Herkes düşman...

Her ülkenin tek düşüncesi Türkiye’yi çökertmek.

Her taşın altından İngiltere çıkıyor.

Her taşın altından ABD çıkıyor.

Her taşın altından Almanya çıkıyor.

Her taşın altından Rusya çıkıyor.

Her taşın altından İran çıkıyor.

Her taşın altından İsrail çıkıyor.

Her taşın altından Çin çıkıyor.

Şimdi de S. Arabistan çıkıyor... BAE çıkıyor.

Çıkıyor da çıkıyor.

***

Zamana ve cahil akla hangi ülke uyuyorsa o ülke, o üst akıl bizi şekillendirmeye çalışıyor. Bir gün biri dost, üstüne toz kondurulmuyor. Ama ertesi gün meğerse en büyük dostumuz en büyük düşmanımız oluveriyor. Aynı şekilde düşman ülkelerde ertesi gün yüzyıllık dostluk abidesi olabiliyor. Kısaca liste her an ve her gün değişebiliyor. Yakalayabilene aşk olsun.

Ama işin asıl feci yanı Türkiye’deki siyasi yapılanmalar da  o ülke ve görüşlerin uzantısı olarak sunulmasıdır. Yani nerede ise bizdeki her siyasi yapı birer proje. “Bir” tanenin dışında kalanlar öz vatan siyaseti gütmüyor. Ammmaaa... Düşman ülke dost haline geldiğinde dahi o ülkenin uzantısı olarak sunulan içerideki siyasi yapılarımız hala düşman ilan edilmeye devam ediliyor. Anlayacağınız onlar hep düşman...

15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminde mesela CHP’li Bülent Tezcan’ın TBMM’deki seslenişi de sanırım o kafalar için bir anlam ifade etmiyor.

Bülent Tezcan o gece şöyle sesleniyordu: “Millet olarak şimdi tankların üzerine çıkma zamanıdır. Millet iradesini kararlılıkla koruyacağız. Hangi partiden olursa olsun bütün milletvekilleri parlamentoya gelsinler...”

Ya, CHP’li Levent Gök; ne diyordu 15 Temmuz gecesi TBMM konuşmasında: “Demokrasi giderse AKP’de yok, CHP’de yok, MHP’de yok. Demokrasi varsa hepimiz burada varız. Değişik konularda kimi zaman anlaşmadığımız görüşler var. Ama bunların hiçbiri bizi demokrasiden uzaklaştıramaz. Ne yaparsak yapalım  bunu demokrasi içerisinde, meclis içerisinde yapacağız”.

Herkese ama herkese 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminde TBMM’de yapılan konuşmaları yeniden dinlemelerini tavsiye ederim. Belki herkesi düşman ilan etmenin ne kadar ahlaksız ve haksız bir şey olduğunu azıcık anlayabiliriz.

OLUK OLUK DOLAR AKIYOR

Geçen hafta Karadeniz taraflarına çıktım. Anadolu’da gördüğüm şey maalesef beni epey ürküttü. Nerede ise köy ve bucaklarda dahi “düşmanlıklar” alıcı buluyor.

“Bir” fikirde olmayanlar her yerde düşman ilan edilebiliyor. Gerilim oldukça yüksek. Eskiden beraber konuşanlar-tartışanlar, artık tartışmalarında kavga noktasına yaklaşıyorlar. Düşmanlık fikri o kadar artmış ki; nerede ise, yönetim kadrolarının ön safında yer almayan AK Partili kadrolar bile düşman listesine girmiş durumda.

Bu arada Merkez Bankası “Ödemeler Dengesi” verisini açıkladı. Listeye bakıyorum; tablo şu şekilde:

Ocak ayı cari işlemler açığı 7 milyar 096 milyon dolar. Yani yabancı paraya dayalı dış işlemlerimizden bu açığı vermişiz. Ama ülkemize gelen yabancı sermaye 12 milyar 679 milyon dolar. Kısaca, açığımızdan çok daha fazla ülkemize döviz gelmiş. Hatta 1 milyar 235 milyon dolarlık kaynağı belirsiz döviz çıkışına rağmen, ülke içindeki döviz rezervimiz 4 milyar 381 milyon dolar artmış.

Kim bize bu paraları yolluyor?

Listenin başında Avrupa Birliği (AB) ülkeleri yer alıyor. Sonrasında ise ABD yer alıyor. AB ve ABD’nin toplamı (2003-2017 arası) yaklaşık yabancı sermaye girişinin yüzde 87’sini oluşturuyor.

Oysa düşman listelerinin başında da bu ülkeler yer alıyor.

