Biri, görüşlerini beğenmediği iki gazetecinin adını vererek “Öldüklerinde camilere sokulmasın, cenaze namazları kılınmasın” demiş; diğeri, nereden icap etmişse, üniversiteler için ‘fuhuş evi’ tanımında bulunmuş

Eskiler “Zırva çuvala sığmaz” demişler… Onlara uyup biz de “Elin cahilleri, ne olacak” deyip geçebilirdik. Ancak isimlerinin önünde akademik unvanlar bulunan kişiler bunlar; cahil olmamaları gerekiyor.

Cehaleti diploma eksikliğiyle tanımlamak yanlış. 

İslam, herkesin bildiği üzere, birilerinin Allah adına karar vermesini kabul eden bir din değil. Cennetin anahtarı kimsede yok. İnsanları sağlıklarında hor görmek yetmiyormuş gibi, ölümleri sonrasında bile geniş kitleden ayırmak kimin ne haddine?

Üniversiteler için kullanılan çirkin tanımlamanın sahibi, eğer böyle bir sersem sepelekliği kendisine yakıştırıyorsa, onu kendi haline bırakmamız en doğru davranış olur.

Vaktiyle insanlar arasında görüş ayrılıkları yaşanır, yanlış bir görüşü savunanlar başka görüş sahiplerince görüşünü düzeltmesi için eleştirilirdi. Doğru olan davranış tarzı budur. Şimdi öyle değil, görüş ayrılığı içinde olunan insanlara ‘düşman’ muamelesi reva görülüyor. [Bu görüşün asli sahibi şarkıcı Cher; Guardian gazetesinde onunla yapılmış bir mülakatta karşıma çıktı. (“People, who just disagreed with each other before, are now enemies.”) Trump Amerikası için bu değinmede bulunuyor.]

Etrafta ‘düşman’ çok.

Dışarıya bakışımız da öyle. Vaktiyle hakkımızda iyi düşünmeyen ve o görüşlerini değiştirmek için çaba göstermemiz gereken ülkeler vardı; şimdi birbirimize hasım ve düşman gözüyle baktığımız ülkeler bulunuyor.

İşin tuhafı, o tür ülkeler de artık bize ‘müttefik’ gözüyle bakmaktan vazgeçtiler; içinde ‘hasım’ sözcüğü geçen yasa çıkarmışlar, ülkemizi o yasanın muhatabı haline getirip yaptırım uyguluyorlar.

Dünyanın da çivisi çıktı.

Cenazelerin cami kapısından geri çevrilmesini isteyen ve üniversitelilere hor gözle bakan kişiler, taraf seçtikleri insanlar ve kurumla kendileri arasında kolayca sempati ilişkisi kurabilecek çok geniş bir kitleyi karşılarına aldıklarını herhalde farketmiyorlar.

Yoksa fark ediyorlar ve bilerek isteyerek mi akıl almaz ifadeleri kullanabiliyorlar?

Amaçları ne o zaman?

Konuya tersinden de bakabiliriz. 

O görüşlerin sahibi iki insanın çıkışlarını her zaman ve her yerde karşılaşılabilecek türden zırvalar olarak görüp onlara acımak da mümkün. Ama hayır, konuyu ele alma ihtiyacı duyanlar, muhatapları iki kişiyi ‘düşman’ yerine koydukları gibi, kınamayı onlarla sınırlı bırakmayıp o iki kişinin görüşlerini paylaşması mümkün olmayanlara da yaygınlaştırıyorlar. Onların da zihninde ‘düşman’ yerine koydukları bir kitle olduğu belli.

Saflar böylece tehlikeli bir şekilde ayrılıyor…

İslam uygarlığı farklı görüşler zemininde oluştu

‘Düşmanca bakış’ daha mikro düzeylerde de kendini belli ediyor. 

Tefsir alimi olduğu eserlerinden de belli bir üniversite öğretim üyesi, akademik unvanlar taşıyan başka hocalar tarafından saldırılara maruz bırakıldığı için, en verimli olabileceği çağda emekliliğini istedi.

