Önce bildiklerimizden başlayalım. 2002 yılında devletimizin iç-dış borç miktarı 256,8 milyar lira ile GSYH’nın yüzde 71,5’ine eşitti. (Hazine Müsteşarlığı verilerine göre).  2016 sonunda kamunun iç-dış borç toplamı 819,5 milyar liraya yükseldi, ancak borç oranı yüzde 31,6’ya geriledi.

Burada anlaşılacak konu şu: Kamunun iç-dış borcunda mutlak artış olsa bile borç oranı çok hızlı düşmüştür. Nitekim bu sayede ‘merkezi yönetim bütçesindeki’ faiz ödemesinin GSYH’ya oranı %14,8’den %2,5’e gerilemiştir.

Hatta seçim meydanlarında duyarsınız “bütçenin yüzde 87’si faize giderdi, şimdi bu oran yüzde 10’lara düştü” diye.  Zaten önceki gün Anadolu Ajansı (AA) bir haber geçmiş: 2001’de bütçede faiz giderleri %47,2 seviyesindeyken, 2016 sonunda yüzde 8,6’ya geriledi. Faizden arta kalan fazla para ise yatırıma gitti. (Burada yatırımı, ajansımız, oran olarak vermiyor. Yatırımların 4,1 milyar liradan 68,3 milyar liraya çıktığını yazıyor)

***

Ben size Maliye Bakanlığı’nın “Genel Devlet Dengesi” verilerinden kamu yatırım oranlarını vereyim: 2002 yılında %3,6 olan sabit sermaye kamu yatırım oranı, 2012 yılında %3,5 oluyor. 2016 yılında ise kamu yatırım oranı yüzde 3,8’ çıkıyor.

Yıllardır Hükümetlerimize “lütfen faizden arta kalan ve ekonomik büyümeden oluşan fazla vergiyi, verimsiz yerlerde kullanmayalım. Bir kısım vergi indirimi yaparken, bir kısmı ile de kamu alt yapı yatırımlarında kullanalım” diyorum.

Bu öneriyi çok daha bilimsel olarak Prof. Dr. Asaf Savaş Akat hoca Karar Gazetesine verdiği söyleşide Hükümete önerdi.

***

Şimdi ortada bir terslik olmalı değil mi?

Bir taraftan “Ekonomimiz hızlı büyüdü ve kamunun vergi+diğer gelirleri çok arttı” diyoruz. Diğer taraftan ise “Faiz ödemeleri nerede ise yok denecek seviyeye indi” diye övünüyoruz. Ama büyük kamu yatırımlarını da “para harcamadan” çok yüksek fiyatlardan özel sektöre yaptırıyoruz.

Yazılarımda sıkça yer verdiğim oranlar vardır.

Devlet, 2002 yılında GSYH’nın %31,0’ini kendine alıyordu. 2016 yılında bu oran %41,0’e çıktı. Kısaca 2016 yılında devlet, 2002 yılına göre fazladan 220 milyar toplamış oldu. Buna bir de faiz giderlerindeki düşüşten gelen parayı ekleyin.... Ama kamu yatırım oranı hala %4,0’ün altında.

Peki n’oluyor bu paraya?

***

Asıl konuya gelelim.

Dün Karar Gazetesinde bir haber yayınladık. Kalkınma Bakanlığı sitesinde yer alan “Kamu-Özel İşbirliği Raporuna” dayanarak devletin 455 milyar liralık Hazine garantisi verdiği görülüyor.

Aslında bu rakam tam doğru değil...

Raporda da yer aldığı gibi Türkiye, Yap-İşlet-Devret (YİD) veya Yap-İşlet (Yİ) ya da Yap -Kirala (YK) gibi modellerle 2013’den sonra büyük işler yapıyor. Dünyada bu konuda adeta 1 numarayız.

Mesela Şehir hastaneleri açılıyor. Meğer bu hastanelere tam 30 milyar dolar devlet üzerinden kira ödeyeceğimiz garanti edilmiş. Yani iş adamları bu hastaneleri devletten para almadan, Türk Halkının sağlığını düşünerek yapmıyor.

Hepimizin bildiği şu köprü ve otoyollar meselesine bakın. Mesela Gebze-İzmir arası otoban ve üzerinde bulunan Osman Gazi Köprüsünün yapım maliyetini, MAKYOL-NUROL ortaklığı 9,5 milyar dolar açıklıyor (2011 Hürriyet). Kalkınma Bakanlığı sitesinde geçen hafta yayınlanan raporda bu projenin toplam yapım değerinin 6 milyar 932 milyon dolar olduğu ilan ediliyor. 1,2 - 2,3 milyar dolar aralığında yapıldığı ileri sürülen köprüye ise yılda 14,6 milyon araç garantisi verildi. Yapım-işletim süresi (22-17 yıl) içerisinde köprü için verilen Hazine garantisinin de 11 -12,7 milyar dolar olduğu hesaplanıyor.

Bakın rakamlar net değil... Hep bir aralık hesabı çıkıyor. 2 milyar dolarlık bir işe 12 milyar dolarlık Hazine garantisi...

***

Peki, 3. Havalimanı için verilen Hazine garantileri nedir? Toplam tutarı ne ediyor? Mesela dış hat yolcu başına 20 euro, iç hatta 10 euro ve 6,5 milyar euro... İnanın net rakamı bilmiyoruz.

Aslında Hazine garantili işlerin detaylarını kimse çok net bilmiyor. Çünkü bu işler hazine garantisinden de çıkarak ilgili kurum garantilerine dönüştü. Mesela otoban ve köprü garantilerini Karayolları Genel Müdürlüğü karşılıyor. Şehir Hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı birimleri ilgileniyor. 

Anlayacağınız çocuklarımızın-torunlarımızın bile hayatını ilgilendiren “geleceğe ait garantiler” bir başlık altında detaylı bir şekilde toplanmamış.

***

Bugün, Türkiye’nin kamu borç oranı çok ciddi şekilde düşmüş durumda. Ama buna karşılık kamunun verdiği garantiler de ise büyük artışlar yaşandı. Kalkınma Bakanlığı sadece bir kısım projenin sözleşme tutarının 123,5 milyar dolar (455 milyar TL) olduğunu açıklıyor.

Örneğin bu listede yaklaşık 150 milyar liralık elektrik alacağımız Akkuyu Nükleer Santrali bulunmuyor. Bugün Türkiye’de elektrik kWh fiyatı 14-15 kuruş, ama biz Akkuyu’dan 12,35 dolar-cent (45 kuruş) elektrik alacağız. Kısaca 50 milyar liralık elektriğe 150 milyar lira ödeyeceğiz (bugünkü yaklaşık rakamlar). Japonlarla yapılacak nükleer santralde de verilen garantiler çok farklı değil.

Burada daha sayısını sayamayacağım onca işe hazine garantisi veriliyor. Ama kimin, nereye, ne fiyattan, ne oranda garanti verdiğini bilmiyoruz. Bence bu işleri bir araya toplamanın zamanı gelmedi mi?

  • Abone ol