Bebekten de ders alınır: Türkiye için ‘düşmanca’ davrananları ‘dosta’ dönüştürmekten başka çıkar yol yok…

 Korona salgınını en ciddiye alan ülkelerden birinde yaşayan kızım, eşi ve üç çocuğuyla evimize geldi. Böylece biz de son beş ayını yalnızca hane halkıyla geçiren torunları yeniden görme imkanına kavuştuk.

Çocukların diğer ikisi nispeten büyük, zaten bildikleri ortama fazla sorun yaşamadan hemen uyum sağladılar; birinci yaşını kutlamaya önünde aylar bulunan küçük Beyza ise ev hapsi sonrasında karşılaştığı ilk insanlar olan bizlerden resmen huzursuz oldu. İlk gün, dede ile anneanne ne zaman ona ilgi göstermeye kalksa, minik Beyza yaygarayı bastı.

Kalabalığa alışması, bizlerle dost olması biraz zaman alacak gibi…

İlk izlenimim buydu.

Günün sonunda, bizleri annesi, babası ve ailenin diğer fertleriyle çok sıkı ilişkiler içerisinde göre göre, Beyza da, ara sıra bizim tarafa gülücükler atmaya başladı.

Henüz tam dost olabildiğimizi söyleyemem; doğumundan sonraki birkaç ayı dar aile çevresi içerisinde geçirmiş, son beş ayı ise ev hapsine benzeyen bir ortamın parçası olarak yaşamış bir bebek, sonunda ‘düşmanı’ olmadığımızı ‘dost’ hatta ‘dosttan ileri’ olduğumuzu mutlaka anlayacak…

Ülkelerde bebek hafızası yok

Bir bebeğin doğal tepkilerinden söz etmemin bir sebebi var: Beyza aslında şu sıralarda uluslararası planda yaşadıklarımızı kendi özelinde içselleştiriyor…

Bebek için en yakın ailesi dışında kalanlar ‘düşman’ statüsünde, endişe edilecek, hatta korkulacak kişiler. Onun küçük dünyasında, tanımadığı kişilerden kendisine ve ailesi fertlerine zarar gelmesi muhtemel görünebiliyor.

‘Düşman’ sandıklarına alışmasının, onların aslında ‘dost’ olduğunu anlamasının biraz zaman alması doğal.

Ev hapsinde günler, haftalar, aylar geçirmiş bir bebek sonunda Beyza.

Ülkelerin de iyi tanımadığı ülkelere yaban muamelesi yapmasında yadırganacak bir yön bulunmuyor. Hele bir de geçmişte kötü ilişkiler yaşanmış ve o durum da ülkenin veya ülkelerin tarih hafızasında izler bırakmış ise, bilinçaltı her an kendini belli etmeye hazır bekleyebilir.

Rahatlatmak, dostluğunu talep etmek için, ona/onlara bayağı jestler yapılması ve sürekli dostane tavırlar takınılması gerekir.

Keşke ülkelerde de bebek hafızası olsaydı.

Buraya kadar anlattıklarımı en kolay kabul etmesi beklenebilecek ülkelerin başında ‘Osmanlı’ geçmişi bulunan Türkiye geliyor. Tarih hafızası ikili ilişkilerde zorluklar çıkarıyor da ondan… ‘Dost-düşman’ ayırımı ve geçişliliği en zor ülkelerdeniz. İyi ilişkiler kurmamız şart olan ülkelerle bile yakınlık kurmamız kolay olmuyor, kurduğumuzda da hiçbir ülkeye ve uluslararası ittifaklara sağlam bağlarla bağlanamıyoruz.

Ülkeler ağlamaz tabii, ancak davranış tarzımız bana yine de Beyza’nın ağlamasını hatırlatıyor.

