Politikacılar övünmeyi severler, sadece sevmekle kalmaz övünülecek şeylerle cesaret bulur, başkalarının da övgülerini kendilerine aktarmalarını beklerler.

Bu gerçeği yıllarca Ankara’da politikayla iç içe yaşayarak öğrendim.

Öğrendiğim bir başka gerçek de şu: Kendisini öven, başkalarının da övmesini bekleyen politikacı bu özelliğini kendi dar çevresinde dile getirir, övülme beklentisini de fazla açık etmemeye çalışır.

AK Partililer de uzun yıllar böyle davrandılar. 

Tevazuyu elden bırakmadılar.

Kendilerini aşırı övenlerden hoşlanmadıkları izlenimi verdiler. 

İçeride ve dışarıda başarılarını dillendiren pek çok haber ve değerlendirme yazısı da AK Parti’nin  bunlara fazla değer atfetmediği dönemlerde çıktı. Kendileri övünmediler, ama bolca övüldüler. AK Partili yöneticiler, devlet yönetiminde görev alanlar aynı dönemde pek çok yabancı ülkeye davet edildiler, davet edenler kendilerini el üstünde tuttuklarını belli ettiler.

Yabancı düşmanlıklarıyla ünlü çoğu İslamofobik Batılı isimlerin seslerinin en kısık olduğu dönemler de AK Parti’nin övgüsüz dönemleriydi.

En büyük övgü bence buydu.

Türk insanı yurtdışına çıktığında Türkiye Cumhuriyeti pasaportunun gördüğü itibar sebebiyle o dönemde büyük keyif alıyordu. Batı-Doğu fark etmiyor, uğranılan her ülke halkı, ziyaretçinin Türk olduğunu öğrenince, başarının altında imzası bulunan isimlere sevgi/saygı ifade etmekten geri durmuyordu.

O günler geride kaldı

Hayli zamandır o konuda değişim yaşandığını yakın izlediğim için fark ediyordum da, son zamanlarda yeni durum iyice konuşmalara da yansımaya başladı.

Alıntısını yapacağım örnek cümleler, dün, hükümetin en önemli koltuklarından birinde oturan Mevlüt Çavuşoğlu tarafından milletvekili sıfatıyla temsil ettiği ilin partili gençlerine karşı söylendi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun bugünkü gazetelerde en fazla vurgu yapılan cümleleri şunlar:

“Artık Türkiye olarak başkalarının kurduğu oyunları reddediyoruz, kabul etmiyoruz. Artık Türkiye, güçlü Türkiye, oyunları kuran Türkiye’dir. Bugün sadece oyun kurmuyoruz, bugün ülkemizin ve milletimizin aleyhinde kurulan tüm oyunları da bozuyoruz. Suriye’de, Libya’da, Doğu Akdeniz’de, aynı şekilde Karabağ’da Türkiye, gemileriyle, ordusuyla, milletiyle, Karabağ’da can Azerbaycan ile sahaya indiği zaman sadece oyunlar bozulmadı, dünya alkışladı. Artık Türkiye’siz oyun kurulamayacağını herkes gördü. Bunu daha da iyi idrak edecekler. Bugün artık herkes Türkiye ile göz seviyesiyle konuşuyor. Öğrenemeyenlere de itinayla öğreteceğiz.”

Herhalde bu sözleri inanarak söylüyordur.

Muhtemelen o sözleri dinleyenlerin bir bölümü söylenenlerin doğru olduğuna da inanıyordur.

Keşke gerçek söylendiği gibi olabilseydi

Öyle olsaydı, TL’den altı rakamı attığımız günlerdeki gibi 1 TL’nin 1 Dolara neredeyse yakın değerde olduğu günlere özlem duymaz, dünyanın en yüksek faizle borçlanabilen ve mevduat sahiplerine en yüksek faizi veren ülkelerinin ilk sıralarında yer almazdık.

[Ekonomisi en güçlü ilk yedi ülkeden biri olma hayalimiz vardı, şimdi başlanılan noktada bile değiliz.]

Parasını ödeyerek aldığımız S-400’leri ne yapacağımız konusunda kafa karışıklığı yaşamazdık.

Sadece parasını ödemekle kalmadığımız, üretiminde de pay sahibi olduğumuz F-35 jetlerinin, askerlerimiz eğitimini de aldığı, üretimleri de tamamlandığı halde teslimine engel çıkarılmazdı.

F-35’i vermeme kararıyla birlikte devletin önemli bazı isimlerinin de sakıncalı ilan edildiği ambargo kararlarına muhatap edildik; böyle bir gelişmeyle de karşılaşılmazdı.

Her biri nüfus bakımından kalabalık olmayan bir Anadolu ilinden küçük bölge ülkelerinin hasmane tutumlarıyla karşılaşmaz ve o tavırlardan etkilenmezdik.

Karşılaşılan sorunları muhataplarımızı utandıracak tepkilere muhatap ederek çözmeyi bilirdik, öyle olsaydı. 

[Fransa kendi ülkesinde görev yapan yabancı din görevlilerinden Fransızca bilme şartı aramaya başlayınca, buna karşı tepki olarak, 30 yıl önce Fransa ile işbirliği halinde kurulmuş Galatasaray Üniversitesi’nde maaşlarını kendi ülkesinden alan Fransız öğretim elemanlarından mükemmel derecede Türkçe bilmeyenlere “Güle güle” deme dışında formül üretemedik. Bunun kendi gençlerimize ve ülkemize zarar verdiğini de düşünemiyoruz.]

Osmanlı’nın açtığı Galatasaray Lisesi için de benzer bir iyilik düşünebileceğimizi belli etmezdik.

Oyun kurmak şöyle dursun, birilerinin kurduğu oyunların tam farkında olduğumuz bile söylenemez.

Moral bozmak istemem, ama

Listeye eklenebilecek hemen akla gelen daha pek çok madde var, ama onları anarak moralleri bütün bütüne bozmak istemiyorum.

Yukarıda sıraladığım olumsuzluklar da moralleri bozmamalı. Çünkü bütün olumsuzlukların hakkından, tabii istenirse, kısa sürede gelinebilir. Türkiye’nin öyle bir potansiyeli var. Ülkemiz yeniden övünme ihtiyacı duyulmadan övünülebilecek bir ülke haline gelebilir.

Belki de, Antalya’da karşılarında konuştuğu gençler, fırsat bulup konuşabildilerse, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na daha gerçekçi bir Türkiye tablosu çizmişlerdir.

Neden gençlerimizin yurtdışına kapağı atmak için çaba gösterdiklerini, kendilerinin de fırsat bulsalar neden burada kalmayacaklarını anlatsalar yararlı olurdu.

  • Abone ol