Ekonomiyi 3 kat büyüttük.

Ekonomide tarihi başarıya imza attık...

İyi güzel de; o zaman şunu soralım: Devletimizin parası mı bitti de, git-gel 320 liraya geçilen köprüler inşa ediyoruz? Büyük Türk devletinin parası mı bitti de, özel şirketlere çok yüksek bedellerden kamu yatırımlarını yaptırıyoruz?

Ortada bir çelişki olmalı.

Bir köprü git 160 lira; dön 160 liraya dünyanın hangi yerinde geçiliyor?

***

Kalkınma Bakanlığının sitesinde “Genel Devlet Konsolide İstatistikleri” mevcut. Bakalım devletimizin parası nereden kazanılıyor ve nereye harcanıyor?

2000 yılında tablo şu:

30 milyar 348 milyon lira vergi geliri toplanmış (GSYH’ya oranı %18,21)

49 milyar 408 milyon lira toplam kamu geliri olmuş (GSYH’ya oranı %29,65)

Bu gelire karşılık 61 milyar 599 milyon liralık harcama yapılmış (GSYH’ya oranı %36,96)

Ama bu harcamanın 21 milyar 179 milyon lirası faize gitmiş (GSYH’ya oranı %12,71)

Faiz dışında devlet idaresi için harcanan para ise 40 milyar 420 milyon lira. (GSYH’ya oranı %24,25)

İşin özeti şu: Devlet 49,4 milyar Lira topluyor ve 40,4 milyar Lira harcıyor. Geri kalanı ise faize gidiyor. Hatta faize giden 21 milyar 179 milyon liranın 8 milyar 988 milyonu vergilerden ödenirken, 12 milyar 191 milyonu yeni borçlanma yolu ile yapılmış.

Burada kritik nokta şu: Devlet idaresi için harcanan para ve GSYH’ya oranı nedir? 2000 yılında devlet idaresi için 40,4 milyar lira harcanmış ve bunun GSYH’ya oranı %24,25’miş.

***

Aradan geçen yıllar içinde ülkemizde ekonomik büyüme hızla arttı. Özellikle 2002-2008 arasında adeta örnek ülke olduk.

Ülke büyüdükçe,  devletin de topladığı para büyüdü. Mesela, 2003 yılında devletin topladığı para 143,5 milyar lira ile GSYH’nın %31,55’ine ulaşıyor. Aradan yıllar geçtikçe ekonomi büyüyor ama devletin topladığı para daha hızlı büyüyor. 2007 yılına geldiğimizde devletin topladığı para 283,5 milyar lira ile GSYH’nın %32,22’sine ulaşıyor.

Dikkat ederseniz 7 yılda devletin topladığı paranın ekonomideki payı %29,65’den %32,22’sine çıkıyor. Yani devlet ekonomiden fazladan 2,57 puan daha pay alıyor.

Oysa, sonraki yıllarda devletin topladığı para hızla artarken, devletin faiz dışındaki harcamaları da hızla artış gösteriyor.

Mesela 2000 yılında GSYH’nın yüzde 24,25’i kadar devlet idaresi için para harcanırken, 2015 yılında bu harcama oranını 37,88’e çıkartıyor.

Veya olayı şöyle ifade edelim: 2000 yılında devlet idaresi için faiz haricinde 40,4 milyar lira harcanırken, 2015 yılında devlet idaresi için faiz haricinde 743,4 milyar lira harcanmıştır. Eğer devlet idaresi için ekonomik büyüklüğe göre bir harcama yapılsaydı, 743,4 milyar lira değil 473,5 milyar lira yeterli olacaktı. Devlet idaresi için aradan geçen yıllarda fazladan yılda 270 milyar lira daha ek harcama yapar duruma gelmiş olduk. 

***

Büyüyen ekonomide devletin büyümesi de bir noktada makul karşılanabilir. Mesela eğitimde 50 kişilik sınıflar yerine, artık 25-30 kişilik sınıflarımız var. Benzer şekilde adalet ve emniyette de önemli kadro artışları ihtiyaca cevap verdi. İşin bir başka boyutu da kamuda ücretlerin eskiden çok daha olumsuz olduğuydu.

Ama her ne olursa olsun kamunun devlet idaresi için harcamasını fazladan yüzde 57 artırması tüm bu gerekçelerle açıklanamaz. Ortada çok ciddi bir kamusal israf olduğu aşikardır.

Hatta kamu, her yıl fazladan 270 milyar toplamasına rağmen “para vermeden köprü yapıyoruz” söylemine gidiyorsa da, ortada çok ciddi bir terslik var demektir. Bugün YİD modeli ile yapılan köprüler, otoyollar, şehir hastaneleri, havalimanları gibi yatırımlar aşırı maliyetle gelecek kuşakların gelirlerine ipotek koyuyor.

Ak Parti iktidarı 61 milyar doların üzerinde özelleştirme ile, kamusal geçmiş birikimleri satarak gelir oluşturdu. Şimdi de gelecek kuşakların gelirini bugünden hazine garantileri ile ipotek altına alarak “geleceği satıyor”. Gelecek satışının yatırıldığı alanlar ise maalesef verimlilikte  yüksek yerler ve ucuz alanlar değildir. Çanakkale köprüsüne ihtiyaç ve geçecek araç sayısı garantisi buna önemli bir örnektir.

Yüksek hazine garantili köprüler, otoyollar, havalimanları, şehir hastaneleri bir dönem sonra ülkemizde toplam maliyeti aşırı yükseltecek potansiyel taşımaktadır. Hatta ve hatta bugün tasarruf adı altında verilen BES destekleri de yarının hazine yükü olarak gelecek kuşaklara yazılmaktadır.

Yapılacak iki nokta vardır.

1-Kamusal harcamaları derhal israf noktasından çıkartarak hem azaltmak, hem de verimli alanlara yöneltmek gerekmektedir.

2- Kamusal gelirleri de derhal üretim ve büyüme alanlarından rant gibi atıl servet gibi gelir dağılımını düzeltici alanlara yöneltmek gerekmektedir.

Aksi takdirde bugün kurtardığımız her 1 gün, yarın bu topluma binlerce güne mal olabilir. Lütfen sadece bugünü düşünmekten vazgeçelim.

  • Abone ol