Bu yazıyı Berlin’e gitmeden önce, Çarşamba akşamı yazıyorum.

Şu anda finansal göstergelere baktığımda tablo şunu gösteriyor: Dolar 3,99-4,00 lira arasında geziniyor. Dün yazdığım gibi Lira, keşke sadece Dolara karşı değer kaybetseydi. Oysa milli paramız asıl emsal ülke para birimleri karşısında 2016 ortasından bu yana yerlerde sürünüyor.

Kısaca sorun bizde...

Son açıklanan Şubat 2018 enflasyonu %10,26; 12 aylık enflasyon ortalaması ise %11,23. Bu seviye 2003 yılından bu yana yeni seri enflasyon hesabında en yükseği gösteriyor.

Enflasyona karşı faizlerde durum ne?

Kısa vadeli tahvil faizi %14,30

Uzun vadeli tahvil faizi ise %12,82

18-03/29/ekran-resmi-2018-03-29-231828.png

***

Grafikte bir önceki yılın aynı ayına göre enflasyon oranı ile kısa vadeli tahvil faizlerinin seyrini görüyoruz.

2005-2010 arasında nerede ise faizler enflasyonun iki katı seviyesindeymiş. Bazı tarihler itibariyle verileri aktarayım:

-Ocak 2005: %9,23 enflasyona karşı %19,87 tahvil faizi görüyoruz.

-Ocak 2006: %7,93 enflasyona karşılık %13,63 tahvil faizi var.

-Ocak 2007: %9,93 enflasyon ve %20,62 faiz karşımızda.

-Ocak 2008: %8,17 enflasyona görülürken, %16,55 faiz dengesi oluşuyor.

Gelelim yakın tarihe;

-Ocak 2013: %7,31 enflasyon karşısında %6,05 tahvil faizi. Yani negatif faiz durumu var.

-Haziran 2013: %8,30 enflasyon oranına karşılık yine %7,07 faiz var. Negatif faiz devam ediyor.

-Aralık 2013: %7,40 enflasyon ve %9,61 faiz.

-Haziran 2014: %9,16 enflasyon ve %8,37 faiz. Yani kısa bir aradan sonra yeniden negatif faiz karşımızda.

-Aralık 2014: %8,17 enflasyon ve %7,99 faiz. Negatif faiz devam ediyor.

***

Bu oranları neden veriyorum: Gerçi grafikten de izleyebilirsiniz. Türkiye’de 2013-2015 yıllarında faiz oranları üzerinden müthiş tartışma yaşandı. Sorsanız ülkemizde bir “faiz lobisi” vardı ve ekonomimizi faiz üzerinden kilitliyorlardı.

Oranlar ortada...

Tartışmanın yapıldığı yıllar nerede ise negatif faiz olduğu yıllar. Enflasyonunda faizlerinde yüzde 7,0-9,0 aralığında seyrettiği dönemler.

Bugün enflasyon %10-12,0 aralığında dolaşıyor. Faizler ise %11,50-14,00 aralığında hareket ediyor. Hatta son dönemde enflasyon aynı seviyelerde kalmasına karşılık faizlerin yüzde 14,0’ün bile üzerine çıktığını görüyoruz.

Ama çok ilginçtir ki, artık kimse “faiz lobisi” diye akli temelsiz bir kavrama sarılmıyor.

BANKALARDA KAYNAK YOK

Kredi/Mevduat oranı %120’yi çoktan geçti. Zaten bankalar fazladan oluşan yurtiçi kredi talebini yurtdışı kaynaklardan karşılıyordu. Artık dış kaynakların maliyeti de artıyor.

Maalesef, ekonomik sistemimizi kredi bağımlılığı üzerine oturttuk. İhtiyaç o kadar yüksek ki; bu talebin her yıl dışarıdan yeni kaynak gelmeden karşılanması imkansız.

Eee, ne olacak şimdi?

Bakınız, 2007-2008 arası sanırım benim kadar Merkez Bankasını eleştiren kimse yoktu. Hatta 2006 yılında aşırı faiz artışı sonrasında Dolar/TL kurunun 1,15’e kadar gerilediğini gördük. “Aşırı değerli TL ile gidemeyiz” diye defalarca uyarıyordum.

Sonraki yıllarda ise, ucuz kaynakların verimsiz alanlarda heba edilişini sürekli gündeme getirmeye çalıştık. Faiz-kredi piyasasına derhal alternatif yapılar düşünülmesi gerektiğini aktardık.

Maalesef bir adım atılmadı.

Bugün sistem kilitleniyor. Tek çıkış yolu yabancı kaynak bulmamızda. Hatta ülkemize yabancı sermaye, açığımızdan daha fazla gelmesine rağmen yetmiyor.

Bakın 2017 yılında 50 milyar dolardan fazla cari açık verdik ama dolar büyümemiz nerede ise sıfır. Aldığımız dış kaynaklar ile değer yaratamaz hale geldik.

Yüzde 14,0’leri geçen tahvil faizi, ihalelere gelmeyen teklifler, yeni kredi imkanlarının tıkanıklığı... İnsan sormadan edemiyor: Yüzde 7,0-8,0 faizi “lobi” olarak tanımlayıp, şimdi bir çözüm üretmeden “dış güçler” edebiyatı ile neyi düzeltebiliriz?

Türk Milletine ne zaman gerçekler söylenecek!

  • Abone ol