Siz bakmayın benim bazı noktalarda karamsar oluşuma. Yok efendim git-gel 320 liraya köprü olur muymuş; yok kanun zoru ile arabalar yüksek ücretli yola mecbur edilir miymiş...

Enflasyon oranı yüzde 12 sınırında dolaşırken, üretim istediğimiz gibi artmıyormuş. Çift hanede demirlemiş olan işsizlik, kronik sorun olmuş...

Geçin bunları efendim. Türkiye aslında uçuyor... Evet evet; uçuyoruz da aslında bizim bilgimiz yokmuş.

İnanmayan varsa, dün TÜİK’in açıkladığı büyüme verilerine baksın.  Her şey açık ve net: Büyüyoruz ve uçuyoruz.

***

Eski seriden ve eski büyüme oranlarından biraz bahsetmek istiyorum.

2005 yılında 19 milyon 633 bin çalışan olan ülkemizde, bu sayı 2010 yılında 21 milyon 858 bine çıkıyor. Çalışan sayımız 5 yılda 2 milyon 224 bin kişi, yani yüzde 11,3 artıyor.

Aynı beş yıllık dönemde ülkemizin GSYH’sı (sabit fiyatlarla) 90 bin 500 liradan, 105 bin 886 liraya yükseliyor. Yani 2005-2010 arasında Türkiye ekonomisi tam yüzde 17,0 oranında büyüme sağlıyor. 

2005-2010 arası yüzde 17,0 büyümeye karşılık, yüzde 11,3 istihdam artıyor.

2010-2015 arası ise; çalışan sayısı 4 milyon 763 bin artışla 26 milyon 621 bine ulaşıyor. Çalışan sayısı tam %21,8 oranında artarken, aynı dönemde GSYH’mız sabit fiyatlarla %24,0 artıyor.

Lütfen büyüme oranları ile çalışan sayısındaki artışları bir kenarda aklınızda tutun. Şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz; büyüme ve istihdam ilişkisine son dönemlerde bakacağız.

***

2016 yılında istidam 26.621 bin kişiden %2,2 artışla 27.205 bin kişiye yükseliyor. Yeni seri büyüme oranına baktığımızda ise, 2016 yılı büyümesinin %2,9 oranında gerçekleştiğini görüyoruz.

Bence gayet uyumlu bir yıllık değişim söz konusu. Mesela 2016 yılı ilk çeyreğinde büyüme oranı yüzde 4,5 olmasına karşılık, istihdam aynı dönemde %3,6 artıyor.

Burada bir not düşmem gerekiyor: Büyüme oranı istihdam artış oranının üzerinde seyretmelidir. Oysa, 2010 sonrası büyüme oranları nerede ise istihdam artış oranı kadar gerçekleşmiştir. Büyüme oranı istihdam artış oranından daha yüksek olacak ki, hem çalışanlara hem de diğer üretim faktörlerine sermaye kalmalıdır. Aksi halde büyüme ile atbaşı giden istihdam artışı, aslında ekonomide bir yozlaşmanın olduğunu gösterir. (Bu konuda tablolar eşliğinde bir kaç yazı kaleme almıştım)

Şimdi gelelim 2017 yılına...

İlk iki ayda istihdam artışı %1,7; ama büyüme yüzde 5,0. Arada birden çok derin uçurum açılmış gibi duruyor. İki gün sonra Mart ayı istihdam verileri açıklanacak. Galiba Mart ayında acayip bir çalışan sayısı arttı. Bakacağız.

Ama üç aylık öncü göstergelerde de bir terslik var. Mesela sanayi üretim artışı ile büyüme oranına bakın. Sanayi üretimi %1,7 artıyor ama büyüme hesabında sanayi sektörü yüzde 5,3 büyümüş gözüküyor. Galiba az ama çok değerli mal üretmeye başladık. Üretim çok az artıyor, çok az insan çalışarak üretiyoruz ama çok değerli ürünlerimiz var. Ama bunları ihraç etmiyoruz. Çünkü ihracatta “yüksek teknoloji ürünlerin” payı da artmıyor.

17-06/13/qqq.jpg

Tüketimde de benzer durum görüyoruz. Yine TÜİK’in açıkladığı ‘Perakende Satış Hacmi’ ile GSYH içindeki ‘Hane halkı Tüketim Harcama’ değişimini reel olarak karşılaştırıyoruz. Perakende satış hacmi düşmüş ama hane halkı tüketim harcaması yüzde 5,1 artmış.

17-06/13/aadd.jpg

Ne diyelim, yöntemler, hesaplar değişiyor; bir şeyler oluyor ve kağıt üzerinde sorunlar düzeliyor. Oysa büyüme ve istihdam için 2017 yılı Nisan sonrasına bende epeyce umutluydum. Madem işler bu kadar iyiydi, neden Haçlılar bize saldırıp ekonomimize zarar verdi diye bağırdık?

  • Abone ol