* Kredi kartı bilgim kopyalanarak hesabımdaki para uçmuş...Kalan bakiye -0-

* Kimlik bilgilerim kullanılarak adıma yüzbinlerce lira kredi kullanıldı...Bakiyem eksi 100,000

* Bankadaki param meğer banka çalışanının sevgilisine gitmiş... Ne olacak ki canım, altı üstü büyük bir aşkın finansörü olmuşum. Hem sponsorlukların da bir ücreti yok mu?

* Meğer muhasebe müdürümün de bir aşkı varmış. İyi ve güzel bir eğlenceli hayat için milyonlarımı başka hesaba havale ederek, hesaplarımı boşaltmış. Aşk bu!

Vs vs vs...

İnanın benzer şekilde çok sayıda olay yaşanıyor. Bankacılık sistemimizde bir çok hesap, tasarruf sahibinin iradesi ve bilgisi dışında sıfırlanıyor.

Bu konuda çok sağlam çalışan bankalar olduğunu biliyoruz. Ama sistemini yenilemekte geciken ve bir çok müşterisini mağdur eden bankalar da var. İyi ama iyi banka ile sistemini yenilemekte geç kalan bankalar nasıl ayırt edilecek?

Bankalardan doğan hesap boşaltımları nasıl engellenecek?

Aslında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna (BDDK) başvurarak şu soruyu soracaktım. Vazgeçtim ve kamuoyu önünde aynı soruyu sormak istiyorum:

“Bankacılık sistemi güvene dayalı ve haklarında asılsız söylentiler ile zora girebilen bir yapıya sahiptir. Bu nedenle kredi-mevduat ilişkisini yalan ve yanlış haberlerle (maksatlı) zedelemek bir suçtur. Biz bunu 2001 krizinde yaşadık ve söylentilerle bir çok bankaya ağır zararlar verildi.

Oysa sistemin iyi işlemesi açısından, bankaların iyi yönetim ve basiretli tüccar esasına dayalı olarak çalışıp eksiklikleri gidermesi gerekiyor. Kendini yenilemeyen, hesapları yeterince takip edemeyen bankalar mevcut korumacı sistemde nasıl farklılaşacak? İran ticaretinde örneği yaşamadık mı; sevgilisi için müşteri hesaplarını boşaltan örnekte yaşamadık mı? Ve kamuoyunun bilmediği sayısız olayda.

Basın “haberlerde banka adını gizleyerek” yanlış yapanın yanına kar kalma düzeni devam mı edecek? Yoksa yanlış işlemler (sevgilisine banka müşterilerinin parasını yollayan banka ve çalışanı gibi) açıkça yazılamayacak mı?”

Aslında mevcut çarpık düzenin temel sorununu Bank Asya olayında ülke olarak yaşadık. FETÖ yapılanması bile 17-25 Aralık sonrası bir çok gazeteciyi Bank Asya üzerinden susturmayı başarmadı mı? Kaç gazeteci Bank Asya yüzünden sorgulandı?

Kısaca meramım şudur: Bankaların mevduat-kredi ilişkisine dair söylenti ve yalan yazılması 2001 krizi ruhuna uygundur. Ama bazı bankaların iyi çalışmayıp, müşterilerin hesabının boşalmasına kadar varan ehliyetsizliğini nasıl önleyeceğiz? Milyonlarca lira yatırarak müşteri güvenliğini sağlayan banka ile, müşterilerinin hesabının boşaltılmasına imkan veren bankalar nasıl ayırt edilecek?

BDDK umarım bu soruna bir cevap vermek durumunda. Unutmayın ki; FETÖ bile 73. madde ile Bank Asya’yı haksız yere uzun süre ayakta tuttu.

SAYIN BAKANIM SANSÜRÜ KALDIRIN

Bildiğiniz gibi halen ülkemizde “istihdam seferberliği” sürmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Mehmet Müezzinoğlu her ay istihdam seferberliği kapsamında verileri açıklıyor. Sayın Bakanımızın Nisan ayı itibari ile seferberlik kapsamında artışın 1 milyona geldiği açıklamıştı.

Ama TÜİK dün açıkladığı istihdam verilerine göre böyle bir rakam yok. Evet, devletin resmi rakamlarında böyle bir rakam yok...

TÜİK verilerine göre, Şubat ayından Nisan ayına çalışan sayısı 26 milyon 672 binden, 28 milyon 157 bine yükselmiş. Çalışan sayısındaki artış 1 milyon 485 bin kişi. Buraya kadar mesele yok...

Oysa detaya baktığımızda kayıtlı çalışan sayısı 614 bin kişi artıyor. Kalan 871 bin kişi ise kayıt dışı istihdamdan geliyor. Yani, çiftçi köyde havalar iyileşince tarlaya çalışmaya gitmiş. Veya inşaatta kayıtdışı çalışma başlamış.

İstihdam seferberliği kayıtlı çalışanlar ile oluşuyor. Nisan sonu itibari ile kayıtlı çalışan sayısının en azından 1 milyon artması gerekirdi. Ama artmamış...

Peki, gerçeği nereden öğreneğiz?

Tabii ki, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerinden. Her ay ‘aylık istatistik bülteni’ yayınlaması gereken SGK, Ocak ayından bu yana veri yayınlamıyor. Hatta İŞ-KUR bile Ocak 2017’den sonra veri yayınlamıyor.

TÜİK, istihdam verilerini ankete dayalı açıklıyor. Oysa SGK verileri kuruma kaydedilen çalışanların kaydından oluşuyor.

TÜİK’in ankete dayalı açıkladığı istihdam verilerine göre işsizlik oranı geçen yıla göre 1,2 puan artarak 9,3’den 10,5’e çıkmış durumda. Oysa sayın Müezzinoğlu Nisan ayı itibari ile en az 1 milyon istihdam olduğunu açıkladı.

Eğer, SGK verilerini açıklar ve TÜİK’e yollar ise bu durumda en azından yaklaşık 400 bin kişi daha işsiz değil, iş bulmuş olarak gözükecek. Ve de işsizlik oranı da yüzde 10,5’den daha düşük çıkmış olacak. Bunun tek yolu var; SGK ve İŞ-KUR’un veri yayınlama yasağının kaldırılması. Bence Sayın Bakan bu kararını yeniden gözden geçirebilir. Ve TÜİK verileri ile çelişen istihdam seferberliğinin gerçek sonuçlarını hep beraber öğrenebiliriz.

  • Abone ol