Sessiz ve derinden bazı şeyler değişiyor.

Ülkemizde “ortaklık kültürü” maalesef “ortağı soyma kültürü” olarak işliyor. Mesela bazı altın kurallar vardır:

Büyük ortak - küçük ortağı yer

Kötü ortak - iyi ortağı kovar

Ses çıkarmayan  küçük ortak 
makbuldür

İmtiyazı olan konuşur...

***

Halka açık şirketlerimizin bir çoğu maalesef “borsada vurgun yapmak için” gelmiştir. Halka açıldıktan kısa süre sonra ek hisse satışları-bedelli sermaye artırımları vs vs türlü türlü yollarla küçük ortağı yolma yöntemleri kullanılmıştır.

Burada sayamayacağım kadar sayıda küçük ortak aleyhine oyun ve düzenbazlıklar vardır. İşte bu yüzden ekonomik sistemimizde sermaye piyasaları istediğimiz gelişimi gösterememiş ve sistem sadece FAİZ pazarına bağlanmıştır.

Böylece tarihin en yüksek FAİZ PAZARI  ORANLARINA ulaşmış olduk.

Türkiye, 2001 krizinde faizler yüzde 3-4 binlere çıkmasına rağmen batmamıştır. Çünkü faiz piyasası ekonominin yüzde 10-12’si düzeyindeydi. Artık faiz piyasamız ekonomimizde yüzde 70’ler oranında pay alıyor.

***

Geçen günlerde ilginç bir gelişme yaşandı. Halka açıklık oranı çok yüksek olan bir holding, yönetim kurulu başkanının net 24 bin lira olan maaşını 80 bin liraya; yönetim kurulu başkan vekili maaşını da 20 bin liradan 30 bin liraya çıkarma kararı aldı. Ama Sermaye Piyasası Kurumu (SPK);

-Şirketin finansal durumunu

-Şirketin yüksek halka açıklık oranını

-Genel kurula katılım oranının düşüklüğünü

-Şirket yönetim kurulu toplantılarına katılım durumlarını dikkate alarak, zam oranının şirketin diğer personeline uyguladığı yüzde 8,14’lük zam oranını aşmaması gerektiği konusunda bilgilendirmede bulundu.

***

Yıllardır ortaklık piyasamızın daha düzgün işlemesi gerektiği konularında yazılar yazıyorum. Çok düşük hisse oranı ile çok yüksek imtiyazlı hisse ile çok kötü yönetilen şirketler var. Toplanan paralar-sermayeler imtiyazlı küçük ortağın kararlarına heba ediliyor. Kaynaklar israf ediliyor ve sermaye piyasamıza olan güven bir türlü yükselemiyor.

BIST yönetiminin son aylarda bazı ilginç halka arzları pazarlarına almadığını da duyuyoruz. Özellikle küçük ve vurguncu şirketlere artık bu pazarda yer olmadığı mesajı veriliyor. Umarım bu irade birleşerek toplu bir güven unsuruna dönüşür. Umarım geçmişin karanlık ilişkileri ve halka arzları ve sermaye artırımları da gün ışığına çıkartılır.

Tekrar belirtmek isterim ki; sistemimizde maalesef yatırımcı haklarını koruyacak bir 3. taraf bulunmuyor. Yatırımcı hakları için oldukça karmaşık olan mali düzende bireyler tek başlarına kalıyor. Bu açığında bir an önce kapatılması gerekmektedir.

T. TELEKOM VE BANKALAR

Dün, Türk Telekom olayını kısaca yazdım. Şirketin yönetim hakkı özelleşmiş olsa da, bütün varlığı ile ülkemizin bir değeri olduğunu ifade ettim. Fark ettiyseniz yabancı ortağın adını bile yazmadım.

Eğer biz ülkemizdeki değerlerimizi korur isek, o değerler elbette para etmeye devam edecektir. Biz bunun örneğini Finansbank olayında, hatta Garanti Bankası olayında yaşadık. Bu iki bankaya ortak olan yabancı ortaklar kendi özel durumlarından dolayı zora düştüler. Ve nakit ihtiyaçlarını değeri yüksek olan Türk şirketlerini satarak karşıladılar.

Şimdi insanın aklına şu soru geliyor: Acaba biz Finansbank ve Garanti Bankasının yüksek değerle yabancı ortaklar arasında el değiştirmesinden pişman mı olduk? Veya aynı şeyi şimdilerde Türk Telekom için neden düşünmüyoruz?

Ortağın Avrupalı veya Amerikalı olması ile Körfez ülkelerinden olması neyi değiştiriyor? İşte ben bunu anlayamıyorum?

  • Abone ol