Bu hafta camiler ve din görevlileri haftasıymış, bilmiyordum. Haftayı açış konuşmasını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yaptı ve orada günün anlam ve önemine uygun sözler sarf etti. Konuşmasından şu sözleri defterime not etmiştim:

“Müminin görevi varlıkta şımarmamak, yoklukta sabretmektir. Gerçek mümin acıyı bal eyleyendir.”

Acıyı bal eylemek… Bu, bize ve günümüze çok uygun bir benzetme. 

Ertesi gün DEVA Partisi’ne gidip Ali Babacan’la görüşen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında kendisine yöneltilen ‘acıyı bal eyleme’ ile ilgili soruya şu cevabı vermiş: 

“Mümin alçak gönüllüdür, mümin kul hakkı yemez, mümin bu ülkede yatağa aç giren çocuklar varsa sarayda oturmaz. Söylem farklı yaşam tarzı farklıysa, orada riya vardır, iki yüzlülük vardır.”

Belli ki ‘camiler haftası’ CHP’lileri de dini konular üzerinde düşünmeye sevk etmiş.

Ne yalan söyleyeyim, takışma hoşuma gitti.

2006’da Deniz Baykal şaşırtmıştı

Hafızam beni 2006 yılına, her yıl Aralık ayının son haftasında Konya’da yapılan Şeb-i Arus törenine götürdü.

Başbakan Tayyip Erdoğan ile ABD’ye gidiyorduk; önce Konya’ya uğrayacak ve orada Erdoğan ile protokoldeki önemli zevatın Mevlana eksenli konuşmalarını dinleyecektik. Sonra da ver elini Washington…

Tayyip Bey, kendisinden bekleneceği üzere, dini motiflerle yüklü dört dörtlük bir konuşma yaptı. Keyif aldım. Fakat kendisinden beklenmediği için işittiğimde daha fazla keyiflendiğim konuşmayı CHP’nin o zamanki genel başkanı Deniz Baykal yapmıştı.

Şu cümleler Baykal’ın o gün yaptığı konuşmadan:

“Hiç şüphe yok ki, Anadolu’daki birliğimiz ile, birliğimizin manevi ve ahlaki mimarlarının başında Hz. Mevlana vardır. O ve Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre, Edebali ve diğerleri, 13. yüzyılda bir Anadolu aydınlanması, Anadolu rönesansı gerçekleştirmişlerdir. Avrupa Ortaçağ karanlığı altında ezilirken, din ve mezhep kavgaları yüzbinlerce insanın canını alırken, engizisyon mahkemeleri din adına insanlığa zulüm ederken, haçlılar ve Moğollar Anadolu’ya saldırırken, Anadolu’da yepyeni bir barış ve sevgi ortamı yeşermiştir.”

Konuşmasını şu cümlelerle bitirmişti CHP lideri:

“Kendi gençlerimize, çocuklarımıza Mevlana’yı, Mevlana’nın öğretilerini, kültürümüzün temel dayanakları olarak anlatmayı başarmalıyız. Bütün dünyaya kendimizi Mevlana’nın objektifinden, penceresinden takdim etmenin yolunu mutlaka bulmalıyız.”

CHP’lilerden, hele lider düzeyinde olanlarından, işitmeye hiç alışkın olmadığımız tespitler bunlar.

‘Milli Şef’ unvanlı İsmet İnönü’nün, seçim kampanyası sırasında CHP adına Konya’ya yolu düştüğünde, kentin CHP yöneticisinin kulağına fısıldadığı “Efendim, konuşmanız sırasında biraz manevi mesajlar da verseniz” tavsiyesi üzerine kürsüye çıktığı, ancak o tavsiyeye uyan tek kelime sarf etmediği bilinir. 

Aynı il yöneticisi, “Efendim, hani mesaj verecektiniz?” diye sorduğunda, “Verdim ya, kürsüden inerken ‘Allah’a ısmarladık’ dediğimi duymadınız mı?” demişti İsmet Paşa.

Paşa’nın haleflerinden Baykal’ın o akşamki Şeb-i Arus konuşması üzerine yazdığım yazının ilk paragrafını da aktarayım:

“CHP lideri Deniz Baykal’ı Şeb-i Arus töreni sonrasında hararetle tebrik ettim; yaptığı konuşma tam yüreğimden vurdu çünkü. Hislerimi Amerika yolunda Başbakan Tayyip Erdoğan’a heyecanla aktardığımda, dinlediği konuşmayı onun da beğendiğini fark ettim. Beğenilmeyecek gibi bir konuşma değildi CHP liderinin yaptığı…”

Evet, ABD yolunda “Konuşmayı nasıl buldunuz?” soruma, Tayyip Bey“Çok olumlu buldum” cevabını vermişti.

Onun onayı önemliydi.

Roller değişmiş gibi

Yıllar sonra roller değişmişe benziyor. AK Parti liderinin dini ağırlıklı konuşması CHP liderine soruluyor ve Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın sözlerini dini açıdan değerlendiriyor…

AK Partili yıllar herkese bir şeyler öğretti. CHP’lilerin, hiç değilse bir bölümünün, ağızlarının düzelmesinde AK Parti’nin ilk on yılında yapılan tartışmaların büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Geçenlerde bir dost muhitinde bir vakitler CHP’de önemli görevler üstlenmiş, koalisyon hükümetlerinde bakanlık da yapmış bir tanıdığımla karşılaştım. Yakınlıklarını bildiğim için Deniz Bey’in sağlık durumunu sordum. Sıkça kendisini ziyarete gidiyormuş. “Beyni, zekası yerli yerinde” cevabını verdi.

Allah şifa versin.

İlk döneminde muhaliflerini geleneksel yaklaşımları üzerinde düşünmeye ve söylemlerini gözden geçirmeye zorlayan AK Parti, son sekiz-on yıl içerisinde de muhaliflerinin bildikleriyle gördüklerini mukayese edip yeni öğrendikleriyle ters düşen yönleri vurgulamalarına yol açmış görünüyor.

CHP’liler AK Parti’yi en güvendikleri yönlerden eleştirmeye başladılar baksanıza…

Hiç küçümsenmeyecek bir kazanım bu.

Tabii, AK Parti’yi ve AK Partili bilinenleri daha dikkatli olmaya mecbur edecek bir gelişme aynı zamanda.

Devlet yönetiminde görev alanları da.

Bir yeni olayın etkileri hala devam ediyor. Sağlık bakanlığında bakanlara yakın görevlerde bulunmuş, en son önemli bir kamu sağlık kurumunda ikinci adam konumuna getirilmiş bir doktor, nereden icap ettiyse, konumuna yakışmayan mesajlarıyla gündeme geldi.

Kendisi hemen görevden alındı.

Savunan da çıkmadı.

Türkiye değişiyor. Bu arada, AK Parti değişti, CHP de değişiyor.

Farklı bir döneme doğru yol alıyoruz.

[Ortak basın toplantısında DEVA lideri Ali Babacan “Er ya da geç vaktinden önce bir seçim söz konusu olacak” demiş, CHP lideri Kılıçdaroğlu da, “Bir süre sonra Türkiye seçim gündemini konuşmak zorunda; gittikçe ağırlaşan bir fatura var ve böyle bir durumda erken seçime gidilmesi olası” diyerek ona destek çıkmış. Erken seçime hazırlanıyor muhalefet.]

  • Abone ol