Maltepe katliamı sonrası devlet ciddi anlamda sorgulanıyor. Aylardır, hatta yıllardır bu konuyu işliyorum. Ekonominin önünde en büyük engel ‘Ankara’nın şişmanlığıdır’ diyorum. Ankara çok şişiyor ama verimliliği artıyor mu? Mesela eğitime ayrılan bütçe ile sürekli övünüyoruz. Ama eğitimin kalite artışı ile bir türlü övünemiyoruz. Sonucunu ülkemizin yüksek teknoloji ürün ihracatında görebilirsiniz: Yıllar önce yüksek teknoloji ürün satışımız %7-8 bandındaydı. Artık bu oran yüzde 3-4 bandında seyrediyor. Parayı harcıyoruz ama verim alamıyoruz.Kamu, ekonomide ne oranda yer alıyordu? Sadece merkezi bütçe olarak bakalım. GSYH’mız ne kadarmış ve revizyonlarla nereye çıkartılmış:

18-01/08/1.jpg

Şimdi de oranlara bakalım. Hazinenin topladığı yıllık nakit paranın GSYH oranlarını aşağıda:

18-01/08/2.jpg

Hazine, 1987 bazlı hesaplanan GSYH’ya göre 2002 yılında ekonomik büyüklüğün %25,05’ini nakit olarak topluyormuş. Bu oran sadece 4 yıl aradan sonra %28,36’ya çıkıyor. Ama hemen yeni bir milli gelir hesaplama revizyonuna gidiyoruz. Kağıt üstünde artırılan milli gelir ile Hazinenin topladığı paranın oranı %28,36’dan %21,56’ya geriliyor. Aradan 9 yıl daha geçiyor. Hazinenin topladığı paranın GSYH’ya oranı yine durmuyor. 1998 bazlı GSYH hesabında da Hazinenin topladığı para oranı %21,56’dan %23,99’a yükseliyor. Ve bir hesap revizyonu daha geliyor. GSYH hesabı yeniden masaya yatırılıyor ve kağıt üstünde artırılıyor. Bu sefer Hazinenin topladığı para oranı %23,99’dan %20,03’e düşmüş oluyor.

***

Bu verileri aslında bir kaç yazıdır siz okurlarımıza aktarıyorum. Hatta daha eski yazılarda da aktarmıştım.

Şimdi yine bazı eski verilerden devam edeceğim:

Yıl 2007: Ülkemizin adrese dayalı nüfusu 70 milyon 586 bin kişi. Buna karşılık kamu personel sayısı 2 milyon 925 bin kişi.

Yıl 2016: Ülkemizin adrese dayalı nüfusu 79 milyon 815 bin kişiye çıkıyor. Buna karşılık kamuda çalışan sayısı 3 milyon 559 bin kişiye ulaşıyor.

2007 yılında merkezi bütçeden ödenen personel giderleri sadece 49 milyar liraydı. 2016 yılında bu tutar 172 milyar liraya yükseliyor. En düşük kamu maaşı artık 3 bin liraya dayandı. Özel sektörde böyle bir maaşı almak için 15-20 yıl tecrübe bekleyen milyonlar var. O nedenle yeni neslin en büyük hayali KPSS ile kapağı devlete atmak oldu. Bunlar bildiğimiz meseleler. Oysa AK Partinin ilk yıllarında en büyük reformu “Kamu Yönetim Reformuydu”. Bu reformun bir kısmı gerçekleşti ama bir çok kısmı çoktan rafa kaldırıldı. O reform ile devlet sorumlu olacaktı...

Devlet hesap verecekti

Hatta devlet küçülecekti

Bugün eğitimde, güvenlikte, adalette, kültürde yapılan devasa harcamalar karşılığı sermaye özel sektörün elinden alınıyor. Ama kamu bir türlü istenen başarıyı getiremiyor. ABD’de eğitimde maaş artışları ile kalitenin artmadığı, tersine öğretim elemanlarının artan maaşlar sonrası daha az verimli hale geldiğini P. Krugman yazmıştı.

Hani biz “Kamu Yönetim Reformu” ile 657 saltanatını bitirecektik.Öğretmeninden polisine, bir çok kamu çalışanı ile özel sektör çalışanı eşit olacaktı. “ÇALIŞAN” olarak ortak tanım gelecekti.

Ne büyük hayallerimiz vardı. Ama olmadı...

***

“Polise gittim, savcıya gittim...Gitmediğim-çalmadığım kapı kalmadı” diyen bir vatandaşın durumunu herkes duydu. Ama sesini duyuramayan niceler var. By-lock konusunda 11 bin kişiye daha yeni “pardon” demedik mi?

Her gün karayollarında 20 kişiden fazla can veriyoruz. Kör kavşakları, kaza noktalarında aynı yerde sayısız can verenler kaç kez duyduk.

Bir adım duydunuz mu?

Lakin konu devlet olunca kamu kurumları aynı mı? Millete karşı işlenen suçlar ile devlete karşı işlenen suçları nasıl karşılıyor kamu yönetimi?

Bugün özel sektörle kamuda çalışan aynı ücret olsa dahi kamuda çalışan emekli olunca özel sektör çalışanının 2 katına yakın emekli maaşı alıyor.

Böyle saltanat hiç yıkılır mı? Böyle saltanat hiç hesap verir mi?  Böyle saltanat çalışanın da verimini bitirir. Özel sektör dinamizmi ve sorumluluğu kamuya gelmedikçe daha çok “Nerde bu devlet” deriz. Ve demeye devam ederiz.

  • Abone ol