Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2018 yılı ilk üç ayında durum şu:

İthalat: 61.902 milyon dolar

İhracat: 41.185 milyon dolar

Dış açık: 20.717 milyon dolar.

Oysa, 2017 yılının ilk üç ayında dış açık 12.626 milyon dolardı. 2018 yılında artan enerji faturası ve artan altın ithalatı dış açığı artırdı. Mesela 11.467 milyon dolar artan ithalatın 1.291 milyon doları enerji faturasındaki artıştan, 2.077 milyon doları da altın ithalatındaki artıştan geldi. Kalan 8.099 milyon dolarlık ithalat artışı ise diğer ekonomi kalemlerinden oluştu.

2018 yılı ilk üç ayında aynı zamanda ihracatta da artış oldu.  İhracatımız da 3.376 milyon dolar artış yaşadı. Hatta ihracat artışında enerji ve altın ihracatı azaldığından, diğer ürün ihracatı 5.220 milyon dolar arttı.

Sonuç: Dış ticaret açığı yılın ilk üç ayında 12.626 milyon dolardan 20.717 milyon dolara yükseldi. Enerji ve altın alım-satımı düştüğünde net dış açık 4.106 milyon dolardan 6.985 milyon dolara yükselmiş oldu.

***

Dış ticaret açığımız 2011 yılında 105.935 milyon dolarla rekor kırmıştı. Enerji ve altın hariç tutulduğunda dahi net dış açık 53.578 milyon dolardı.

Gelelim 2013 yılına.

Yani kurların yükselmeye başladığı yıl. Mayıs 2013’de dolar+euro ortalamasından oluşan ortalama döviz kuru 2,08 seviyesinden yükselmeye başlıyor. Bugün dolar+euro ortalama sepet kur 4,60 seviyesinde. Kısaca kurlarda yüzde 120 artış yaşandı.

Dış ticaret açığı 2013 yılında 99.858 milyon dolardan, 2016 yılında 56.088 milyon dolara geriliyor. Ama 2017 yılında yeniden 76.779 milyon dolara yükseliyor.

Enerji ve altın hariç tutulduğunda ise net dış açık 2013 yılında 38,888 milyon dolardı. Bir yıl sonra 2014’de 31.890 milyon dolara geriliyor. Ama sonrasında kurlarda artış yaşanmasına rağmen enerji ve altın hariç net dış açık 34 milyar dolar seviyesinde adeta sabit kalıyor. Nitekim 2017 yılında dış açık 76.779 milyon dolara çıkıyor ama net açık yine 33.931 milyon dolarda kalıyor. Bu yılın ilk 3 ayına baktığımızda ise, 2018 yılında hem dış açık hem de net dış açık yeniden hızla yükseliyor.

2016-2018 FARKI

İlk üç aylık dış ticaret verilerine bakıyoruz. 2016 yılında 46.797 milyon dolar olan ithalatımız 2018 yılı aynı döneminde 61.902 milyon dolara yükseliyor. Artış 15.104 milyon dolar. Veya yüzde 32,3.

Aynı dönemde ihracatımız ise 34.670 milyon dolardan 41.185 milyon dolara çıkıyor. Artış 6.515 milyon dolar. Veya yüzde 18,8.

İthalattaki 15.104 milyon dolarlık artışın 7.931 milyon doları enerji faturasındaki yükselişten ve altın ithalatındaki artıştan geliyor.

Ortalama döviz kurunun (dolar+euro/2) 3,10 TL’den 4,40 TL’ye yükseldiği bir dönemde enerji ve altın dışında da ithalatımız 7.173 milyon dolar net artıyor. Hatta enerji ve altın hariç ithalat artışı bile ihracattaki toplam artıştan daha fazla.

Kısaca kur artışı ithalatı zorunluluğunu bir türlü kesmiyor. Peki ama neden?

Alt detaylara bakıyoruz...

1-) Canlı hayvan ve gıda maddeleri ithalatımız, 951 milyon dolar artışla 2.598 milyon dolara yükseliyor.

2-) Metal cevheri ve hurda ithalatımız, 1.195 milyon dolar artışla 2.233 milyon dolara adeta patlarcasına yükseliyor.

3-) Kimya sanayi ithalatımız ise, 2.093 milyon dolar artışla 9.078 milyon dolara çıkıyor.

4-) Demir-çelik ithalatımız, 877 milyon dolar artışla 3.260 milyon dolar oluyor.

5-) Demir ihtiva etmeyen madenler ithalatımız ise, 795 milyon dolar artışla 2.269 milyon dolara geliyor.

6-) Makine ve ulaşım araçları ithalatımız, 678 milyon dolar artışla 16.534 milyon dolara ulaşıyor. Burada özellikle motorlu kara taşıtları ithalatındaki 179 milyon dolarlık artışa dikkat çekmek gerekiyor. 2018 yılı ilk üç ayında ülkemize tam 3.817 milyon dolarlık motorlu kara taşıtları ithal edilmiş. 

Olayı şöyle izah edelim mi?

2016 yılında 1000 bin dolar/euro olan bir aracın TL karşılığı fiyatı 310 bin lira ediyordu. Aynı araç döviz bazında fiyatı sabit olmasına rağmen TL karşılığı 440 bin liraya yükselmiş oldu. İthal araçlardaki bu fiyat artışının iç talebi azalma beklenirken, tersine iç talep artış bile göstermiştir.

Burada motorlu kara taşıtları ihracatındaki 3 milyar 300 milyon dolarlık artış sorunu sanırım örtmese gerekir. Çünkü hala ithal ürünlere yüksek iç talep devam ediyor.

Bir noktayı daha izaha etmemiz gerekiyor: Hurda demir ve ürün olarak demir ve cevheri ithalatı aslında bir karşılık buluyor. Mesela hurda ithalatına karşılık demir ve çelik ihracatımız 1.389 milyon dolar artışla 3.034 milyon dolara çıkıyor. Aynı zamanda motorlu araç ihracatındaki 3.300 milyon dolarlık artışta da yassı demir ithalatının payı bulunmaktadır. Mesele maliyet artışına rağmen iç talebin canlı kalması ve talep elastikiyetinin düşük olmasıdır. Bir başka mesele de ihracatın ithalat bağımlılığıdır.

İÇ TALEP MESELESİ

Ekonomi kamuoyunda ikinci sorun (ihracatın ithalat bağımlılığı) etraflıca incelenmiş ve tartışılmaya devam ediliyor. Oysa pahalılaşmasına rağmen iç talebin ithal ürünlere olan bağımlılığı yeterince tartışılmıyor.

Neden fiyat artışına rağmen ithal ürünlerin talebi azalmıyor?

Özellikle lüks tüketim açısından gelir dağılımındaki bozulmanın etkisi araştırılmayı hak ediyor. Hatta asgari ücretlinin bile son model cep telefonu tüketim isteği bile lüks tüketim kapsamında ahlaki boyutta irdelenmeyi hak ediyor.

Sanırım dış ticaret açığının ithalat bağımlığı kadar ahlaki yönünü de ele almak sosyologların da görevi olsa gerekir. En azından veriler bu soruna işaret ediyor.

  • Abone ol