Aslında herkes biliyor ki, gıda fiyatlarındaki artışın temel nedeni üretici, yani çiftçi değil. Aslında herkes biliyor ki, tarlada 3 kuruşa satılan bazı ürünler, marketlerde 3 lirayı geçiyor.

Ülkemizde raf fiyatı ile tarla fiyatı arasındaki makas o kadar açık ki, gıdaya harcanan paranın büyük kısmı çiftçiye gitmiyor. Çiftçi ise zor şartlarda, artan girdi maliyetleri ile mecburi üretim gerçekleştiriyor.

BM Gıda ve Tarım Örgütü-FAO raporuna göre kasım ayında gıda fiyatları düştü (%0,5). Hatta ekim ayında da gıda fiyatları %1,3 düşmüştü.

FAO’ya göre ekim ayında süt ve süt ürünlerinin fiyatı %4,2 düşerken, bu düşüşe kasım ayında bir %4,9 düşüş daha eklendi. Böylece son iki ayda dünyada süt ve süte bağlı ürünlerin fiyatı yüzde 8,92 gerilemiş oldu.

Peki, ya Türkiye’de?

Son iki ayda ülkemizde süt ve süt ürünleri fiyatı yüzde 9,17 arttı. Son bir yılda ise süt ve süt ürünleri fiyatı tam yüzde 23,19 artış göstermiş oldu..

Sadece kasım ayında: Süt %4,95 - yoğurt %2,25 - beyaz peynir %5,24 - kaşar peynir %3,92 - tereyağı %4,58 zamlandı.

***

Tarlada 5,92 lira olan nohut, marketlerde 13,22 lira. Üreticide 4,69 lira olan kuru fasulye, marketlerde 8,75 lira.

Ha, bir de taze fasulye örneği verelim: Üreticide 2,77 lira iken, marketlerde 5,32 lira. Ya ıspanak? 1,48 liradan başladığı yolculuğu 3,16 liradan tamamlıyor.

Bizim yetkililer burada iki argüman öne sürüyor: Diyorlar ki, “Tarladan-rafa kadar ürünlerde kayıp-kaçak oluşuyor. Bu nedenle ürünlerdeki fire oranı fiyat farkına yol açıyor.”

Uydu mu size bu gerekçe?

Ben de söyleyeyim mi? Evet, yeşil ürünlerde (roka, marul, tere) gibi ve ezilmeye müsait ürünlerde (domates gibi) ciddi fire oranları oluşuyor. Sorarım size nohut toplandıktan sonra nerede fire veriyor? Ya kuru fasulye?

Çok düşük fireli ürünlerde bile fiyat farkı yüzde 100’ü geçiyor.

O zaman sorun nerde?

1- En büyük sorun perakende sektöründeki tekelleşme ve aracılığın oluşturduğu stokçulukta. Yani hem aracılık sistemi hem de perakende sistemi ülkemizi gıda işini kilitliyor.

Kimse de çıkıp, “Yahu biz her önüne gelene her istediği yerde büyük marketler açtırdık. Mahalle aralarına bile zincir marketleri soktuk. Yan yana bile hipermarketler var” diyemiyor. Deseler, günahı kabullenmiş olacaklar. Kabullenmemek için de sürekli ithalata sarılıyoruz...Çiftçiye bir darbe daha vuruyoruz.

Ya ikinci sorun?

2-Taşıma sorunu: KARAR Gazetesinde detaylı haberini vermiştik. Taşımacılıkta ilk sorun karayolu...Yüksek akaryakıt vergisi nedeniyle taşımacılık maliyeti tarım ürünlerinde ciddi bir maliyet. Ama son bir yılda ekstradan özel sektörün yüksek ücretli köprüleri ve otoyolları bu maliyeti bir miktar daha artırdı.

Osman Gazi Köprüsü ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü + otoyolu özellikle İstanbul’da tarla fiyatları ile raf fiyatlarının açılmasına yol açtı.

Önceki gün TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba ile konuşuyor: “Dünya’da gıda fiyatları düşüyor” diyor. “Bizde tarla fiyatları da artmıyor ama raf fiyatları artıyor” diyor.

Diyor da, sorunu anlaması gerekenler anlıyor mu?

Her enflasyon açıklandığında bir kez daha ithalata sarılalım alışkanlığı nerden geliyor? İçeride sistemi organize etme gücünü neden kendimizde göremiyoruz?

Şu raf fiyatlarının bir kısmını daha çiftçiye aktarmanın yolunu bulabilsek, ne olur siz hayal edin? Şehirlerde insan mı kalır? 

Aklımızı ithalat yapmaya kilitlediğimiz için yurt içi sorunları çözmeyi her nedense kimse istemiyor. Bu ülke bunu 80’lerin sonuna doğru pirinçte yaşadı. Pahalandı diye ithalatına izin verilen pirinç, sonradan stokçular yüzünden önceki fiyatında üzerine çıktı. Çünkü yerli üretici ithalatın başlaması ile üretimden çekilmiş ve piyasa ithalatçı tekellerin eline kalmıştı.

Sahi şimdi bu “Gıda Komitesi” neye çalışıyor, kime çalışıyor?

  • Abone ol