Son dönemde daha fazla olumsuz konulara değindiğimi biliyorum. Lakin gelişmelerin arka planına baktığımızda insanın “keşke bir kaç olumlu iş olsa da yazsak” diyesi geliyor.

Bakın şu ‘cazibe merkezleri’ işi aslında oldukça önemli. Bu projelerin kapsamı umarım siyasi davranışla şekillenmez. Umarım verilen garantiler tarafgirlikle seçilmez. Umarım Doğu-Güney Doğu Bölgesinin ekonomik sorunlarını önemli oranda çözecek bu projeler, ekonomik kriterlerle belirlenir. 

***

Dün Türkiye’nin en büyük güneş enerjisi yatırımında imzalar atıldı. Yapılan ihaleyi en düşük teklif olan 0,0699 dolar/kwh ile Kalyoncu-Hanwha OGG kazandı. Bu ne anlama geliyor?

EPİAŞ verilerine göre 06 Mart haftası elektrik fiyatı 14,5 kuruştu. 13 Mart haftası ise elektrik fiyatı 14,7 kuruş oldu. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi elektrikte ev abonelerinin kullandığı en yüksek tavan fiyat 21,4 kuruş.

Şimdi Konya-Karapınar güneş enerjisi yatırımına devlet dünkü kur üzerinden 25,4 kuruştan garanti vermiş oluyor. Yani yaklaşık olarak şu anki elektrik fiyatından yüzde 70 daha yüksek bir fiyat veriliyor. Eskiden  güneş enerjisinde fiyat farkının 2-3 kata çıktığını da söyleyelim.

Türkiye, yeni enerji politikasında özellikle yenilenebilir enerjiye büyük önem veriyor. Yerli kömürden elektrik üretimi mesela. Veya rüzgar enerjisi üretimi de aynı durumda. Hatta bir çok hidroelektrik (baraj) üretimi de yenilenebilir enerji kapsamında destekleniyor. Yenilenebilir enerji desteğine kısaca YEKDEM diyoruz.

Şimdi siz bu desteğin ithal kömür ve doğalgazdan ucuz elektrik üreten şirketlerden alınıp, yenilenebilir yerli elektrik üreten şirketlere verildiğini sanıyor olabilirsiniz.

Ama öyle değil...

YEKDEM kapsamında üretilen elektrik dolaylı şekilde tüketicilere yansıtılıyor ve elektrik faturalarında görünmeyen kalemler üzerinden Milletten alınıyor. Nasıl ki kayıp-kaçak tutarı görünmeyen kalemler içinde Milletten alınıyorsa, YEKDEM’de de destek denilen para aslında Milletin faturasından ödeniyor.

***

Elbette “yerli üretimi destekleyeceğiz ve bunun maliyetine katlanacağız” diyebiliriz. Fakat Milletin parası ile desteklenen bir üretim şeklinin bu Millete de iyi bir şekilde anlatılması gerekiyor kanısındayım. Mesela YEKDEM kapsamında hangi firmalar ve hangi barajlar da destekleniyor? Veya YEKDEM kapsamında olması gerekirken, hangi iş adamlarının parası yıllardır bir türlü ödenmiyor?

Şeffaflık en önemli varlığımızdır. Şeffaf olmayan yerden söylenti ve dedikodunun yükselmesinden daha doğal ne olabilir!

Şimdi burada iki noktaya daha değinmem gerekiyor:

1- Acaba yerli ve yenilenebilir enerji olarak kabul edilen bu elektrik üretimindeneden alım garantileri dolar veya  euro ile yapılır ki? Hani Başbakanımız Sn Binali Yıldırımın dediği gibi “her şeyi dolara bağlamayın” sözünü Enerji Bakanlığı dinlemeyecekte, kim dinleyecek?

2-) İkinci mesele de şu: Türkiye önümüzdeki dönemde iki nükleer santral yapımı konusunda Rusya ve Fransız-Japon ortaklığı ile anlaşmalar imzaladı. Biz bu nükleer santral ihalelerinde kaç yıl ve kaç dolardan elektrik almayı garanti ettik?

***

Bugün aslında konumuz daha başka... O nedenle YEKDEM kapsamında gelecek yıllarda yükleneceğimiz büyük maliyeti önümüzdeki günlere bırakıyorum.

Hatırlarsanız bir dönem ülkemizde Mesut Yılmaz-Cumhur Ersümer yönetim ve himayesinde elektrikte alım garantileri verilirdi. Mesela benim çok iyi hatırladığım örnek Ünal Aysal’ın şirketine 0,20 dolar üzerinde verilen 20 yılı aşkın garantili işti. İsterseniz konunun dağılmaması için bu konuyu da şimdilik bir kenara bırakalım. Aksi halde ENKA santrallerinin de arkasına bakmamız gerekecek.

Demek istediğim konu şu: Hazine garantili ve yüksek ücretli yapılan ihalelerin gelecek nesiller üzerinde bırakacağı ağır maliyet baskısını şimdiden hesap etmemiz gerekiyor. Mesela Ruslarla yapmayı planladığımız Nükleer santrale 0,1235 dolar alım garantisi 0,1533 dolara kadar çıkabilir. En düşük ihtimalle dahi bizler nükleer santrallerden elektriği bugünkü kur üzerinden 45,0 kuruştan alacağız. Yani bugün elektriği 14-15 kuruştan piyasada satarken, Rusların yapacağı nükleer santralden elektrik alımını 3 katı daha yüksek fiyattan alacağız.

Keza Fransız-Japon ortaklığı ile yapılan nükleer santralde de fiyat biraz daha düşük olmasına rağmen, tablo çok değişmiyor.

***

Şimdi gelelim asıl meseleye. Kasım 2016’da başlayan ve halen devam eden elektrik sorunu Türkiye’de serbest piyasayı adeta bitirdi. Artık toptancı şirketler 20,0 kuruşun altında elektrik satamıyor. Zaten EPDK 93 firmaya yasak getirdi ve piyasayı yasak getirmediği şirket-şirketlerin kontrolüne dolaylı şekilde vermiş oldu.

Dağıtım şirketlerini özelleştirirken “kayıp-kaçak oranları” azalacak diye verilen taahhüt ve garantilerin nerede ise hiçbiri tutulmadı. EPDK bilmiyorum kaç kez “kayıp-kaçak” oranını azaltacağına artırarak bu yükü de vatandaşların elektrik faturasına bindirmiş oldu.

***

Aslında diyeceğim o ki; aslında yukarıda yazılan her şeye razıyız. Yeter ki elektrik gelsin... Ne verimliliği, ne üretimi  elektrik yok elektrik. Hala her gün, her an kimsenin haberi olmadan yüzlerce-binlerce kişinin çalıştığı fabrikalar elektriksiz kalabiliyor; fabrikalarda üretim duruyor.

Teşvikten önce bari biraz elektrik verin; yeter.   

  • Abone ol