Yine tutmadı...

Enflasyonu ne ekonomi bakanları tutturabiliyor, ne de ekonomistler. Ekonomi bakanlarımızın söyledikleri gerçek olsaydı daha geçen yılın son çeyreğinde tek haneli enflasyonu görecektik.

Ama olmadı.

Enflasyon hala çift hane.

Oysa enflasyona neden olarak günah keçisi ilan ettiğimiz gıda ürünlerini ithal etmeye bile başlamıştık.

Biz dana eti ithal ediyoruz, bu sefer kuzu eti yükseliyor.

Biz kuru fasulye ithal ediyoruz, bu sefer taze fasulye çıkıyor.

Bakın Şubat ayına;

Dana eti yüzde -0,37 düşmüş. Ama yerine kuzu eti yüzde 5,05 zamlanmış. Yıllık bazda ise dana eti %0,834 artarken, kuzu eti %18,974 yükseliyor.  Ya şu kuru işinde durum ne olmuş? Son bir ayda taze fasulye yüzde 55,10 artıyor. Adeta tek başına 0,73’lük enflasyonun 0,08’ini sırtlıyor. Bu ayın günah keçisi hiç şüphesiz taze fasulye oldu...

Ama bakmayın taze fasulyenin bu ay yaptığı sürprize. Aslında yıllık fiyat artışı bile yaşamadı. Geçen yıl fiyatı 11,55 TL ederken, bu yıl 11,44 liraya düşüyor. Yıllık fiyatı düşmesine rağmen şubat patlaması yaşamış resmen. Geçen yıl şubat ayında da yüzde 34,4 yükseliş yaşamış zaten.

Taze fasulye şubat patlaması yaparak adeta enflasyon hesabını şaşırtıyor da kuru fasulye de durum ne?

Şubat ayında kuru fasulyenin fiyatı %-1,621 düşüyor. Diğer kurulardan nohut ise %-2,394 ucuzluyor. Veee mercimek: Onun fiyatı da yüzde -3,449 geriliyor.

Çünkü, Türkiye artık kuru bakliyatlarda ciddi bir ithalatçı oldu. Fiyatı artan gıda ürünlerinde ithalat çözümüne gidiyoruz. Ama enflasyon hala çift hane...

DÖVİZ TUTKUSU

Enflasyon oranının bir türlü tek haneye düşmemesi, dolaylı olarak yatırım kararlarını etkiliyor. Faiz oranlarının reel olarak hesaplanması sonucu enflasyonun altında bir faizin tasarruf sahibine kazandırmadığı bilinmektedir.

Aynı zamanda yatırım açığı nedeniyle tasarruf kaynaklarına ihtiyacı artan Türkiye’de maalesef denge çift hanelerde kuruluyor.  Bugün yüzde 10 seviyesinin üzerinde gezinen enflasyon oranı ve yüzde 13-16 aralığında gezinen bir mevduat faiz oranı ile yüzde 20’lere yaklaşan kredi faiz oranı dengesi oluşmuştur. Ama asıl ilginç denge döviz piyasasında gözleniyor.

Nasıl mı?

2013 başında 140 milyar dolarlık yabancı para mevduatı 2016 sonunda 173 milyar dolara yükseliyor. 4 yılda 33 milyar dolar artış yaşanan yabancı para tasarrufu, 2017 yılında 209 milyar dolara ulaşıyor.

Kısaca, 4 yılda 33 milyar doları yabancı paraya yatırırken, sadece 2017 yılından bu yana 36 milyar dolar yabancı para tasarruflarımız artıyor.

Bu nokta bence çok önemli.

Bu ülkede yabancı paraya olan ilgideki artış, dün belirttiğim gibi bizi dövize karşı özel kılıyor. Sorunun sadece ekonomik nedenlere dayandığını söylemek oldukça zor olsa gerek. Ekonominin yanında siyasi gelişmelerin de vatandaşın dövize olan talebini artırdığını söyleyebiliriz.

Bence orta-uzun vadede  temel sorunlardan biri bu olsa gerek. Hatta siyasetin şimdiden  bu dövize yönelişe bakarak sorunları çözmesi gerekmektedir. Aksi halde ilerleyen dönemlerde suçlamak için dışarıda düşman göstermek yetmeyecektir. Tekrar edelim: Ülkemizde tasarruf sahipleri ısrarla dövize yönelmektedir ve her düşüşü alım fırsatı olarak değerlendirmektedir. Bu noktaya şimdiden çözüm aranmalı ve sorunlar bir an önce çözülmelidir. Aksi halde ilerleyen dönemlerde daha ciddi sorunlarla karşılaşabiliriz. 

ÜRETİM SORUNU

Sıkça bir oran kullanıyorum: Krediler/GSYH... Yani ekonomide ne kadar kredi kullanıyoruz? Bu oran 2003’lerde yüzde 12 seviyelerindeydi. Şimdilerde yüzde 70’lere çıktı.  Nerede ise herkes kredisiz iş yapamıyor. Her işimiz dış kaynağa bağlı hale geldi. Burada bir sorun olsa gerek..

Önceki gün Mehmet Şimşek açıkladı: “Şirketlerimiz kar marjı yüksek olan ürünler üretirse daha çok para kazanacak, o parayı da yatırıma dönüştürecek dolayısıyla dışarıdan kaynak arayışımız azalacak”.

Değerli mal üretemediğimizde açığı kredi ile kapatıyoruz. Acaba bu temel soruna ne zaman eğileceğiz? Daha ne kadar kredi-dış borç döngüsü ile bu işi götüreceğiz.

Ben de merak ediyorum...

  • Abone ol