Merkez Bankaları gizemli midir? Sürpriz adımlar mı atmalı; yoksa öngörülebilir (herkesin tahmin ettiği) yollara mı başvurmalı?

Bugün FED nerede ise 3-5 ay öncesinden ne yapacağını piyasaya alıştırıyor. ECB ve BOJ aynı şekilde davranıyor. Herkes önceden ne karar alınacağına nerede ise piyasaları hazırlamış oluyor.

Ya biz!

İlk önce şunu soralım: Merkez Bankamız ne kadar bağımsız? Görüntüde bağımsız ama siyasetten etkilenmeden ne kadar bağımsız karar alabiliyor.

Ülkemizin Cumhurbaşkanı daha kısa süre önce yurtdışında olmamı fırsat bilip faiz artırdılar diyor. Demek ki, yurtiçinde olsaydı o faiz artırımı öyle kolay olmayacaktı.

Ya şimdi!

Cumhurbaşkanının yurtiçinde olduğu bir zaman diliminde faizi nasıl rekora çıkartabiliyorlar? Onun da işaretleri var aslında. Önceki gün Cumhurbaşkanı bizzat paramızla oynayanları ters köşeye yatıracağız diyor.

Ve dün...

Merkez Bankası piyasaya 50 baz puan artırım mesajı (fısıltılar) vermesine rağmen, faizi 75 baz puan artırıyor. Dolar hemen 4,035’e kadar düşüyor. Ama ardından yeniden 4,10’a çıkıyor. Sürpriz artırımın etkisi sadece 10-15 dakika oluyor.

Galiba bağımsız karar yerine, izin alınarak yapılan faiz artırımı da soruna çözüm olmuyor. Piyasa bağımsız karar işleyişine daha çok önem vermiş gibi duruyor.

DÖVİZE OLAN MUHTAÇLIĞIMIZ

Merkez Bankası neden faiz artırıyor ve bu artırım soruna çözüm olmuyor?

Bakınız, faiz kararı ile ekonomide döviz dengesi kurarak kısa süreli önlem alınabilir. Mesela kısa vadeli döviz ihtiyaçlarında yüksek reel faiz vererek yabancı sıcak parayı çekebilir ve nefes alabiliriz.

Elbette yüksek faizin de bir maliyeti vardır ve yüksek faizle ekonomi asla ve asla uzun süre yönetilemez. Aksi halde rantın geliri, üretimin gelirinin üzerinde kalarak bütün dengeleri bozacaktır.

Şimdi şuna bakalım: Biz ne yaptık?

Bol para ve yabancı sermaye akımının sürdüğü dönemde saz çalarak bu paranın keyfini mi sürdük? Yoksa, bu parayı derhal cari açığı kapatacak üretim süreçlerine mi yönlendirdik?

Hayır... Çok net hayır.

Bugün değil, yıllardır ekonomiyi faiz üzerinden yönetme basitliğini seçtik. Ekonomik büyümeye baktık ama ekonomik gelişmeye hiç göz atmadık. Ekonomik kalkınma hamlesi başlatmadık.

630 milyar dolar para gelmiş. Bu parayı oturup bir güzel yedik. Şimdi de çıkıp “dış güçler-hainler - bizimle oynuyorlar” gibi slogan sözlerle avunuyoruz.

Bakın şu anda yıllık cari açığımız 53 milyar dolar. Bunun anlamı şu demektir: Bizim yılda bu kadar döviz bulmamız gerekiyor. Bir de eski borçlar düşünürsek durum daha zor elbette.

Faiz politikasını dövize endeksli değil de talep endeksli yönlendirecek noktaya gelirsek elbette yüksek faiz dönemleri de olacaktır. İç talebi kısıtlamak için çok yüksek tüketim dönemlerinde faiz artışı ile ekonomik soğumalar yapılacaktır. Ama unutmayın ki, dövize karşı faiz artışı ile talebe karşı faiz artışı farklı şeylerdir.

Hatta şunu söyleyelim: Türkiye ne zaman talebe karşı faiz artışına giderse, işte o zaman başarılı bir ekonomik modeldeyiz diyebiliriz.

Bugün 200 milyar doların üzerinde seyreden yabancı para mevduatları bile bize TL’nin dandik para haline geldiğini gösteriyor. Tasarruf sahipleri paralarını TL yerine dolara yatırıyor. İşte kısa vadede TL’nin cazibesini artırmak için mecburen faiz artışları olacaktır.

Ama ben olaya hep uzun vadeli bakıyorum: Kısa vadeli nefes aldıracak önlemleri neden kalıcı çözümler olarak yıllardır söyleyip durduk? Neden kalıcı çözümlerde arpa boyu yol almadık?

Umarım kalıcı çözümler için acı reçeteleri uygulamaya başlarız. Aksi halde acı reçete bile yazmanın  çare olmayacağı durumlara gelebiliriz.

Galiba acil seçim kararı da bu yüzden alındı.

  • Abone ol