Hazine Müsteşarlığı sitesindeki ‘mali piyasalar’ verilerine göre 2003-16 yıllarında bankacılık sektörünün durumu şu şekilde:

Toplam faiz geliri: 1 trilyon 303 milyar 515 milyon TL

Net faiz geliri: 589 milyar 522 milyon TL

Net kar toplamı: 256 milyar 308 milyon TL

Bankalarımız sadece 2016 yılında 194 milyar 732 milyon lira faiz geliri elde ederken, 37 milyar 531 milyon lira net karı da kasalarına koydular. 

***

Gelelim Maliye verilerimize. Yani, Ankara’nın şişmanlığına:

2003 yılında ‘merkezi bütçe’ 101 milyar 040 milyon lira gelir topluyordu. Buna karşılık 82 milyar 721 milyon lira da faiz hariç harcama vardı. 2003 yılı GSYH’mızın 460 milyar lira olduğunu hatırlatırım.

2003-Gelirler/GSYH: %22,0

2003-Giderler/GSYH: %18,0

2015 yılına geldiğimize devletimiz gelirlerini 483 milyar liraya yükseltmiş oldu. Devletimiz ‘merkezi bütçe’ giderlerini de 82,7 milyar liradan 453 milyar liraya artırmış oldu.

2015-Gelirler/GSYH: %24,7

2015-Giderler/GSYH: %23,2

Bakınız burada GSYH oranlarında ki küçük oynamalar sizi yanıltmasın. Mesela 2015 yılında devlet idaresi için merkezi bütçe harcamaları 2003 oranlarında kalsaydı, 453 milyar lira yerine 352 milyar lira harcayacaktık. Yani Ankara sadece merkezi bütçede ekonomik büyümenin dışında, fazladan yılda 100 milyar lira harcıyor.

Veya Ankara fazla şişmanlamayıp, ekonomik büyüklüğe göre aynı oranda vergi alsaydı, kamunun merkezi bütçesine vatandaş olarak 2015 yılında 483 milyar lira değil, 430 milyar lira ödeyecektik. 

Biliyorsunuz benzer hesabı daha önce ‘Genel Devlet Dengesi’ üzerinden tüm devlet gelir-giderlerinde yapmıştım. Orada da sonuçlar devletin yılda 250 milyar liraya yakın ekstra para toplayıp-harcadığını gösteriyor.

***

Dün “Herkes uçmayı bekliyor” yazıma bir okurun yorumu hayli ilginçti. Aslında şunu belirteyim ki, ben bu seviyede kaliteli bir okur kitlesinin başka yerde bulunmasının çok zor olduğunu da biliyorum. Bilgiye dayalı, yazıyı-konuyu geliştirici her yoruma ayrıca teşekkür ediyorum.

Yorumda ne diyor Akif okurumuz: “AKP iktidara geldiğinde kriz değil, yasaları çıkartılmış, kurulları ihdas edilmiş, Merkez Bankası bağımsızlaştırılmış bir ekonomik ortam; orta vadeli bir program ve IMF’den temin edilip kullanılmamış kredi buldu. Başarı Kemal Derviş’in. Ama ne yaparsın ki, program orta vadeliydi. Yenilenmesi gerekiyor. AKP on senedir, mevcut programı bile güncelleyemedi. İki buçuk sene sonra yürürlüğe girecek bir sistemin oylanması için niye acele edildi ? AKP’den çözüm bekleyen hiç boşuna umutlanmasın.”

İşte bu yorum üzerine bende yıllardır temas ettiğim ana soruna geri döndüm.

Biliyorsunuz artık; 2001’de IMF-Derviş önceliğinde yazılan “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programı iki ana eksene oturuyordu. 1-Bankalar iflas etmişti ve güçlenmeleri gerekiyordu. 2-Devletin kasası boştu, dolması gerekiyordu.

Bu nedenle ana ekseni dış krediye dayalı, yabancı sermaye bağımlılığı yüksek, üretim yerine tüketim odaklı ve kazanarak değil-borçlanarak harcayacak bir model uygulamaya alındı. Ve bu ekonomik modeli Kemal Derviş’ten bile çok daha iyi Ak Parti uyguladı. Bunu Kemal Derviş bile itiraf etti ve Ak Parti ekonomi yönetimini övdü.

***

Ak Parti 2002 sonunda iktidara geldi. Şimdi 2017 yılındayız. Onca şey değişti... Son olarak ise yönetim sistemi değişti...Ama Ak Parti hala IMF-Derviş ortaklığında yazılan ekonomi modelini değiştirmedi.

Hala krediye-borca dayalı üretimi az-tüketim odaklı Derviş-IMF ekonomi programını uyguluyor.

Hatta şu seçim sürecine bakın. Verilen desteklerin başında banka kredileri geliyor. Geçen yılın ilk 4 ayında 25 milyar kredi verilirken, bu yıl aynı sürede 111 milyar kredi verilmiş.

Ya devlet destekleri? Çoğu tüketimi artırıcı destekler. Tüketim mallarının vergisi düşürülerek ekonomi canlandırılmak istendi. İstihdama da verilen destek geçici süreli. Bu nedenle önümüzdeki  günler ödeme zamanı... Bütçe açığı mecburen azaltılacak. Devlet harcamalarını kısamayacağı için mecburen bu seçim harcamaları Milletten çıkacak. Hem eski vergiler ödenecek, hem de yeni vergi artışları muhtemelen gelecek.

Banka kredileri ise bir başka sorun zaten. Bedava faizler, hazine garantileri, uzun vadeli taksitler... Nerede ise hiçbiri üretimi ve büyük yatırımları sırtlamıyor.

***

İşin özeti aslında şu: Ak Parti bir türlü fikri tabanına uygun kurumsal kalkınmayı, değer artırıcı ucuz altyapı yatırımlarını, daha az kaynakla yönetilen küçük devlet yapısını hayata geçiremiyor. Muhafazakar bir parti olmasına rağmen Cumhuriyet tarihinin en devletçi partisi oldu.

Zaten seçim sonuçları Ak Partiye çok derin işaretler-uyarılar veriyor. Şehirleşmeden dönerek-kırsallaşan bir seçmen hareketi gözleniyor. Şehir merkezleri ve ekonomik gelişmenin yüksekliği oy kaybında öne çıkıyor. Ayrıca eğitim ve genç kitlesinde de  muhafazakar parti için önemli uyarılar bulunabilir.

Tabii ki, uyarıya açık kapı varsa.

  • Abone ol