Bir tarafta cumhuriyet ilanının 100. yıl dönümü 2023. Türklerin Anadolu’ya girişinin 1000. yılı 2071 ve İstanbul’un fethinin 600. yılı 2053.

Hedefler büyük.

20 -30- 50 yıl sonrasını düşünüyoruz.

Ama bir de dönüyor piyasaya bakıyorsunuz. Sadece 1 saatte 4,54’den 4,74’e yükselen bir dolar kuru var.

Öyle 3-5 kuruşluk artış bize ne yapar demeyin. Bakın bir saatlik oynamanın maliyet etkisi neymiş:

Dün sabah saat 8,25; dolar 4,54. Reel sektörün döviz açık pozisyonu 222 milyar dolar, yani 1 trilyon 008 milyar lira. 

Dün sabah saat 9,30; dolar 4,74. Reel sektör döviz açık pozisyonu 222 milyar dolar, yani 1 trilyon 052 milyar lira.

Gördüğünüz gibi dolar kurunda 1 saatlik değişim reel sektörün dış yükümlülüğünü 44 milyar artırıyor. Hatta aynı hesabı 453 milyar dolarlık dış borca uyguladığımızda, dolardaki 1 saatlik hareketin ülkemiz dış borçlarında 90,6 milyar liralık ek zarar oluşturduğunu görüyoruz.

Yani bir tarafta 20-50 yıl sonrasını hedefliyoruz...

Diğer tarafta yarın ne yapacağını bilmeyen bir iş dünyası.

FAİZ DEĞİL:  ÖNGÖRÜ-NETLİK

Eski yazılarımda grafiğini vermiştim. 2003-2008 arasında enflasyon ile faiz arasında çok ciddi fark vardı. Hatta Merkez Bankası bile nerede ise enflasyonun iki katı faiz uyguluyordu.

Ama en hızlı büyüme, en başarılı dönem o yıllarda geldi.

Bir okurum şu yorumu yazmıştı: “O zaman yüksek faiz ekonomi için faydalıdır diyorsunuz”. Bazen gerçekten bir olguyu anlatmak zor geliyor. Şimdi bu mantık sahibine nasıl ve neyi anlatacağız.

Yüksek faiz elbette bir maliyettir ama ekonomide temel sorun faiz değildir. Faiz çok çok yüksek olursa bu sefer temel sorun da olur tabii. 2003-2008 dönemini hatırlayın: Nerede ise her açıklamasını harfiyen yerine getiren bir ekonomi kadrosu vardı. Her bir alanında söz sahibi bir yönetim vardı. Ülkemiz hızla demokrasi ve AB standartlarına ilerliyordu.

Kısaca yarını herkes görebiliyordu.

Ya bugün!

Ağzımızda 2023-2053-2071 hedefleri var ama daha bir gün sonrasını bilmiyoruz. İşte o nedenle asıl soruna odaklanmamız gerekiyor.

Öngörülebilir

Güvenilir

Şeffaf

bir yarın hakkında yatırımcılara yol göstermemiz gerekiyor. Faiz bu işin belki de 3-5 adım sonrasının sorunu.

SEÇİMLERDEN SONRASI...

Bugün en büyük sorun seçimlerden sonra ne olacağı konusu. Bir kere herkes bilsin ki, seçimlerden sonra kim yönetimde olursa olsun çok büyük zam ve vergi artışları bizi bekliyor.

Ama asıl sorun seçimlerden sonra ne olacağı konusu? Yani nasıl bir ekonomik model uygulanacağı meselesi...

Mesela,

1- Merkez Bankası bağımsız mı olacak? Başkan’ın teorilerini mi uygulayacak? Sorumlu kim olacak? Vs vs

2- Yeni bir para mı gelecek? Yerli ve milli paramız mı olacak? Altına dayalı bir para sistemi mi uygulayacağız? Eğer yeri ve milli paramız olacaksa TL ne olacak? TL’ye yatırım yapan yabancıların durumu ne olacak? vs vs vs

3- Ekonomiyi kim yönetecek? Kabine mi? yoksa danışmanlar mı? Yoksa sorumlu kabine ama fikirler danışmanlardan mı gelecek?

4- Yönetim deyince elbette bunun faiz-enflasyon teorisi de akıllara takılıyor. Acaba yüksek faiz enflasyonu yükseltir teorisi ile yeni hedefler mi belirlenecek?

Kısaca şunu anlatmaya çalışıyorum: Ben siyasi partiler ve yönetim adaylarının yerinde olsaydım 10-20-50 yıl sonrasının hedefleri ile avunacağıma, hemen yarının planlarını sunardım.

Hemen 1 ay sonra ne yapacağımı somut anlatırdım. Hemen 3 ay içinde de neler yapacağımı adım adım somut anlatırdım.

Bakın Merkez Bankası faizleri 300 baz puan artırdı ama dolar sadece durdu.

Düşmedi bile.

Çünkü piyasa yarın ne olacağını bilmiyor. Yarın gerçekten nasıl bir teori bizi bekliyor?

Piyasa uzaklara bakarak bununun ucundaki gerçeklerden kopmak istemiyor. Fiyatları da ona göre yapıyor.

Bilmem anlatabildim mi?

  • Abone ol