Bugüne kadar kaç ülkenin mallarını boykot ettiğimizi inanın hatırlamıyorum. Fransızların mı? Yok galiba İngilizlerindi...Belki de İtalyanların. Galiba Uzakdoğu ülkesinin bile mallarını boykot etmiştik.

Mesela son Hollanda olayını hatırlayın. İlk aklımıza gelen şeylerden biri de boykottu. Hemen listeler hazırlandı... Ve ardından Hollandalı ürünleri almayın kampanyaları başladı.

Tabii ki bu boykotlar hep sahipsiz yapıldı. Türk Milletinin vatan sevgisine dayıyordu sırtını. Ve olaylar kendi kendine gelişen bir zincir şeklinde gerçekleşiyordu.

***

Bir aralar sanırım Çin malları için listeler hazırlanmıştı. Ama liste o kadar kabarıktı ki, hacca bile gidilemez olduğumuz anlaşıldı. Bir ara da Almanlara karşı yine sertleşmiştik. Ama bütün lüksümüzü meğerse onlar karşılıyormuş.

İşi bilenler anladı ki, altyapımızı da Almanlar sağlıyormuş.

Ya Ruslar... Enerji hatları ile onlara bağlı olduğumuzu gördük. Biz boykot yapamadık ama Ruslar acayip boykot yaptı.

2015yılında ülkemize 3 milyon 652 bin Rus turist gelmişti. Oysa 2016 yılında gelen Rus turist sayısı 856 bine geriledi. Birden Rus göremez olmuştuk.

İşin bir de domates boyutu var tabii. İsterseniz o konuya hiç girmeyelim.

Şimdi bir hatırlatma yapalım: Ülkemizde para harcayan ve kalabalık olan turist iki ülkeden gelir. 2014 rakamları ile vereyim: (Merkez Bankası ‘ödemeler dengesi’ verilerinden)

Rus turist: 4 milyon 482 bin

Alman turist: 5 milyon 252 bin

Burada unutmayalım ki diğer B.D.T. ülkeleri adı altında gelen 4 milyon 322 bin turistte Rusya etkisi altında. Veya Avrupa’dan gelen 19 milyon 172 bin turistin bir kısmı da tabiri caiz ise Almanya’dan etkileniyor. (Veriler 2014 yılına ait)

2002-2016 yıllarında ülkemize güvenerek elini taşın altına koyup yatırım yapan yabancılar 139 milyar dolar getirmiş. Bu paranın da  104 milyar doları Avrupa’dan. Bu ülkelerden ise 22 milyar dolarla Hollanda ilk sırada yer alırken, Almanya 8,9 milyar dolarla yine ilk sıralarda yer alıyor.

Kısaca diyeceğim o ki; biz çok akıllıyız. Milli duygularımızla hareket ederek derhal boykotlarla ‘dünyayı’ dize getiriyoruz. Ama Almanlar hiç akıllı değil.

Burada çok önemli gördüğüm bir noktaya değinmem gerekiyor: Acaba bir ülkeye ajan-provokatörler iş adamı kisvesi altında gelemez mi? Mesela tekstil-konfeksiyon sektöründe en büyük pazarımız olan Alman alıcılardır. O alıcılar bize tuzak kuramaz mı? Biliyorsunuz ki bu sektörler ülkemizde istihdamın belkemiğini oluşturuyor. 5 milyon civarında kişi tekstil-giyim sektörlerinde çalışıyor...

Ayrıca 3,5 milyon kişi de Almanya’da yaşıyor. Onlarında bir durumu var tabii.

2011 yılında Ülke TV’de artan işsizlik ve gelir dağılımı bozukluğuna bağlı olarak, “Radikalleşecek Batı’dan bu gurbetçilerimizin geri dönüşüne hazır olalım”demiştim. Galiba öngörüm bazı ufak sapmalarla tutuyor... 

Artık herkes gurbetçiler için sofraya bir tabak daha eklesin derim.

3 milyon Suriyeli göçmene ek olarak

3,5 milyon gurbetçi göçmenimiz olabilir.

Bizim yüreğimiz zengindir. Misafirperverliğimiz meşhurdur. Gurbetçiler her ne kadar anavatanlarına dönecek olsa da, artık yabacılarıdır kendi memleketlerinde. 

Hazırlanalım derim.

Ek: Dış politika nedir? Nasıl belirlenir ve nasıl sürdürülür? Ülkeler birbirlerine hep hasmane mi davranırlar? Karşılıklı çıkarlar mı- kişisel konumlar mı politika belirlemede etkili olur? Bu konuda son yıllarda en iyi bulduğum yazı Dünya Gazetesinde İlter Turan’ın “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok’ mu?” başlıklı makalesi oldu.

Bence bi okuyun.

İş dünyasına

Türkiye, çok önemli değişim işaretleri veriyor. Bugüne kadar Bati ekseninde bütün konumlarını belirleyen iş dünyamız mevcut. Oysa yeni rota hiç de eski perspektifle uyumlu değil. Artık Alman ortaklığı, İngiliz işbirliği, ABD sermayesi bizim yeni rotamızda çok anlam ifade etmiyor. Ülkemiz yeni bir yol haritası ve yeni bir işbirliği alanı içerisinde.

Mesela artık Şanghay işbirliği örgütünü daha ciddi şekilde ele almamız gerekiyor. Yeni ortaklıklarımız, üretim alanımız ve satış pazarımız bu alana göre şekillenecek. Körfez bile istikrarlı hedef pazarımız olacak durumda değil. Ama asla ana pazarlarımız arasından çıkmayacak.

Teknolojiyi artık Batı’dan değil, Doğu’dan alacağız. Satışlarımızı Körfez ve Afrika’ya yoğunlaştıracağız. Benim siyasi söylemlerden çıkardığım işaretler bu yönde. En azından bir kapı kapandığında, artık ayazda kalmayacağız. Aralayacak yeni kapılarımız var ve de olacak.

Bütün mesele, bu yeni yönelime karşı iş dünyası nasıl refleks verecek? Eski ortaklık ve sermaye yapıları ile Yeni Türkiye’ye nasıl ayak uyduracaklar?

Galiba heyecanlı ve hareketli bir dönem bizi bekliyor. Eski alışkanlıklarımız artık olmayacak. Yeni dönemi önceden kavrayan kazanacak. Ve eskiler bir bir sahneden silinecek. İsteyen beklemesin; şimdiden gitsin.

Ya da, siz bilirsiniz!

  • Abone ol