Ekonomik sıkıntılar ve sokağa taşan istekler. Aslında tarihte hiç bir zaman bitmeyen bir süreç. Fransız Devriminden Rus Devrimine kadar giden ekonomik gerekçeler. Daha 6 yıl önce, 2011 yılında ABD’de sokaklar “yüzde 1 için yüzde 99 hayır” diyerek göstericilerle taşıyordu. Hemen ardından 2012 yılında Avrupa’da birçok gelişmiş ülke sokakları ekonomik isteklerle alev alev yanıyordu. Hatta bu süreç o kadar yayıldı ki, Ortadoğu ve  Kuzey Afrika’da Arap Baharı oldu... Kuzeyimizde ise Ukrayna ve Gürcistan’da renkli devrimler olarak anıldı. Elbette bu sokak hareketlerinin içinde haklı istekler olduğu gibi, yabancı ülkelerin isteklerinin de şekillendiği iddia edildi. Batı ülkelerinde sokağa taşan istekler bir süre sonra ekonomik karşılık bulurken, daha az gelişmiş ülkelerde sokak hareketleri sistem sorunları ve değişimlere yol açtı. 2012 yılında Hamburg’un nerede ise her tarafı yanarken, bugün Almanya’da tarihin en düşük işsizlik oranları konuşuluyor. Keza, ABD tarafında da artık en düşük işsizlik ve enflasyon oranları dile geliyor. Ekonomik sıkıntıların ve artan beklentilerin karşılanmaması ile son olaylar İran’da görülüyor. Anadolu Ajansının (AA) dün geçtiği “Görüş” analizinde İran Araştırma Merkezi (İRAM) iç politika koordinatörü Serhan Afacan olayı şu şekilde açıklıyor: “İran’da 2017 yılının son günlerinde Meşhed merkezli başlayan toplumsal hareketlenme, birkaç gün içerisinde ülke geneline yayıldı ve İranlılar 2018’e gergin bir atmosferde girdiler. Batık banka ve finans kuruluşlarında paralarını kaybeden mağdur mûdîler, işsizlikten şikayetçi gençler, son bütçe tasarısıyla devlet sübvansiyonlarının kesilmesinden rahatsız olan kesimler ve genel anlamda ülkedeki ekonomik sıkıntıların altında ezilenlerden oluşan kitleler sokakları doldurdular.

DIŞ GÜÇLER SENDROMU

1979 Devrimi sonrasında ise ABD ve İsrail’in hayati düşmanlar olarak ilan edilmesi de İran’da dış mihrak kaygısını artırmıştır. Yıllar içerisinde bu iki ülkenin İran’ı hedef alan hasmane açıklamaları da bu kaygıyı tetiklemiştir. Sonuçta, geride kalan yaklaşık kırk yıllık İran İslam Cumhuriyeti tarihinde meydana gelen hemen her toplumsal olayın arkasında dış mihrakların olduğu iddia edilmiştir. İran’ı yakından takip edenler açısından ise bazı dış güçlerin İran’ı istikrarsızlaştırıp ülkenin mevcut rejimini değiştirme hayalleri gütmesi kadar, ülkede her an patlamaya neden olabilecek toplumsal şikayetlerin varlığı da aşikardır.        

PROTESTOCULAR KİM?

Bazı bankaların yanı sıra yüksek faiz vaadiyle mevduat toplayan Arman, Hazar (Caspian), Saminü’l-Hucec, Saminü’l-Eimme ve benzeri bazı finans kuruluşlarının iflas etmesi İran’da son dönemlerde önemli bir sorun olmuştu. Ülkede bu türden bir kısmı lisans sahibi olmayan ve mûdîlere yüzde 25’e varan astronomik faizler vaat eden binlerce kuruluş olduğu iddia edilmekte ve bu kuruluşlardan mağdur olanlar yıllardır dönem dönem ülke gündemine gelmektedir. Son olarak, Mayıs 2017’de İran’ın Kirman, Luristan ve diğer eyaletlerinde protestolar düzenlenmiş hatta Tahran yakınlarındaki Kerec’de Arman kurumunun bir yöneticisi öldürülmüş ancak olayın nedeni açıklanmamıştı. Diğer yandan, 19 Mayıs 2017 cumhurbaşkanlığı seçim kampanya ve tartışmalarına da rakiplerin karşılıklı yolsuzluk iddiaları damga vurmuştu. Seçimlerden bir süre önce ülkede bazı yöneticilerin aldıkları iddia edilen astronomik maaşlar da kamuoyu gündemini uzun süre meşgul etmişti. Ülkedeki bazı kronik ekonomik problemlerse kamuoyunun konuya gösterdiği ilgiyi öfkeye dönüştürmüştü.        

BEYİN GÖÇÜ

İran uzun süredir, resmi verilere göre yüzde 9 dolaylarında enflasyon ve yüzde 13 civarında işsizlikle karşı karşıya. Özellikle enflasyon oranı aşırı yüksek değilse de İran’da asıl sorun ülke ekonomisinde yaşanan büyük daralmadır. Ayrıca giderek derinleşen gelir uçurumu ve düşen petrol fiyatları da ülkedeki ekonomik realitenin vahametini artırmaktadır. Yoksulluk sınırının bin dolar olduğu ülkede nüfusun önemli bir bölümü bu sınırın altında yaşıyor. Yaş ortalaması 29.4 olan İran’ın 80 milyonluk nüfusunda yaşanan beyin göçü, gelecek kaygısı ve siyasete duyulan güvensizlik sorunu daha da derinleştirmektedir.”