Akıl alır gibi değil.

İslam dünyasının ilk dönemlerinde rahatça konuşulup yazılabiliyordu; en aykırı görüşlere bile tahammül vardı. Bugünün Müslümanlarının da rahatlıkla bulup okuyabildikleri kitaplarda aykırı görüşlerin bulunmadığı mı sanılıyor yoksa? Oysa âlimlerin eserlerinin bazısı beğenmedikleri görüşlere cevap olmak üzere kaleme alınmıştır.

Yoksa okumuyorlar mı?

1500 yılı aşan tarihi boyunca, İslam düşüncesi, kendine özgü ama evrensellik iddiası bulunan bir uygarlığı, farklı görüşlerin serbestçe ifade edilebildiği dönemlerde edindiği özgüven ve bilgi birikimiyle oluşturabildi.

Karanlık olduğu genel kabul gören Ortaçağ’dan Avrupa’nın çıkışında Müslüman düşünürlerin hem kendi olgun görüşlerinin hem de yine aynı düşünürlerin kendilerinden önceki uygarlıklara ait temel eserleri yaşadıkları dönemin ortak kullanım diline çevirmelerinin katkısı büyüktür.

Eski -veya yakın zamanda tercih edilen ifadeyle kadim- uygarlıklara ait eserlerden de yararlamıştır İslam âlimleri…

Nerelerden nereye geldik.

Galiba artık kendimize gelme zamanı şimdi.

Siyaset, tabiatı gereği ve biraz da günün genel geçer tercihiyle, muhatap aldığı kitleleri ‘kendi yanındakiler’ ile ‘karşı cephe’ olarak kaba bir bölünmeye tabi tutuyor. Kendimizi hangi safta görürsek görelim, siyasetin ayrımcı yaklaşımını, bizler de benimsemek zorunda değiliz. Her kafadan bir sesin çıktığı günümüzde, hoşumuza gitmeyen görüşlerin sahiplerine ‘düşman’ muamelesi yapmak kolaya kaçmak olur.

[Eleştirdiğim yaklaşımların yalnızca İslam dünyasına veya bize özel olduğunu sanmamanız için bir uyarı: Şu sıralarda genel kabullere aykırı söylem ve yazıları yüzünden cadı avına muhatap olan, akademik hayattan afaroz edilen, ‘düşman’ muamelesine tabi tutulan insanlar ABD’de ve Avrupa’da da çok. ‘Woke’ genel başlığı altında toplanan tahammülsüz bir kitlenin bozduğu entelektüel hava batı ülkelerini etkisi altına almış bulunuyor.

Doğru olan, görüşlerinin doğru olduğuna inananların, farklı görüşlere, “Acaba onların söyleyip yazdıklarında doğruluk payı olabilir mi?” kuşkusuyla yaklaşmalarıdır. [Cenazeleri camilere almama tavsiyesini ve bilim kurumlarını hoş olmayan sıfatlarla anmayı ‘görüş’ saymak zorunda değiliz.]

Çok aykırı bir tez mi bu?

Hayır, Zümer suresinde (ayet 18) Müslüman tanımını “Her sözü dinleyip en güzeline uyan insanlar” olarak yapıyor Kur’an…

En güzele ulaşmanın yolu zihni kapatmaktan değil onu her görüşe açık tutmaktan geçiyor.

Üniversitelerde okuyan gençler, büyük fedakarlıklara katlanarak onları bilim yuvalarına gönderen anne-babalar üzülmesinler; yarından bugün olduğumuzdan daha fazla umutluysak, bu, onlar sayesindedir.

Farklı görüşlerini kitlelerle söylem ve yazı olarak paylaşanlar da bugünkü aşırılıkların iz bıraksa bile bugüne ait olduğunu, yarının çok daha farklı olacağını bilsinler.

Bilsinler ve çekinmeden konuşup yazmaya devam etsinler. 

“Söyletmen, vurun” anlayışı bir imparatorluğa mal olan mazide kaldı; hortlatmayalım, yazık olur.

  • Abone ol