Yüksek faiz üretimi zorlaştırıyor.

Para, ranta gittiği için sanayicilik, üreticilik cazip olmuyor. Bir de üretim için gerekli sermayenin maliyeti arttığı için, sanayi şirketleri kâr edemiyor ve bankalar kazanıyor.

Kusura bakmayın. Olayı çok basit şekilde ifade etmeye çalışıyorum. Karmaşık teorik yapılara bu aç halimle girecek değilim.

Kısaca yüksek faiz bir beladır diyelim ve bitirelim.

İyi ama madem yüksek faiz bu kadar beladır; Yunanistan neden battı?

Prof. Dr. Mike Tsionas ile Karar.com’da yaptığımız söyleşiyi lütfen yeniden hatırlayın. Haber 26 Haziran 2015’te “İflasa gidiş AB’ye katılınca başladı” şeklinde verilmişti.

Yunanlı profesör olayı AB’ye girince ucuz paranın getirdiği belalara bağlıyor. Borçlandırmak için faizin düşük olması gerektiğini anlatıyor ve bunun sonunda da Yunanistan’da sanayinin ve tarımın bittiğini söylüyor.

Şimdi ülkemize gelelim mi?

Dün, TÜİK “Yabancı Kontrollü Girişim İstatistiklerini” açıkladı. Bence önemli bir mesele. Biraz detaylı bakacağız.

Yine TÜİK verilerine göre, ülkemiz dış ticarette, ihracatının sadece %3,0’lük kısmını yüksek teknoloji ürünlerinden gerçekleştiriyor (Ocak-Nisan 2017 verisi). İhracatımızda ‘orta yüksek teknoloji ürünlerin’ payı ise %33,7’lik bir orana sahiptir. 

Şimdi gelelim sadede.

Hani diyoruz ya; eskiden bu ülkeye yabancılar sermaye getirmezdi. Oysa 2003 sonrası oluk oluk yabancı sermaye aktı. Evet, aslında bu söylenenler çok doğru şeyler. Mesela 1995-2005 yıllarında ülkemize gelen yabancı sermaye 84,8 milyar dolardı. Oysa 2005-2016 arası yine 11 yıllık sürede ülkemize gelen yabancı sermaye tutarı 482,3 milyar dolara yükselmiştir.

Not: Aslında 1995-2005 arası gelen 84,7 milyar dolarlık sermayenin de 67,6 milyar doları Ak Parti dönemi olan son 3 yılda gelmiştir.

1995-2005 arası yıllarda 24,1 milyar dolar doğrudan yatırım gerçekleştiren yabancılar, sonraki 11 yıllık dönemde doğrudan yatırımlarını 165,1 milyar dolara yükseltiyorlar.

Şimdi gelelim yabancıların kontrol ettiği üretim gücüne. TÜİK’in dün açıkladığı yabancı kontrol gücüne bakacağız.

2006 yılında yabancının kontrol ettiği üretim oranı %14,39.

2015 yılında ise yabancının kontrol ettiği üretim gücü %14,09.

Şimdi ilk soruyu soralım: Onca milyar dolarlar getiren yabancı, hiç mi üretim gücünü artıramaz?

Şimdi gelelim ikinci meseleye. Yani yabancı bu ülkeye üretim getirmedi ama teknoloji getirmiş olabilir mi? İşte bunun için “İmalat sanayindeki yabancı kontrollü üretimin, girişimlerin kullandığı teknoloji düzeyine” bakıyoruz:

Yüksek teknoloji payı %4,5

Orta-yüksek teknoloji payı %54,7

Hatırlayın şimdi ihracatımızı

Yüksek teknoloji payı %3,0

Orta-yüksek teknoloji payı %33,7.

Sahi, yabancılar bize ne kadar fazla yüksek teknoloji getiriyor? Mesela ithalata baktığımızda şunu görüyoruz:

Yüksek teknoloji oranı %15,2

Orta-yüksek teknoloji payı %42,4

Yabancılar doğrudan yatırımda bile yüksek teknoloji oranını yüzde 5,0’in altında tutarken, ithalatta yüksek teknoloji ürünlerini bize çok rahat satabiliyor.

Şimdi gelelim işin püf noktasına. Yani yüksek faiz üretimin belası da, düşük faiz neyin belası. Son 11 yılda ülkemize 482,3milkyar doları kaynağı belli olarak ve 34,6  milyar doları da kaynağı belli olmayan yabancı para girmiş. Buna rağmen ülkede yabancıların üretim payı ve gücü artmamış. Yani yabancılar ülkemize daha çok üretim, daha çok teknoloji için gelmemişler. Bu çok net.

Ne için gelmişler?

Elbette kazanmak için. Yani daha çok kazanmak için. Ama bunun için de ya mevcut şirketleri satın almışlar (çoğu finans şirketi), ya da doğrudan kredi vererek kendi mallarını satmışlar. Bu sayede ise hem borçlanmışız, hem de yabancı mallara bağımlılığımız artmış.

Hani  Yunanlı Prof. Dr. Mike Tsionas diyor ya; “Yunanistan’ı ucuz faiz batırdı”. Aslında bizde aynı yolda ilerliyoruz da; -anlayan yok-.

Bugün ucuz faizin kalkındırdığı bir ülke de yok, yüksek faizin kalkındırdığı bir ülke de. Bugün istikrarlı bir ekonomik tabloda kalkınmış ülkeler var. Enflasyonu hesaba katarak faiz hesabı yaptığınızda karşımıza son 5 yılda yıllık yüzde 1,0 gibi bir reel faiz çıkıyor. O zaman niye büyüme ve kalkınma bir türlü gerçekleşmiyor?

Hatta bakın daha ilginç bir şey söyleyeceğim. Merkez Bankası fonlama faizine ve GSYH’nın büyüme ilişkisine bakın. İnanın çok şaşırtıcı sonuçlar göreceksiniz.

Bugün sorunumuz yüksek faiz-düşük faiz değildir. Sorun faiz olsaydı 2003-2008 arası hiç kalkınamazdık. Eski yazılarda rakamları verdim. O yıllarda reel faiz yıllık yüzde 10,0’u geçiyordu; şimdi yüzde 1,0.

Tekrar ediyorum: Ekonomide sorunu faize indirgemek çözümden kaçmaktan başka bir şey değildir. Lütfen gerçek sorunları konuşalım.

  • Abone ol