Ama kimse de çıkıp “Bu nasıl düşmanlıktır ki, oluk oluk ülkemize döviz gönderiyorlar” demiyor. Hadi çıkarları için (paradan para kazanma) geliyorlar diyelim. İyi ama bizim ilan ettiğimiz düşmanlık o derece ileri ki, tüm güçleri ile bizi yıkmak istiyorlar diyoruz. Bir kaç dolar çıkar için bizi ayakta niye tutsunlar ki!

Kısaca bir çuval komplo teorisi ile düşmanlar oluşturarak hem toplumu geriyor, hem de bir tane çözüm yolu oluşturmuyoruz. Oysa bir gram akıl ile çözebilecek o kadar çok basit sorunlarımız var ki.

Maalesef çözümler siyaset için değer ifade etmediği için pazar düşman listesiyle kaynıyor.

HAİNLER İÇERDE Mİ?

Ocak ayının başında (29 Aralık 2017) ülkemizde yabancı para mevduatlarının toplamı 201 milyar 100 milyon dolar. 02 Şubat 2018 itibariyle yabancı para mevduatları 206 milyar 414 milyon dolara çıkıyor. Ocak ayında ülke içindekilerin yabancı para (döviz) alışı 5 milyar 314 milyon dolar yükseliyor.

Oysa dış mihraklar ocak ayında ülkemize -7.096 milyon dolar açığımıza karşılık 12.679 milyon dolar yollamıştı. Kaynağı belirsiz 1.235 milyon dolar çıkışa rağmen, yurtiçindeki döviz varlığımız 4.381 milyon dolar artmıştı. Anlayacağınız yabancının net-fazladan yolladığı dövizden daha fazlasını yurt içindekiler dolar hesabına geçirmiş. Hem de döviz alışlarının büyük kısmını kurumlar yapmamış; gerçek kişiler gerçekleştirmiş. Kişilerin döviz hesapları ocak ayında 89.651 milyon dolardan 92.442 milyon dolara yükselmiş. Kısaca kişiler ek olarak 2 milyar 552 milyon dolarlık hesabı bir ayda dövize yatırmışlar. Hatta döviz hesapları bir ayda %2,64 artarken, katılım bankalarındaki döviz hesapları %4,23 oranında artmış.

Sahi şimdi şu tabloya bakarak nasıl bir cümle kuracağız? Kimi suçlayacağız? Bir türlü cari açığa çare bulmayanlara mı söz söyleyeceğiz; yoksa bize oluk oluk dolar akıtan dış güçlere mi?  Moody’s son not kırdığında iki hafta önce ne diyordu: “Yabancı sermaye bağımlılığınızı azaltın; dövize bağımlılığınız sizi kırılgan yapıyor.” 

18-03/18/ekran-resmi-2018-03-18-231253.png
10 Kasım 2017’de 190,5 milyar dolar olan yabancı para mevduatları hızla artarak 210 milyar dolara yaklaştı.

Dış bağımlılık meselesi

Argüman şu: “Dış açığımız enerji alımından kaynaklanıyor”. Evet, doğrudur. Eskiden de çok yüksek enerji ithalatımız olurdu. Ve bu açığı turizmle kapatırdık.

Şimdi öyle olmuyor. Hatta 2013 sonrası TL’nin ciddi değer kaybına rağmen dış bağımlılığımız bir türlü istenen düzeye gelmiyor. Bakın bir tablo veriyorum:

18-03/18/ekran-resmi-2018-03-18-231355.png

Enerji ve altın hariç tutulduğunda dış açığımız 34 milyar dolar civarında seyrediyor. En yüksek cari açık verdiğimiz yıllardan biri olan 2013 yılında (-63.642) bile net dış açığımız 38,5 milyar dolardı. Lakin 2018 yılına dış açık açısından yine çok olumsuz başlangıç yaptık. Kur artışına rağmen enerji ve altın hariç dış açığımız yine hızla arttı ve ihracatın yüzde 29,3’üne ulaştı. 2013 yılında dahi bu oran %27,2 düzeyindeydi.

Kısaca yabancı sermaye bağımlılığımız kronikleşti ve ülke olarak ekonomide çarklarımız ithalat olmadan dönemez oldu. Galiba en önemli sorunumuz da bu olsa gerek.

Bence bu tabloya çok iyi bakın. Bir ülke nasıl ve neden yabancı ülke mallarına (makine teçhizat yatırımı azalsa da) bu kadar talepkar olabilir? Onların mallarını onlardan borç alarak nasıl bu kadar tüketebilir? Sonra da onlara hain diyerek işin içinden çıkabilir mi? Sahi bu ekonomimizin neden bu kadar yabancı bağımlılığı arttı? Neden önlem alınmıyor? Cevabı bulan bence Türkiye gerçeğini de bulacaktır.

  • Abone ol