Bugün 29 Ekim, Cumhuriyet Bayramı. Aynı zamanda resmi tatil günü.

Çalışanlar resmi tatillerde o günü çalışmayarak geçirirler.

Acaba yıl içerisinde çalışmadan geçirilen günler bulunmasının anlamı nedir?

Sorunun cevabını en iyi, çalışarak geçinen memurlar, işçiler verebilir. Onlardan herhangi birine soruyu yönelttiğimizde alacağımız cevabı hepimiz biliyoruz: Dinlenmek… Günlük hayatın her zamanki meşgalelerinden uzak saatler geçirmek…

Doğrudur, çalışanların ara sıra durup dinlenmeye ihtiyacı bulunur. Hafta sonu iki günlük tatil yetmez, yılın bir bölümünde daha uzun süreli tatiller de yapılır.

Ancak yukarıdaki sorum Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle yapılan bir günlük tatilde.

Dinlenirken o günün anlamı üzerinde düşünmeyi de deneyemez miyiz?

Cumhuriyet neden, demokrasi neyi olur?

Cumhuriyet, bildiğimiz gibi, devletin belirli bir kişi veya kesimin değil, halkın bütününün tercihlerini yansıtmasıdır. Krallar, emirler, sultanlar yerine halkın kendini yönetmesine cumhuriyet diyoruz.

Burada temel öge, kolayca anlaşılabileceği üzere, halktır.

Halk kendisini seçilmiş temsilcileri eliyle yönetir.

Türkiye 100. yılını doldurmasına az bir süre kalmış olan bir cumhuriyet. Halk o kadar uzun zamandır kendisini yönetiyor.

Hiç değilse prensipte böyle.

Başımızda bir sultan, bir kral yok; halkın tercihlerini yansıtan bir yöntemle seçilmiş bir parlamento ve yine halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı var.

Cumhuriyet kavramına uygun bir durumdayız.

Cumhuriyet bir yönetim sisteminin adıdır, onun varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan yöntem de demokrasidir.

Dünyada adı cumhuriyet olan, fakat demokratik olmadıkları için dışarıdan bakınca bile öyle olmadığı anlaşılan, içeride de çatısı altında yaşayanları mutlu etmeyen ülkeler bulunmaktadır.

Ülkelerin cumhuriyet olduğu iddialarını tam yerine getirebilmeleri için demokratik de olmaları gerekiyor.

Şu anda içinde yaşadığımız süreçte halkların karşı karşıya kaldıkları en ciddi sorun yılların cumhuriyetlerinin dahi demokratik olma iddialarının giderek zayıflamasıdır.

Demokratik olma iddiası zayıflayınca cumhuriyet olma niteliği de tartışmalı hale gelir.

ABD ne, cumhuriyet mi?

En bilinen örnek olan ABD’yi ele alalım.

ABD isminde cumhuriyet bulunmasa bile bir demokratik cumhuriyet. Devleti kuranlar kurduklarının cumhuriyet, hedeflerinin de demokrasi olduğunu birbirleriyle yazışmalarında belli ettikleri gibi yazılan anayasaya da onların bu tercihi yerleştirilmiştir.

Bir çok yönden çok sayıda ülkeye yönetim tarzının sağladığı güç bakımından örnek bir ülke olmayı da başarmıştır ABD.

Oysa tarihi boyunca halkının bir bölümüne eşit muamele etmeyen bir ülkeydi ABD; bugün bile mesela iş hayatında kadınlar aynı görevi yapan erkeklerden daha az gelir sağlamaktalar.

Siyah-beyaz ayrımcılığı 1960’lı yıllardan itibaren bütünüyle kaldırılmış gibi görünse bile, bir siyahi Amerikalı kendini beyaz hemşehrisi kadar eşit görmemektedir.

Buna karşılık, ABD’de yalnızca Kongre veya başkanlık için seçim yapılmaz; hemen her kamusal sorumluluk taşıyan yerel ve federal görevli halk tarafından seçilir.

Günümüzde halk oyuyla seçilmiş başkan kendisinin ‘derin devlet’ tarafından tehdit edildiğini, bir ‘siyasi darbe’ ile devrilmek istendiğini ileri sürebilmektedir. Büyük sermaye sahipleri ile birlikte medyayı da suçlayan günümüzün ABD başkanının kendisi de büyük sermaye sahibidir ve seçilmesinde sahibi olduğu sermaye gücünün payı olduğu muhakkaktır.

Cumhuriyet yandaşları ile Cumhuriyet düşmanları, kim bunlar?

ABD’den söz ederken aslında hemen her ülkenin ABD’den aşağı kalmayan varlık sorunları bulunduğunu da unutmamamız gerekiyor.

Özellikle son zamanlarda seçimler sonuçta halkın iradesini yamultan iç ve dış etkenlere maruz kalabiliyor. ABD Kongresi son üç yılı “2016 seçimine bir yabancı ülkenin müdahale ettiği” iddiasını araştırmaya harcadı, hala soruşturma sürüyor.

Pek çok ülkede seçimler kendi halklarını bile şaşırtan biçimde sonuçlanıyor; belli ki, oralarda da halkın iradesine müdahaleler söz konusu.

Medya yanında sosyal medya da var bugünün dünyasında ve o mecralar bazen kötü amaçlarla da kullanılabiliyor.

Bu konulara neden girdim?

Sebebi şu: Bizde ne zaman 29 Ekim günü gelse “Cumhuriyet ve düşmanları” genel başlığı altına giren yazılarla dolup taşıyor gazeteler; televizyon ekranlarında konu tartışılırken bu yüzden kavgalar bile çıkabiliyor.

Oysa ‘Cumhuriyet’ için ‘düşman’ aranacaksa, o düşmanı ‘demokrasi’ kavramının içini boşaltanlar, halkın iradesi üzerinde oynamayı iş belleyenler arasında aramak gerekiyor. 

Bizdeki türden tartışmalarda ‘Cumhuriyetçi’ bilinenlerle onların ‘Cumhuriyet düşmanı’ diye yaftaladıkları, hepsi birden, aslında ‘Cumhuriyet’ kavramının içini boşaltma gayretindeki kişi ve kesimlerin kurbanıdırlar.

Mağdurlar kendilerini mağdur edenleri tartışacaklarına, mağdur mağdurla kavga ediyor…

Bugün olsun bu konu üzerinde düşünülmesini istedim. 

Cumhuriyet Bayramı‘nız kutlu olsun.

  • Abone ol