Kim ülkesini daha çok seviyor! Bu hesaba hiç girmek istemiyorum. Ama bir ekonomiyi nasıl bu hale getirebiliriz diye düşündüğümde galiba biraz insaf edilmesi gerekiyor.

Yıllardır ekonomide temel sorunlardan bahsederim.

Türkiye genç-dinamik bir ülke. 15 yaş altı nüfus oranı 80’lere göre oldukça azaldı. Şehirleşme oranı ise nerede ise bitti. 65 yaş üstü nüfus ise hala çok düşük. Yani çalışma çağındaki orta yaş nüfus tarihi zirvede.

Ben buna “Orta Yaş Fırsat Ülkesi” diyorum. Demografik fırsat eşiği diyorum. Tarihi bir fırsat diyorum.

Bu yıllarda benzer ülkeler yıllık yüzde 10-15 ekonomik büyümeler gerçekleştirmişti. Bu yıllarda diğer ülkelerle ara kapatılıp, öne geçilmiş. Mesela 70’lerde İspanya, 80’lerde İrlanda örneklerine bakın.

Tarihi bir fırsat yakalamış durumdayız.

Bu kadar genç-dinamik bir ülkede yıllık yüzde 3-5 büyümeler asla ve asla başarı olamaz. Tersine büyük başarısızlıktır. Hatta bu yıllarda bir toplumu krediye alıştırmak, yan gelip yatmaya alıştırmak, havadan para ile yardıma alıştırmak ülkeye ihanet bile görülebilir.

Ammma çalışanın hakkını verdirmezsen de böyle bir tablo oluşur. 

Çalışanın hakkını savunacaksın. Çok çalışana, çok okuyana ve çok değer yaratana çok verdireceksin. Bakın bankalara... Milyarlarca lira kâr ile adeta bayram yapıyorlar. Oysa banka çalışanları yerlerde sürünüyor. Asgari ücretle köle gibi insan çalıştırıyorlar. Ben bankaları asıl bu yüzden eleştiriyorum.

Not: Bankalarda çalışanlar süründürülürken, üst yönetimlerin aldığı maaş ve kar paylarını düşününce insanın bu sisteme isyan edesi geliyor. Patronlardan daha fazla parayı maaşlı üst yönetimler götürüyor. Bunları da yazacağız... bekleyin. İsim isim kim ne almış göreceğiz.

***

Bankalar deyince yine aklıma faiz geliyor. Sistemi 2003’de yüzde 13 kredi oranı ile alıp yüzde 70 kredi oranına kim taşıdı? “Yapmayın-etmeyin, bütün sistemi faize bağlamayın” diye yıllarca yalvarırcasına yazdım. Kimse aldırış etmedi... Sermaye piyasalarında insanların soyulmasını önleyin dedikçe “halka satışına izin verilen şirketler 2-3 yıl içinde patır patır battı.”

Faizde sorun seviye değildir.

Faizde sorun makastır. Yani mevduat faizi ile kredi faizi makası tartışılmalıdır. Kim ki faizin oranını tartışıyor, anlayın ki yanlış bilgiye sahiptir.

Ama bugün asıl sorunu açıklayacağım.

Faiz nasıl düşer?

Elbette enflasyon düşünce. Veya krediye talep gerileyince. Yani şirketler ve insanların krediye talebini azaltıcı ekonomik model oluşturmak gerekiyordu.

Faiz yüksek diyoruz ama herkesi KGF ile faize alıştıran biziz. Ekonomiyi faiz ile kurtaran da biziz. Aklımız faizden başka bir şeye çalışmıyor. Varsa faiz, yoksa faiz...

Oysa ekonomide faizden başka yöntemler de var. Sermaye piyasası gibi, kazancı artırıcı “üretim programı” gibi.

***

Bugün maliyet enflasyonu yüzde 15’lerde. Manşet enflasyonu da yüzde 10’un üzerinde. Neden enflasyonu düşürmedik?

Yaklaşık 1,5 yıldır yalvarırcasına yazdım. Dünya’da enerji fiyatları hızla geriledi. Başta doğalgaz olmak üzere, elektrik fiyatlarını da indirin ve ülkeye ucuzluk gelsin dedim. Her ay EPDK-TÜİK verilerini tabloma işliyorum.

2013 yılında boru hatlarından aldığımız 35.484 milyon sm3 doğalgaza 35 milyar 680 milyon dolar ödedik. BOTAŞ 2013 yılını 1 milyar 556 milyon TL kar ile kapatıyor ama normal faaliyetleri başa baş.

2016 yılında boru hatlarından aldığımız 38.723 milyon sm3 doğalgaza 15 milyar 285 milyon dolar ödüyoruz.  Dikkat ederseniz aldığımız gaz yüzde 10 daha fazla, ama ödediğimiz fatura 35 milyar dolardan 15 milyar dolara düşüyor. 20 milyar dolar daha az.

Diyorlar ki TL değer kaybetti. Ortalama dolar/TL kurundan hesaplayınca da faturanın 64 milyar liradan 46 milyar liraya gerilediğini görüyoruz. Hem de daha çok doğalgaz almamıza rağmen.

Yok efendim BOTAŞ’ın geçmiş zararı varmış: Açın bilançoyu bakın; BOTAŞ’ın tek kuruş geçmiş zararı yok. Hatta 3 milyar 282 milyon kar yedeği birikmiş.

Yok efendim İran’dan tahkim parası gelmiş: Açın gelir tablosunu bakın; 8 milyar 110 milyon satış karından geliyor. Yani normal dışı gelir yok.

  • Abone ol