerektiğinde kendisine kitap hediye edilmiş biriyim.

Bulunduğum her ortamda, başkaları -sokak arkadaşlarım, mektep arkadaşlarım, meslek arkadaşlarım- farklı biçimlerde vakit öldürürken, en münasip düşmeyecek yerlerde bile, ben elimdeki-cebimdeki-çantamdaki kitapla saatlerimi geçirmişimdir.

Hala da günümün büyük bölümü kitaplarla hemhal olarak geçiyor.

Orta okulda bizim sınıfın bulunduğu katta camları yarı beline kadar perdeyle örtülü bir özel odası vardı müdürün. O odada kitapların varlığını öğrendiğimde, teneffüs aralarında, bir sandalye üstüne çıkarak görünebilenlerin isimlerini okumaya çalışmıştım.

İlk ve tek kulak çekilmem bunu yaparken yakalandığımda yaşanmıştı.

Her zaman en büyük harcama kalemim kitaplara ve dergilere ayrılan önemli miktar olmuştur.

Bunları şikayet olsun veya övünmek amacıyla paylaşıyor değilim. Bana benzer biriyle elime tesadüfen geçen bir kitaba göz gezdirirken karşılaşmam beni böyle bir zihin yolculuğuna çıkardı.

Üç çocuk annesi olduğu halde hala kitaplarla haşır neşir Pamela Paul‘un kitabının adı ‘My Life With Bob’ (Bob ile Geçen Hayatım).

Kitabın adındaki ‘Bob’ bir insan -erkek- ismi gibi gelse bile öyle değil. ‘Book of Books’(Kitapların Kitabı) sözcüklerinin kısaltılmışı Bob.

Pamela Hanım öğrenim hayatı boyunca, mahalle ve sınıf arkadaşları tarafından dışlanmayı da göze alarak, hep okuma serüveni içerisinde bulunmuş.

Üstelik bir şey daha yapmış: Çok erken bir aşamasında okuma macerasının, okuduğu veya okumak niyetiyle alıp sarmadığı için vazgeçtiği kitapların hepsinin kaydını da tutmuş.

‘Kitapların Kitabı’ dediği de -yani Bob– zaten okuduğu kitaplar ve onları okurken aldığı notlardan oluşan defteri.

Bir süre önce karşılaştığım bir okurum, köşelerimde tanıttığım kitapları satın aldığını, hatta kendisinin yaşı itibariyle henüz okurum olmadığı günlerde yazdığım tanıtım yazılarının da peşine düşerek hepsini bir araya getirdiğini söylemişti. Toplam kitap tanıtım yazılarımın yüzleri bulduğunu o okurum sayesinde öğrenmiştim.

Okurum tam sayıyı da vermişti, ama ben unuttum.

Anlayacağınız benim ‘Bob’um yok, ama okuduklarımın göz izleri arşivlerde duruyor.

Pamela Paul ve kitabı ‘My Life with Bob’

Pamela Hanım benden daha şanslı

Her insan hobisi ile mesleği arasında birebir ilişki bulunacak kadar şanslı olamıyor. Pamela Hanım bu anlamda şanslı.

Lise yılları içerisinde Fransızcasını ilerletsin diye gönderildiği Fransa’da bile, etrafı gezmek ve yörenin insanlarıyla havlet olmak yerine, odasından dışarıya çıkmama pahasına kitap okumayı sürdüren biri olarak, bugün, en sevdiği hobisini iş olarak sürdürüyor.

New York Times gazetesinin kitap ekinin yayın yönetmeni çünkü.

Düşünebiliyor musunuz: Yayınlanan bütün kitaplardan daha çıkmadan haberdar oluyor, başkalarından önce onları elleme ve okuma imkanına da sahip…

Bob‘a not düşmeye hala devam ediyormuş…

Gazetesinde çıkan bir yazısından bütünüyle olmasa bile kendisini teknolojiye kapalı tuttuğunu, hele e-kitaplardan uzak durduğunu okuyunca onun namına üzüldüm.

E-kitaplar olmasa yeni çıkmış eserine nasıl erişecek, ne zaman okuyabilecektim ki?

Yeni hobim e-kitap toplamak benim.

  • Abone ol