Darbe girişiminde bulunmak iddiasıyla 10’nu Ankara Emniyet Müdürlüğünde bir haftadır gözaltında tutulan 14 emekli amiral dün gece yarısı ilk serbest bırakıldılar. Bu kez film başlamadan koptu.

Bu,  gözaltı sonrasında medyaya sızan bilgileri ve kumpas iddialarını doğrular nitelikte.  Emekli amirallerin sorgu ifade tutanakları ortaya çıktığında veya yargılanmaları sırasında bunlar daha da netleşecek.

Cumhurbaşkanın metnin kamuoyuna yansıması ve gözaltılar sonrasında kurmaylarıyla yaptığı toplantı sonrası, iktidar çevresinden gösterilen tepkiyi frenlemesinin nedeni belli oldu.

Sürecin, iktidar kanadının “gözetimi altında” geliştiği belli oldu. Açıklamanın kamuoyuna yansıması sonrasında, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “zaten nefeslerimiz enselerindeydi” beyanı, tam da iktidarın dikizlemesinin boyutuna işaret ediyor. Bu doğrultudaki spekülasyonların haddi hesabı yok. Başlığına, tarihine, ilk yayınlanan mecraya bile birilerinin eli değmiş. Artık kamuoyunun bu konuda bir kuşkusu yok. İktidar kanadının tümü mü, yoksa içlerinden birileri mi bu sürece yön verdi, kimler nasıl ve hangi amaçla yönlendirdiler, manipüle ettiler veya kullandılar, durum zamanla daha da  berraklaşacak.

Türkiye siyasetinde, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren asker, etkin ve çoğu zaman da belirleyici oldu. Son elli yıldır hiç eksik olmayan darbeler nedeniyle, sivil-asker ilişkisi ve tartışması ülke gündeminden hiç düşmedi.

Ancak şu kısa sürede iki şey çok net açığa çıktı. Biri sivil-asker ilişkisi üzerinden sürdürülen tartışmanın artık eski anlamını yitirmiş olmasıdır. İkincisi, Türkiye’de siyasal krizi  kronikleştirenin muhalefetsizlik olduğu gerçeğidir.

Vesayetçi sivil siyaset

Gelinen noktada, sivil-asker tartışmasının eski anlamının ve değerinin değişmesine yol açan en önemli faktör; Türkiye’nin yeni rejiminde kurumların yapılarının ve işlevlerinin, vesayetçi sivil siyaset eliyle değiştirilmesi, dönüştürülmesi ve kuralsızlığın kurumsallaştırılmasıdır. Buna ordu, güvenlik bürokrasisi ve yapısı da dahildir.

Uzun yıllar, ordu/asker vesayetiyle sürdürülen kanun devleti olma iddiasındaki, ama evrensel norm ve değerlerden uzak Türk devleti; Cumhur İttifakını, kurumları işlevsizleştirilmiş, kanun devleti olmaktan çıkma aşamasına ulaşmış, milliyetçi otoriter, popülist tek adam yönetimini, paradigma değişimi olarak dayatıyor.

Bunun en bariz göstergesi, iktidarın iddialarına kamuoyu desteğinin bariz bir biçimde bu kez azalmış olmasıdır. Cumhur İttifakı partilerinin ilk günkü tarım il müdürlüklerinden yüksek yargı organlarına varana kadar her düzeyde sergiledikleri yüksek tepki, birkaç gün sonra düştü.

Diğer bir ölçü ise, amirallerle paralel düşünceye sahip kesimler, Balyoz, Ergenekon tutuklamaları sırasında gösterdikleri karşı tepkiye benzer bir tepki göstermediler.

Bu sonuçlara yol açan; iktidarın güven kaybı, darbenin hayata geçme olasılığının zayıflığı, 15 Temmuz darbe girişiminin iktidarca araçsallaştırılması, ordu yapısındaki ve asker-siyaset ilişkisindeki büyük değişim.

Bunlar başka bir tartışmanın konusu. Ancak ordu/asker, siyaset ve vesayet konularının yerini, Türkiye’nin öncelikli gündemi olarak demokratikleşme, sivil vesayet, hak ve özgürlükler, siyaset-vesayet ilişkisi gibi temel evrensel kriterler ve sorunlar almıştır. Buradan kaçış yoktur.

Demokratikleşmenin her alanda gerçekleştirilemediği koşullarda, ordu/asker vesayetinin yerini otoriter sivil vesayetin hızla alabildiğini, Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’nin hayata geçirilmesinde  tecrübe ettik.

Son yaşananlar,  darbenin de, sivil, asker veya teknokrat vesayetinin de panzehirinin insancıl, evrensel hukuk temelinde demokratikleşmek olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Bu süreç ikinci olarak, Türkiye krizinin kronikleşmesinin kaynağının muhalefet olduğunu tekrar açığa çıkardı. Ana muhalefetin, yukarda izah etmeye çalıştığım siyasal değişimin ayırdına varamamış veya varmamış olduğunu gördük. Hala iktidar partisinin belirlediği siyasal alanın periferisinde muhalefet etmeye devam ediyor. Türkiye siyasetini alternatifsizliğe mahkûm ediyor.  Ana muhalefetin kendine esas partner olarak belirlediği İYİ Parti ise iktidara daha bir yaklaşım sergiledi.

Bu süreçte her iki muhalefet partisi de kendilerini tekrar ettiler. Anlamını yitirmiş “darbelere karşıyız, gündem saptırılmak isteniyor” sözlerinin ötesine geçemediler.

Sorunu “gündem değiştirme iddiası” diyerek geçiştirmeye çalıştılar. Türkiye krizinin aşılmasında manivela olan demokratikleşme perspektifini ve normlarını geliştirip güçlendirecek bir yaklaşım sergileyemediler.

Hakan Tahmaz

  • Abone ol