Türkiye 60 darbesi sonrasında planlı ekonomik modele geçerek “ithal ikamesi” üretim tarzını benimsedi.

Yani yabancılardan aldığımız malları, içeride kendimiz üretecektik. Bu amaçla yabancı mallarına çok yüksek vergiler getirdik. İçerideki üreticileri ise devlet desteği ile büyütmeye çalıştık. Özetle görünüşte milli bir ekonomi uyguladık

O nedenle bugün  toplumun karşısındaki eski kuşak zenginlerimiz, devlet tarafından büyütülmüş kesimlerdir. Yani sol argümana yakındırlar ve devletçidirler.

***

Yeni bir dönem olarak 80 sonrası geldi. “İhracata dayalı dışa açık ekonomik model” uygulandı. İhracat için gerekli yatırımlar için ara malı ithalatı arttı. Ama o güne kadar tarım ürünleri dışında yabancılara mal satamayan Türkiye, 90’lı yıllarda satışının 2/3’ünü sanayi malına çevirdi.

1982-91 arası 10 yıl toplamında -7.439 milyon dolar cari açık verildi. Yani yılda ortalama 750 milyon dolar cari açıkla yüksek büyüme oranlarına ulaştık. Aynı dönemde ihracatımız da iki kattan fazla arttı. 

***

Ve 2001 sonrası dönem...

Hani IMF-Derviş eşliğinde yazılan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programını” uyguladığımız dönem. Veya daha doğru ifade ile hala daha ekonomik modelimizin temelini oluşturan ve uygulamaya devam ettiğimiz model.

-Tüketime dayalı ekonomik model.

-Bankaların kasasını dolduran ekonomik model

-Devletin kesesini dolduran ekonomik model

-Ama tüm bu zenginlikleri cari açığa dayalı uygulatan ekonomik model.

-Ocak 2003-Temmuz 2017 arası tam 526 milyar 545 milyon dolar cari açık vermemize yol açan ekonomik model.

-Aynı dönemde yabancı sermayenin borç+sıcak para+şirket satın alımı+konut alımı gibi değişik yollarla bize 573milyar 835 milyon dolar yolladığı dönem.

-Aynı dönem, yabancıların kayıt dışı olarak 38 milyar 704 milyon dolar para getirdiği dönem.

Kısacası, Venezuela’nın yüksek petrol fiyatına dayalı hayal dünyası yarattığı ülke modelini; bizim de yabancı sermaye bağımlılığı ile uyguladığımız bir dönem. 

***

Artık göbekten yabancı sermayeye bağlıyız. Bu yılın ilk 7 ayında bile 25 milyar 958 milyon dolar cari açık vermiş durumdayız.

Hem cari açığa dayalı ekonomik model uygulayacağız... Hem de açığımızı kapatan her ülke ile ilişkilerimiz bozulacak. Açıkçası ben bu ters süreci çözemiyorum.

Karadeniz köylerinde çocukken şöyle bir tablo vardı: Okulda arkadaş edinirken, sokakta oynarken, yolda yürürken hep birileri ile dengeler gözetilirdi. Bir çok aile büyüğünün arasında sorunlar vardı ve çocuklar birbirini sevse bile arkadaşlık edemezdi. Nedir o sorunlar dendiğinde ise; çoğu ceviz kabuğunu doldurmayan şeylerdi. Yok yan baktı, yok selam vermedi, yok lafımı kesti vs vs..şeyler. İlişkilerini yürütemeyenlerin yükünü küçük çocuklar çekerler ve sonradan onlarda o yoldan giderlerdi. Çünkü mahalle kültürü artık o şekilde oluşuyordu.

Süreci hazırlayan koşullara kimse bakmaz ama herkes olayları sonuçları ile yorumlar hale geliyordu.

***

Bugün ülkemizde yabancı sermaye bağımlılığına dayalı bir ekonomik model uygulanıyor. Ve yabancılar artık ülkemize doğrudan yatırım olarak gelmiyor. Faize dayalı sermaye akımı ile durumu idare ediyoruz. Bugün yaşadığımız her sorun yabancılara sermaye için daha yüksek faiz ödemek anlamına geliyor. Milli davalar ve milli çıkarlar konuşulurken her milli duruşun daha yüksek faiz demek olduğunu da aklımızdan çıkarmayalım.

Ya da artık yeni bir ekonomik model yazarak üretime dayalı modele geçelim...

80 öncesi ithal ikameci modelin aslında gayri milli bir model olduğunu ve yıllarca ülkemizi fakirliğe hapsettiğini maalesef Özal sayesinde öğrendik. Cari açığa dayalı bugünkü modelin de ne kadar yabancı sermayeye muhtaçlık oluşturup-yerli ekonomiyi (üretimi) ezdiğini kim bilir ne zaman öğreneceğiz. Hem de en milli olduğumuzu söylediğimiz dönemde...

  • Abone ol