Katar krizi elbette siyasi olarak Türkiye’yi doğrudan etkileyen çok önemli bir sorun. Lakin Katar krizinin getireceği bir yararı da göz ardı etmeyelim. Aslında bu yarar acı ilacın yan etkisi olarak da düşünülebilir.

Nedir bu yarar?

Katar konusunda sadece Türkiye hedefte değil. Aynı zamanda İran’da hedefe alınmış durumda. Biliyoruz ki, İran hedefe alındığında petrol fiyatları düşmek durumunda. Tabii ki petrole bağlı olarak (3 ila 6 ay arasında) doğalgaz fiyatları da geriliyor.

Hatırlarsanız Türkiye enerjisinin nerede ise yüzde 90’ından fazlasını yurtdışından ithal ediyor. Yani petrol ve doğalgaz fiyatları bizi doğrudan etkiliyor.

2016 yılında doğalgaza yaklaşık 16 milyar dolar ödedik. Sadece doğalgaz ithalat faturası 2013-14 yıllarında 35-36 milyar dolar seviyesindeydi. 2017 yılında fiyatlar kısmen yeniden artmaya başladı. Petrol fiyatları daha iki ay önce 55 dolar seviyelerinde gezinirken, 60-70 dolarlar konuşuluyordu. Oysa Katar krizi ile birden fiyatlar çöktü ve şu anda Brent türü petrol 45 dolar seviyelerinden işlem görüyor.

Türkiye enerji ithalatının yaklaşık 1/3’ünü petrole ve 2/3’ünü doğalgaza ödüyor. Yurtdışı fiyatların düşüşü ülkemize yeni fırsat kapıları aralıyor. Bir dönem 60 milyar doları aşan enerji ithalatımıza artık 23-25 milyar dolar ödüyoruz. Muhtemelen bu yılın ikinci yarısında cari açığı yeniden düzeltecek bir süreç yaşayacağız. Şu anda yıllık 33-34 milyar dolar seviyelerinde seyreden cari açık, yılsonuna doğru 30 milyar dolarlara kadar gerileyebilir.

Bu yıl bir ek kolaylık daha var. Turizmde  geçen yıla göre önemli artışlar var. Yıllık gelirimiz yeniden 35 milyar dolara doğru yükselebilir. Bu tabloya göre cari açığın 30 milyar doların bile altına düşme ihtimali kayda geçebilir.

Ama bizi cari açıktan ziyade, reel ekonominin belkemiği olan iç finansal dengeler ilgilendiriyor. Hatırlarsanız 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimi sonrası, ısrarla enerjiden başlayacak bir ucuzluğun iç piyasaya verilmesi üzerinde durmuştum. Bugün yeniden aynı noktaya geldik.

Önümüzdeki dönemde  doğalgazda ciddi bir ucuzlama daha yaşanacaktır. Kurlarda yaşanan gerileme ile beraber bu sefer fırsatı kaçırmadan, bu ucuzluğu iç piyasaya vermemiz gerekiyor. Bakın yeniden belirtmem gerekiyor: Geçen yıl ekonomide yaşanan kısmı tıkanıklığın ana nedeni enerjideki ucuzluğun yurtiçine yansıtılmamasıdır.

Bugün ‘maliye politikasında’ çok cesur kararlar alınıyor. Yıllarca üzerinde durduğum mesele vardı: “Ekonomiyi Ankara’nın şişmanlığı engelliyor” derdim. Ankara, devlet idaresindeki savurganlığı azaltmalı ve  vergi indirimleri ile üretimi desteklemeli görüşünü dile getirirdim. Bugün  maliye politikasında bu yönde çok cesur kararlar var. Gerçi bir kısım kararlar da “parasal genişlemeye” dayalı ama olsun.

Parasal genişleme kaynaklı bir enflasyon baskısı yaşarken, hem işsizlik hem de genel fiyat artışları hala çift hanede seyrediyor. Sürpriz büyümeye rağmen, sürdürülebilir bir ekonomi için  bu çift haneli veriler düşürülmelidir. İşte enflasyon için tarihi bir fırsat yeniden kapımıza geldi. Düşen enerji fiyatları ile önce doğalgaz ve ardından elektrik fiyatları da indirime gidilecek birer alan olarak planlanmalı. 15 Temmuz sonrası yanlış enerji politikası ile tıkanan ekonomiyi lütfen bu sefer aynı hatayla kapatmayalım.

Maliye politikasında gözlediğimiz cesur kararların yarısını da enerji politikasında gösterebilirsek emin olun bir çok sorun kendiliğinden çözüme girecektir.

Düşen enflasyonun faizleri de düşüreceğini hiç düşündük mü?

Bu nedenle yeniden ucuzluk diyorum. Kamu hemen vergi indirimlerinin yanına genel ucuzluğu da eklemeli. Bu sefer fırsatı kaçırmayalım.

17-06/26/aswder.jpg

Burada bir grafik görüyorsunuz: Büyüme oranları ile ticari faiz oranlarını bir anda görüyoruz. Çeyreklik ortalamalar halinde baktığımızda büyüme oranlarının düşük faizden özellikle etkilendiğini anlayabiliyoruz. Ama mesele şu şekilde de sorulabilir:

Bazı dönemler büyüme oranları düşerken, faizler neden artmaya devam edebiliyor? Yüksek faizden şikayet ettiğimiz eski dönemlere göre hem Merkez Bankası, hem de bankalar bugün daha yüksek faiz uyguluyor. O zaman sorun sadece para politikası yönetiminde mi; yoksa genel ekonomi yönetiminde mi?

Mesela zorunlu BES’li yapılan milyona yakın insan neden yüzde 25 peşin paraya rağmen sistemde kalmıyor? Ramazan Bayramınızı kutlarım. İnşallah sevincimiz uzun sürer.

  • Abone ol