İRAN EKONOMİSİNDE DEVLET AĞIRLIĞI

İran ekonomisine bakıldığında GSYH’nın 393 milyar dolar olduğu görülüyor. Oysa yaptırımların öncesinde, yani 2011 yılında İran’ın ekonomik büyüklüğü 592 milyar dolara kadar çıkmıştı.  Tabii ki ülkelerin ekonomik sıkıntıları sadece ekonomik büyüklük ile açıklanamıyor. Örneğin 14 trilyon dolar GSYH’sı ve kişi başına 52 bin doları aşan geliri ile ABD’de bile ekonomik sıkıntılara yönelik gösteriler yaşanmıştı. Ülkelerin ekonomik büyüklüğü yanında asıl önemli sorun o ekonominin paylaşım şeklinin ne olduğu gelmektedir. Gelir dağılımı bozukluğu, devletin yüksek vergi ve diğer  yollarla ekonomide ağırlığının artması ekonomik büyüklük dışında sorunlar oluşturabilmektedir. İran son verilere göre yüzde 9,6 enflasyon oranı ve yüzde 12,6 işsizlik oranına sahiptir. Ülkede gösterge faiz yüzde 18,0 olmasına karşılık ise özellikle bankerler aracılığı ile yüzde 25 faizle (getiri oranı) para toplanmaktadır. Devletin ekonomideki yerine gelince karşımıza daha ilginç sonuçlar çıkıyor. 2006 yılında ekonominin yüzde 80’i devlet kontrolünde bulunurken, bu oranın reform hareketleriyle yüzde 20 oranında daralığı söyleniyor.

DEVRİM MUHAFIZLARININ EKONOMİK ROLÜ

Devrim muhafızları İran’da sadece rejimin değil, ekonominin de belirleyicisi konumunda. Devrim Muhafızlarının Hatem’ul-Enbiya Yapı Karargahı işin ekonomik yapısını oluşturuyor. Yaptırımların uygulanmaya başlanması ile ülkeyi terk eden Total, Shell ve Hyundai gibi şirketlerin Basra Körfezindeki petrol sahaları Hatem’ul-Enbiya Yapı Karargahı’na devredilmişti. İran’dan yayın yapan “dana.ir” haber ajansının 7 Nisan 2015 tarihindeki haberine göre, Hatem’ul-Enbiya Yapı Karargahı Komutanı Abdullah Abdullahi, Ruhani Hükümetinin Karargah’a yaklaşık 2 milyar dolar borcunun olduğunu söylemişti. Devrim Muhafızlarına bağlı bir diğer ekonomik güç ise Astan-ı Kuds-i Rezevi. Yönetimin dini kanadının en güçlü kuruluşu olan Astan-ı Kuds-i Rezevi son bütçeden de en yüksek payı alıyor. Oysa bu kurumun halen malvarlığının 10 milyar dolardan daha yüksek olduğu  belirtiliyor. 

18-01/03/asdasd.jpg

ENTRİKACI İNGİLİZLER

Serhan Afacan, İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) iç politika koordinatörü: “Halihazırda hararetini koruyan olayların nedenlerine ve takip edeceği olası seyre değinmeden önce, olayların en az bunlar kadar önemli ve gerek ülke içinde gerekse de dışında yoğun tartışma konusu olan bir boyutuna temas etmek gerekiyor: Dış mihraklar! İranlı yazar Iraj Pezashkad’ın 1973 yılında yayımlanan ve kısa süre sonra bir TV dizisine de konu olan romanı “Napolyon Dayım” kendisini Napolyon sanan ve sürekli “entrikacı” İngilizlerin kendisi aleyhine planlar yaptığı vehmine kapılan müşkülpesent bir ihtiyarı konu alır. Başına gelen her şeyden “Onları” sorumlu tutan paranoyak Napolyon Dayım, Pezashkad’a göre İran’da meydana gelen her şeyin arkasında yabancı güçleri arayan bir toplumsal psikolojiyi yansıtmaktadır. İran’ın 19. yy’da Ruslar, 20. yy’ın başlarında Ruslar ve İngilizler ve yüzyılın devamında Amerikalılardan aldığı büyük darbeler, ülkenin siyasi hafızasına dış mihrakları, bir düşman olarak yansıtmıştır. Sonuçta, geride kalan yaklaşık kırk yıllık İran İslam Cumhuriyeti tarihinde meydana gelen hemen her toplumsal olayın arkasında dış mihrakların olduğu iddia edilmiştir. ”

YAPTIRIMLAR KALKTI AMA...

Nükleer silah sorunu ile ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalan İran, son iki yılda yeniden nefes almaya başlamıştı. Özellikle 2017 yılında 50 milyar dolara yakın petrol satış geliri elde ettiği tahmin edilse de, bu paranın toplum refahı yerine bölgesel güç dengeleri ile savunma harcamalarına gittiği söyleniyor. İran’ın 29 bankası Batılı bankalarla anlaşmalar imzalasa da ABD’nin tek taraflı yaptırımları uluslararası bankaların İran’a dönmesini engelliyor. Bu durumsa ülkedeki yabancı yatırımcılar için büyük engel oluşturuyor. Her ne kadar otomobil sanayisi, ulaşım, havacılık, petrol ve gaz gibi sektörlerde anlaşmalar imzalanmış olsa da; İran’ın yıllar süren yaptırımların etkisinden kurtulması uzun zaman alabilir. Benteler gibi Alman ve Fransız otomotiv devleri de İran’a dönerek ilk adımı atan şirketler arasında yer aldı. Renault ve Peugeot markalarının ürünleri artık İran’da üretilip satılıyor. Bu durum devletin de yüzde 20 seviyesinde hissedar olduğu ulusal otomobil şirketi Iran Khodro veya Saipa ve Karsan gibi firmaların gelişmesini engellemedi. Ama yaptırımların ekonomi üzerindeki etkisi henüz bitmiş değil.

  • Abone ol