Düşük faiz istiyoruz.

Bunun uğruna Ali Babacan’ın başına neler geldiğini hatırlayın.

Ya Erdem Başçı?

Haklarında neler söylenmedi ki...

Faiz lobisinin ne olduğunu öğrenmeleri gerekiyordu. Karşılarında sözde millicilerden kurulu birileri çıkmıştı.

O tarihlerde Merkez Bankasının piyasaya verdiği paranın faiz oranı yüzde 7,50-8,50 aralığında seyrediyordu.

Yine o tarihlerde ülkemizde ortalama enflasyon oranı da yüzde 7,60-7,80 aralığındaydı.

İşte bu veriler eşliğinde adı yüksek faizciye çıkartıldı Ali Babacan ve Erdem Başçı’nın isimleri. Gayri milli olmakla suçlandılar. Yüksek faiz vererek ülkeyi zor duruma düşürdükleri ortalığa söyleniyordu.

***

Bugün durum ne?

Enflasyonda 10 aylık ortalama %10,87

Merkez Bankası Mayıs ayından bu yana faizde yüzde 11,90’ın altına bir türlü inmedi. Bazı günlerde yüzde 12,0 bile görüldü.

Erdem Başçı döneminde de krizler yaşandığında ara ara çift hane görüldü ama hiçbir zaman bu kadar yüksek ve bu kadar uzun süre çift hanede kalınmadı.

Merkez Bankası faizinde küresel kriz sonrası tarihi rekorlar yaşıyoruz. Hem oran hem de süre bakımından.

Ve galiba bu yüksek faize de bir kulp bulundu..

Artık ülkemize yabancı doğrudan yatırım daha az geliyor. Dış borçlanma imkanları da azaldı. Yabancı sermaye ihtiyacını bu yıl çok büyük oranda faiz getirisinden karşılıyoruz.

Kısaca cari açığı yüksek faize dayalı sıcak para ile kapatıyoruz.

İşte o nedenle artık yüksek faiz önemli ve değerli oldu.

Bugün ülke yararına yüksek faiz uygulanıyor.

Eskiden ekonomide uçmamızı önlüyor dediğimiz yüzde 7,50-8,50 faiz oranı yerine; bugün yüzde 12,0 faize milli gözle bakıyoruz.

Anlayacağınız o ki, oranlar yükseldi ama;

faizin lobisi gitti

Millisi geldi

Açıklama: Sloganla yönlendirilmek istenen ekonomide yüzde 7,50-8,50 faize lobi dersiniz. Ama yüzde 12,0 faizi de milli diye savunursunuz.

Üretim sorunu!

Hormonlu ekonominin büyüme sevincini tam yaşayamadan, yan etkilerini yaşamaya başladık.

Yeni yılda vergiler yüzde 14,47 artacak. Bir çok harç-haraç artış oranı belli oldu. Kesin kararı Bakanlar Kurulu verecek ama Naci Ağbal “MTV’de yüzde 15,0 zaten olacaktı. Üstüne 10 puan zam yaptık” demedi mi?

Enflasyon artışı kolay kolay düşecek gibi durmuyor. Baz etkisi ile 2018 başında küçük bir düşüş olur ama o da geçici. Yani tek hane geçici..çift hane kalıcı hale geldi.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi aslında gerçeği söyledi: “Yüksek talebi keserek enflasyonu düşürmek istemiyoruz”.

O zaman üretimi artırmak gerekiyor. İyi ama zaten bir çok sektörde kapasite 3 vardiyaya çıkmış durumda. Kapasite Kullanım Oranı yüzde 80’lere geldi.

Geriye yeni yatırımlarla üretimi artırmak kalıyor.

Ama OHAL sürecinde yatırımlarda olmuyor. Dünyanın bir numaralı teşviklerine rağmen yatırımların artmasını bırakın, azalıyor.

Çare ne?

***

Son beş yılda ülkemiz reel olarak yüzde 30,9 büyüme göstermiş. Buna karşılık sanayi üretimi (miktar bazında) bu büyümenin yarısında kalmış (%15,055)

Büyümeyi karşılayacak üretimi gerçekleştirmediğimiz sürece enflasyonda hedefler tutmaz oldu.

Talep  artıyor

ama

arz artmıyor.

Şimdi yeniden soralım: Talep eksenli (tüketim) büyüme modelinde daha ne kadar ısrar edebiliriz?

Not: Genişleyici maliye politikasını yıllardır savunuyorum. Ama genişleyici maliye politikası tüketime değil, üretime yönelik olmalıydı.

Orta yaş fırsat ülkesinde savunmacı ekonomi politikası bizi potansiyelimizden uzaklaştırır. Ama tüketim odaklı agresif büyüme de bizi savurgan bir toplum haline getirir. Stagflasyonun ayak seslerini duyar gibiyim...

  • Abone ol