Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2017 yıllık işgücü piyasası verilerini açıkladı. Önce çalışan sayısındaki artışa bakalım (Yıllık ortalama);

2015: 688 bin kişi

2016: 584 bin kişi

2017: 984 bin kişi artıyor

3 yılda çalışan sayısı 2 milyon 256 bin kişilik artışla 25.933 binden 28.189 bin kişiye çıkıyor. Anılan son 3 yılda;

Lise ve lise altı eğitimli 495 bin kişi

Meslek liseli eğitimli 426 bin kişi

Yüksek okul mezunu ise 1 milyon 335 bin kişi iş buluyor.

Lise ve lise altı eğitimlilerin iş bulma oranı kabaca %2,6’da kalırken, meslek liselilerde bu oran %14,3’e çıkıyor. Üniversite mezunlarında ise aynı oran %20,8 gibi oldukça iyi bir seviyeyi işaret ediyor.

Toplam çalışan sayısı son üç yılda %8,0 artış gösterirken, erkeklerde bu oran (1 milyon 216 bin kişi) yüzde 6,2’de kalıyor. Kadınlarda ise 1 milyon 41 bin kişi iş bularak %11,9 iş bulma oranına ulaşılıyor. Kadınlarda özellikle meslek liseli ve üniversite mezunlarının iş bulma oranı %20,0 ve %24,8 ile erkeklerin bu alandaki %12,7 ve %18,3 iş bulma oranının üzerinde  oldukları görülüyor. Açıkçası buraya kadar her şey gayet güzel. Hiç mesele yok gibi görülüyor...

Ama gelin 2017 yılına bakalım: 984 bin kişi iş buluyor ve bu iş bulanların 356 bini üniversiteli. Oysa 2016 yılında 584 bin kişinin iş bulduğu piyasada bu sayının 471 bini üniversiteliydi. Farkındaysanız 2017 yılında iş bulanların sayısı 584 bin kişiden 984 bin kişiye yükseliyor, lakin üniversitelerde iş bulanların sayısı 471 binden 356 bine geriliyor.

Ya kim iş buluyor?

Okuma yazma bilmeyen: 35 bin kişi

İlk okul: 83 bin kişi

Ortaokul : 263 bin kişi

Genel lise: 92 bin kişi.

984 bin kişinin iş bulduğu 2017 yılında bu iş bulanların 465 bini genel lise ve lise altı eğitimli kesimden geliyor. İstihdam kampanyasıyla galiba az okuyanların işe alındığı bir yıl oldu. Artık iş için çok okumaya gerek yok gibi bir tablo görülüyor. Hem de ülkemizin yüzde 7,4 beklenen 2017 rekor büyüme döneminde bunlar yaşanıyor.

Üniversite mezunlarında işin detayına bakıyoruz:

Hukuk alanında 2016’da 20 bin kişi iş bulurken, 2017’de bırakın iş bulmayı 5 bin hukukçu işini kaybetmiş görülüyor. Size tavsiyem hukuk okumayın. Galiba ülkemizin hukuka ihtiyacı kalmadı...

Ya, biyoloji: Bir önceki yıl 6 bin kişi artarak 73 bine çıkan istihdam, geçen yıl 9 bin kişi azalarak 64 bine düşüyor. Biyoloji okumak işe yaramamış.

Fizik: Son üç yılda fizik bilimlerinde çalışan sayısı 137 binden 146 bine ve son olarak 148 bine çıkıyor. Kısaca fizik bilimlerine de ihtiyaç azalıyor. İstihdamdaki 9 bin artış yerini 2 bin artışa bırakıyor.

Matematik ve istatistik: Zaten pozitif bilimlerin anası diyeceğimiz bu alanda okumaya hiç gerek yok. Çalışan sayısı önce 84 binden 79 bine ve son olarak 78 bine düşüyor. Son iki yılda yeni iş olmadığı gibi, mevcut çalışanlardan da 6 bin kişi işini kaybediyor.

Bilişim ve iletişim teknolojileri: Bu alanda da istihdam artıyor ama azalarak. 2016’da 56 bin mühendis iş bulurken, 2017 yılında bu sayı 41 bine geriliyor.

Peki, hiç mi üniversite mezunlarında istihdam artışı olan alan yok? Elbette var. Mesela Sosyal bililer ve davranış bilimleri alanında önceki yıl 7 bin kişi işini kaybederken, geçen yıl 9 bin kişi iş buldu. İmalat ve işletme alanında da 8 bin iş kaybı, yerini 15 bin yeni istihdama bıraktı. Sağlıkta ise 39 bin olan istihdam artışı 43 bine yükseldi.

18-03/25/ekran-resmi-2018-03-25-225747.png

Sonuç: 2014 yılında yüzde 9,9 olan işsizlik oranında üniversite mezunlarının işsizliği yüzde 10,6 düzeyindeydi. Türkiye genelinde işsizlik oranı 1,0 puan artışla 10,9’a çıkarken, üniversite mezunlarında işsizlik oranı 2,1 puan arttı ve yüzde 12,7’ye çıktı. Böylece ülkemizde eğitim durumuna göre en yüksek işsizlik oranı, yine en çok okuyan kesimde oluşmuş oldu.

Tek kuruş hesabı

T.C Ulaştırma,Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sn Ahmet Arslan yine aynı şeyi söylemiş: “20 yıl beklemedik, kasadan tek kuruş çıkmadan köprüleri-yolları yaptık”.

Kaç kez ama kaç kez hesabı yaptım ve yazdım. Eğer AK Parti Hükümetleri artan milli gelir ve milli gelirden de çok daha fazla artan bütçe gelirlerini idareli kullansaydı (2003-2008 arasında olduğu gibi) yıllık 280-300 milyar lira fazladan yatırıma para kalırdı. Bir de faiz giderindeki düşüşten gelen 50-60 milyar liralık harcama alanı vardı. O da heba edildi. Kısaca “Genel Devlet Dengesi” dediğimiz, devletin topladığı para bu yıl 1 trilyon 130 milyar lira olacak. Bu paradan sadece 123 milyar lira yatırıma gidecek.

Yazık değil mi?

En az yüzde 20 yatırım şartı konmalıydı. Ve devlet yatırımı da en az 200-250 milyar arasında olmalıydı. Eğer böyle olsaydı ne olurdu? Aynı köprüyü yapar ama gidiş 45 dolar, dönüş 45 dolar fiyat olmazdı. İstanbul’da Demirel ve Özal’ın yaptırdığı köprülere 3 yılda 3,40 TL’den 8,75’ye çıkan muazzam zam da yapılmazdı. Büyük araçlar kanun zoru ile km’lerce yol uzatarak ve her adımına fahiş fiyat vererek, zorunlu bir yola sokulmazdı. Böylece İstanbullu için fiyatlar ayrıca artmazdı.

Bir de şunu ekleyelim: Kasadan tek kuruş çıkmadı hala nasıl diyoruz. 2018 bütçesine sadece 1 yıllık açık için konulan 6,2milyar lira nedir?

Son ekleme: Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekçi “Kur artışı ekonomiyi etkilemez” demiş. Acaba aynı kabinde bulanan arkadaşına dönerek “Nerede ise tamamı beton olan şu köprüler ve otoyolların fiyatını neden Amerikan parasına göre belirliyoruz” diye sorsa ya.

Fiyatı dolarla belirlenmeyen ne kaldı ülkemizde? Bence o zaman dolardaki artışın kimi nasıl etkilediğini anlayabiliriz.

  • Abone ol