Tek taraflı da değil bizim bu yabanıl durumumuz; iyi ilişkiler kurmak istediğimiz ülkelerin de tarih hafızası var ve o hafızada biz Türklerin genişçe bir yeri bulunuyor; dini, kültürel ve yaşam tarzı farklılıklarımıza ek olarak…

İlişkilerimiz bu yüzden pamuk ipliğine bağlı gibi; bir sağlam, bir gevşek… Sağlam sandığımız ilişkilerimiz bile, bilinçaltlarını etkileyen milletlerin tarih hafızası yüzünden, kolayca kopma noktasına gelebiliyor.

ABD ve Donald Trump’la başka ülkeler ve liderlerinden daha sahici ilişki kurulabilmesinin sebebi, ABD ile bilinçaltlarını etkileyecek düzeyde ciddi bir tarihi geçmişimiz, Trump‘ın da zaten bir tarih hafızası bulunmaması…

Yunanistan öyle mi? Fransa? Avrupa’nın pek çok ülkesi? Arap ülkeleri? Onların liderleri?

Her biriyle geçmişimiz var ve aramızdaki karşılıklı önyargılar çok güçlü.

Küçük Beyza dedesi ve anneannesinin ‘düşman’ değil ‘dost’ olduğunu sonunda nasıl olsa anlar, ancak dostluk kurmak istediğimiz ve bir çoğuyla kurabildiğimiz halde şimdilerde arayı bozduğumuz onca ülkeye baktığımızda sorunun ortadan kalkmasının çok da kolay olmadığını görüyorum.

Araplar ve bizim ulusal söylemlerimiz

Resmi görüşler bakımından Arapları ele alalım.

Bizim ulusal söylemimiz, Batı ile savaşta olduğumuz bir dönemde Arapların bizi arkadan bıçakladıkları, öyle değil mi?

Arapların resmi söyleminde de, Türkler, kendilerini geri bıraktırmış emperyal bir milletin fertleridir.

Uzun yıllar aranın istenilen kadar iyi olmamasının altında bu iki taraflı söylem yatıyor.

Irak’ta, Suriye’de, Libya’da karşılaşılan zorluklar, diğer Arap ülkelerinin ‘haklı’ olduğunu düşündüğümüz girişimlerimize verdikleri olumsuz tepkiler, bizlere ‘Arap isyanı’ günlerini hatırlatıyor.

Muhtemelen bizim ‘haklı’ gözüyle baktığımız girişimlerimiz de Araplara kendi resmi söylemlerinin gerçekçi olduğunu düşündürüyordur.

Öyle bir noktadayız ve bunun bir açmaz olduğunu kabul etmemiz şart.

Yalnız Arap ülkeleriyle değil, ilişkimizin sağlam olmasını arzu ettiğimiz her ülkeyle de…

Minik Beyza’ya bakıyorum ve “Ne yapmalıyız?” diye düşünüyorum.

Latince ‘tabula rasa’ diye bir deyim var; İngilizcede karşılığı ‘clean slate’… Biz bunu ‘sil baştan’ olarak Türkçeleştirebiliriz.

Yunanistan ve Fransa ile Doğu Akdeniz’de, pek çok Arap ülkesiyle başka sorunlarda karşı karşıya olduğumuz şu günlerde, teklifimin pratik bir yararı olacağını sanmıyorum; ancak bugünlerin geçeceğini ve yeniden ‘dost’ kazanmanın pek çok çıkardan daha önemli bir huzur ve rahat ortamı getireceğinin anlaşılacağını düşünüyorum ve bu görüşümü günümüzden ileriye bir not olarak düşmeyi görev biliyorum.

Konuya ‘sil baştan’ anlayışıyla yaklaşmamız şart.

Günün sonunda Beyza bizlerin ‘dost’ olduğumuzu sevecen yaklaşımımızdan anlamaya başladı; samimi olarak konulara yaklaştığımızda, bugün sürtüştüğümüz ülkeler de, Türkiye’yi herhalde anlayacaktır.

  • Abone ol