Son günlerde Avrupa Birliği ülkeleri ile yaşadığımız sorunlar bizi Sayın Cumhurbaşkanımızın deyimi ile referandum eşiğine getirdi.  Muhtemelen 16 Nisan sonrası bir diğer referandumumuz Avrupa Birliği olacak. Çıkalım mı? Çıkmayalım mı?

İngiltere, Brexit ile birlikten çıkmayı halk oylaması ile kabul etti. Biz neden yapmayalım?

Hatta son yıllarda AB bize karşı verdiği hiçbir sözü de yerine getirmedi. Hatta olayı biraz daha tarihsel boyut ile ele aldığımızda sayısız düşmanlık örnekleri karşımızda durmuyor mu?

***

Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde yaklaşık olarak 4 milyona yakın gurbetçimiz yaşıyor. Yaşanan gerilimin en fazla bu kesimi ilgilendirdiğini net olarak görmeye başladık. Yakın tarihte bu gurbetçilerimizin büyük kısmının zaruri şekilde ülkelerine geri dönmeleri gerekebilir. En azından bundan sonra Avrupa’da bizler için yaşam hiç de eskisi gibi olamayacak.

İşin bir de ekonomik boyutu var.

Biz dış ticaretimizin değer yaratan, büyük istihdam oluşturan kesimini Avrupa Birliği ile gerçekleştiriyoruz. Nasıl mı?  (TÜİK kayıtlarına göre)

2016 yılında en fazla ithalatımızı Çin’den gerçekleştirmişiz. 198 milyar 610 milyon dolarlık toplam ithalatın, 25 milyar 440 milyon dolarını Çin’den yapmışız. Buna karşılık Çin’e ihracatımız sadece 2 milyar 329 milyon dolar olmuş. Tam 23 milyar 111 milyon dolar dış açık vermişiz.

Oysa, 2016 yılında Avrupa Birliği ülkelerine 68 milyar 357 milyon dolar ihracatımız olurken, 77 milyar 497 milyon dolar da ithalat yapmışız. Çin’e karşı 23,1 milyar dolar dış açık verirken, Avrupa Birliği ülkelerine karşı dış açığımız 9,1 milyar dolarda kalmış.

Siz hiç en fazla ihracat yaptığımız ülkenin 14 milyar dolarla Almanya olduğunu biliyor musunuz? Evet, Almanya’da bize 21 milyar 474 milyon dolarlık satışla ikinci sırada yer alıyor. Bakınız Almanya 7,4 milyar dolar dış açıkla aleyhimize iken, Rusya’ya dış açığımız 13,4 milyar dolardır. Rusya ve Çin’e 36,5 milyar dolar dış açık veren Türkiye, Avrupa Birliğine karşı 9,1 milyar dolar dış açık veriyor.

***

Burada konuyu kendi açımızdan ele aldığımızda olaya ne satıyoruz (ihracat) noktasından bakmamız gerekiyor. (TİM kayıtlarına göre)

Türkiye, 2016 yılında  131 milyar 676 milyon dolar ihracat gerçekleştirmiştir. Bu ihracatın da 24 milyar 838 milyon dolarını tekstil-hazır giyim sektörü gerçekleştirmiştir. Tekstil-Giyim sektörünün AB’ye ihracatı ise 16 milyar 27 milyon dolarla %64,5 paya sahiptir. Ekonomi Bakanlığının 2016 yılı “Hazır Giyim Sektörü” raporuna göre sadece hazır giyimde kayıtlı çalışan sayısı 500 bin kişidir.  Rapora göre 2015 yılında hazır giyimde açık ara farkla ilk 3 sıradaki ülkeler Almanya, İngiltere ve İspanya’dır. Bu ülkeleri ise Fransa ve Hollanda izlemektedir. Tekstille beraber kayıtlı çalışan sayısının 800 bini geçtiği başka kaynaklarda yer alırken, dolaylı şekilde istihdam edilenlerle beraber sektörün 5 milyonun üzerinde istihdama yer açtığı belirtiliyor.

Aslında benzer durum 23 milyar 890 milyon dolar ihracat yaptığımız otomotiv sektöründe de söz konusu. Otomotivde de ihracat Avrupa Birliğinde yoğunlaşmıştır. Avrupa Birliğine %78,7 oranı ile  18 milyar 797 milyon dolarlık otomotiv ihracatı gerçekleştiriyoruz. Otomotiv sektöründe ilk fabrika olarak 50 bin kişi çalışırken, yan sanayide çalışan 150 bin kişi ile bu rakam 200 bine çıkmaktadır.

Sermaye yoğun ve yüksek değerli bir alan olan otomotivde, her ana 1 çalışan 5 yan çalışana zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle sektörün kabaca istihdam miktarının 1 milyon olduğu belirtiliyor.

Bir diğer önemli sektör ise beyaz eşya, TV ve klima olmak üzere elektrik-elektronik ve iklimlendirme sektörü geliyor. Bu sektör 7 milyar 217 milyon dolar ihracat ile dış satışlarının yarısından az fazlasını (%53,5) AB’ye yapmaktadır.

Ayrıca AB’ye 5,5 milyar dolarlık demir-çelik ürünleri ihracatı yanında 5,1 milyar dolarlık da kimyevi madde ihracatı gerçekleştiriyoruz. Hatta başta fındık ve kuru incir olmak üzere kuru meyvede de 3,2 milyar dolarlık ihracatın %69,4’ü olan 2,3 milyar doları AB ülkelerinedir.

***

İşin özüne dönecek olursak kısaca yeniden hatırlatalım:

Bugün Türkiye ekonomisinin değer yaratan, sanayisini ayakta tutan ülkeler AB ülkeleridir. Rusya bizden otomotiv almamaktadır, Çin’de  almıyor. Elektrik-elektronikte Çin bize tüm mallarını satarken, biz Avrupa’da beyaz eşya ve TV’de marka oluyoruz.

Ve ülkemizde bu sektörlerde milyonlarca kişi iş yapmakta ve çalışmaktadır. Soframıza gelen ekmeğin büyük kısmını Avrupa Birliğine yapılan ihracat ile temin ediyoruz. Şimdi bizi iki referandum bekliyor. Önce kendi içimizdeki sistemi oylayacağız, sonra da yeni dünya düzenindeki yerimizi.

Bu oylamaların sonucunda da 4  milyona yakın gurbetçilerimizin ve ardından da tekstil-giyim, otomotiv ve dayanıklı tüketim sektörlerindeki milyonlarca çalışanın akıbetini belirleyeceğiz.

Oysa bugün, bize 25,4 milyar dolar mal satan Çinliler ile tarihi Çin Seddi’nin hesabını yeniden yapmak isterdim.

  • Abone ol