Türkiye bol vaatler ülkesi ama vaatlere aldıran yok.. Bunun sonucu umutların kırılması, göstergelerin eksiye dönmesi…

 Bizde sözlerin ve vaatlerin fazla anlamı yok; söylenenler üzerinden öyle yıllar geçmesi de gerekmiyor, vaat edilenin tam tersinin hayata geçirilmesi için… En çok kullanılan hayret cümlemiz “A, öyle miydi?”

Evet öyleydi.

Ülkemiz kamuoyu, yerel seçimler sonucuyla ve İstanbul’un tekrarlanan seçimiyle meşgulken, hükümetin büyük bir reforma hazırlandığı duyuluvermişti. Hangi konudaydı hatırlıyor musunuz? Evet, adalet ve yargı konusunda…

Adalet bakanı kendisine uzatılan mikrofonlara bütün inandırıcılığını takınarak “Göreceksiniz, seçim bitsin, yargı reformu sayfa sayfa açılacak” müjdesini tekrarlıyordu. Bu müjdeyi duyan pek çok uzman kişi, eleştiriyi bırakmış, hükümetin yapmayı planladığı reformun ülkeye neler kazandıracağını ballandıra ballandıra anlatmakla meşguldü.

Faydası da oldu, olmadı değil. Dolar-TL paritesi müjdeden ve özellikle ülkeye kazandıracaklarına dair yazılanlardan etkilendi ve bir ara 7 TL civarında dolaşan parite düşüp 5 TL’ye yaklaştı. Bilir görünenler, “Yıl sonunda dolar 4,5 TL olacak” kendi müjdelerini bile verdiler.

Dolar son şu birkaç gün içerisinde yeniden yukarıya doğru oynamaya başladı. Önceki akşam, daha henüz bizde piyasalar açılmamışken -bunun anlamı, piyasalara müdahale edenlerin manipülasyon yapması mümkün değilken- birdenbire 6.40 seviyesine çıkıverdi dolar…

Şimdi de 5.80…

Daha az sayıda uzman şimdilerde dolar değeriyle ilgili olumlu beklenti dile getirebiliyor.

Neden?

Sözlerin ve vaatlerin anlamı olmadığı bir kez daha anlaşıldığı için…

Haziran seçimi öncesine kadar sözü edilen ‘yargı reformu’nun kapağını kaldıran yok. Adalet bakanı bile susuyor.

Burada doların seyrini gözler önüne seriyorum, ancak ekonomiyi ilgilendiren hemen her konuda durum farklı değil. İşsizlik artıyor, ihracat rakamları sendeliyor, kapasite kullanımı yerlerde sürünüyor, bütün göstergeler beklenenin altında gerçekleşiyor.

“Fert başına milli gelirimiz 10 bin doları aştı, mutlaka 15 bin kritik oranını geçmeliyiz” denirdi bir aralar, bunun olabileceğine inanılırdı da; FBMG de 2013’te 12.480,37 dolar seviyesine yükselmişken, şimdilerde hızlı-yavaş aşağılara doğru evriliyor.

Yargı reformu dosyasının söz verildiği halde bir daha hiç açılmamasının bu durumla ne ilgisi var?

İlk bakışta pek yok. Ancak, içeride ve dışarıda eş-zamanlı olarak meydana gelen gelişmeler, çok değil birkaç ay önce azamiye ulaşmış olan beklentilerin önünü kesiyor. Yalnızca reformdan vazgeçilmiş değil, ‘reform’ sözcüğü ile kast edilen ne varsa, hepsiyle Türkiye’nin yolları ayrılıyor.

HDP’li belediye başkanlarının bir kararnameyle görevlerinden alınması ve yerlerine ilin valilerinin getirilmesi bile yeterince ağır bir yanlışlık. Yalnızca siyaset ve HDP etkilenmiyor bu yeni gelişmeyle, onlara yapılanı kabul etmekte zorlanan ve tasarrufu yanlış bulan gazeteciler ve yazarlar da olumsuz etkileniyor.

Siyasiler konuşuyor ve  kamuoyunu her türlü gelişmeye hazırlayan medya racon kesiyor.

Türkiye’nin dış siyasi ortaklarının hoşuna gitse bile bu yeni yaklaşım, ülkemizin hareket alanını hayli kısıtlıyor. İtirazlar geldiğinde, “Rusya da aynısını yapıyor, Trump’a baksanıza medyayı yerin dibine geçiriyor” karşı-görüşleri ifade ediliyor, ama yine aynı ülkeler Türkiye’nin manevralarını geçersiz kılmaktan geri durmuyor.

Konuyu fazla uzatmanın bir alemi yok.

Şunu söyleyip aradan çekileyim: Böylesine bir siyasi ortam yeni alternatiflere yol açar; yeni oluşum beklentisi bu sebepten…

  • Abone ol