Türkiye son 15 yılda daha az üretip daha çok tüketerek vermiş olduğu dış açığı da yabancı sermaye sayesinde kapatan bir ekonomik model uygulamıştır. Siyasilerin sıkça dile getirdiği “dış güçler” kavramının da aslında bizi ayakta tutan gerçek güçler olduğu anlaşılmaktadır.

18-06/16/ekran-resmi-2018-06-16-225036-1529178655.png

Türkiye ekonomisi 2003 ve sonrasında yüksek dış açığa dayalı bir ekonomik model ile büyümesini sürdürdü. Merkez Bankasının Ödemeler Dengesi verilerine göre, Ocak 2003 - Nisan 2018 arasında 1 trilyon 941 milyar dolar ithalata karşılık, 2 trilyon 700 milyar dolarlık mal ithal edilmiş. Böylece anılan dönemde Türkiye’nin mal ticaretinde dış dengesi 759 milyar dolar açık vermiş oldu. Turizm gibi hizmet gelirlerinin eklenmesine rağmen yine aynı dönemde Türkiye’nin cari işlemler açığı 570 milyar dolara ulaştı.

 Ekonomide bu kadar yüksek ticaret açığı ve buna bağlı olarak oluşan cari açığa rağmen neden bugüne kadar bir kriz çıkmadı? İşte bu sorunun cevabı da yine aynı veride yer alıyor. Ocak 2003-Nisan 2018 arasında Türkiye’ye yabancı yatırımcılar çok yüksek tutarda adeta oluk oluk sermaye getirdiler. Ödemeler Dengesi verilerine göre bu süre zarfında yabancıların bizdeki doğrudan yatırımları 196 milyar dolara, sıcak para yatırımları ise 185 milyar dolara ulaşırken, dış borçlanma ile beraber  yabancılardan gelen para da 611,5 milyar dolara ulaşmış oldu. Kaynağı belirsiz 43,4 milyar dolarlık sermaye girişi ile beraber ülkemize tam 655 milyar dolarlık bir yabancı sermaye girişi gerçekleşti.

18-06/16/ekran-resmi-2018-06-16-224931.png

Yaklaşık 15,5 yıllık süre zarfında 570 milyar dolar cari açığımızı kapatan yabancılar, fazladan gönderdikleri sermaye ile de döviz rezervlerimizin 85 milyar dolara yakın artmasını sağlamış oldu.

ÜLKEMİZE YATIRIM YAPANLAR KİM?

Merkez Bankası ‘Ödemeler Dengesi’ verilerine göre ‘Yurtdışında Yerleşik Kişilerin (yabancılar) Türkiye’deki Doğrudan Yatırımlarının Ülkelere Göre Dağılım Tablosu” şu şekide:

Bilindiği üzere bir ülkeye yabancı sermayenin en kaliteli geliş yöntemi, kendi ülkesinde yatırım yapmayarak bizim ülkemize gelip yatırım yapmasıdır. Bu yatırımları da iki şekle ayırabiliriz. İlk yöntem olarak doğrudan Türkiye’de bir fabrika veya bir işyeri kurmaları şeklinde olabilir. İkinci doğrudan yatırım yöntemi ise, bizzat Türkiye’den kurulu bir şirket satın almalarıdır. Sonuç itibari ile her iki yöntemde de Türkiye’de yatırımda bulunan yabancılar, tıpkı bizdeki girişimciler gibi Türkiye’nin sosyo-ekonomik bütün risklerini üstlenmiş olmalarıdır.

18-06/16/ekran-resmi-2018-06-16-225000.png

Son 15 yılda Türkiye’ye sermaye getirerek, kendi ülkelerinde yatırım yapmak yerine Türkiye’yi tercih eden sermayenin yüzde 74’ünün Avrupa ülkesi olduğu görülüyor. Yüzde 9’unun da Amerika ülkeleri olduğu anlaşılmaktadır. Böylece Türkiye’de hem cari açığımızı kapatan, hem de Türkiye’nin bütün risklerini üstlenen ülkelerin büyük kısmının Avrupa ve Amerika ülkeleri olduğu görülmektedir.

BİZE BORÇ VEREN ÜLKELER

Hazine Müsteşarlığı verilerine göre 2002 sonunda 129 milyar dolar olan dış borçlarımızın 2017 sonunda 453,2 milyar dolara ulaştığı görülüyor. Her ne kadar ülkelerin dış borçlarında  kamu-özel gibi ayrımlar yapılmayarak toplam dış borç riski ölçülse de, biz yine dış borç dağılımına kısaca bakalım:

Kamu 136,8 milyar dolar

Özel 316,4 milyar dolar

   Dış borçların alt dağılımına bakıldığında ise, 136,8 milyar dolarlık kamu borcunun 93,5 milyar dolarının “Genel Yönetim” borçları olduğu, 41,3 milyar doların ise kamuya ait finansal kuruluşların olduğu anlaşılmaktadır. 

Özel sektör borçlarında ise finansal kuruluşların 160,1 milyar dolarla ilk sırada yer aldığı, finansal olmayan özel sektör kuruluşların dış borçlarının da 156,2 milyar dolara ulaştığı anlaşılmaktadır.

Merkez Bankasının bir diğer dış borç verisine göre, “Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcunun Alacaklı Ülkeler” listesi yer alıyor. Bu veri toplam özel sektör dış borcunu kapsamamaktadır. Bu veri, bir bakıma alacaklısı belli “kredileri” kapsamaktadır. Mesela uluslararası piyasalara yapılan tahvil satışı ile dış borçlanma bu veride yer almamaktadır.

Buradaki tabloda ise, özel sektörün alacaklısı belli kredi kaynakları olan ülkeler yer almaktadır. Bu veriye kısa vadeli kredi borçlarını da ekleyerek bakalım. İşte Türkiye’ye borç veren dış güçler: 

Dış borçlanma kapısına baktığımızda da karşımıza çıkan ülkeler nerede ise doğrudan yatırım ile Türkiye’nin risklerini üstlenen ülkelerdir. Özel sektörün kredi borçlanmasında da Avrupa ülkeleri yüzde 53,4 pay ile ilk sırada yer alırken, ABD yüzde 11,1 pay ile ikinci sırada görülmektedir.

Doğrudan yatırım ve doğrudan özel sektör kredi borçlanmasına bakıldığında sadece Hollanda’nın 43 milyar 987 milyon dolarlık bir Türkiye riski taşıdığı söylenebilir. Yine İngiltere’nin de 43 milyar 851 milyon dolarlık bir Türkiye riski taşıdığını görüyoruz. Almanya’nın ise 34 milyar 185 milyon dolarlık bir sermaye akışı ile son 15 yılda Türkiye ekonomisine katkı sunduğu anlaşılıyor.

YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI

  Son 15,5 yılda Türkiye’yi destekleyen yabancı sermaye, sadece doğrudan yatırım ve dış kredi yollarına başvurmadı. Ülkemize gelen 655 milyar dolarlık yabancı sermaye eskiden de olan varlıkları ile ülkemize yatırımlarını sürdürdü. Mesela 2018 yılının ilk çeyreği itibariyle yabancıların şirket hisse senetlerindeki varlıkları 49 milyar 440 milyon dolar düzeyindedir. Borsada yaşanan yükseliş ve düşüşler yabancıları yerli yatırımcılardan daha çok etkilemektedir. Çünkü kur artışı sonucu hisse fiyatları aynı seviyede kalsa bile, yabancıların sermayesini döviz cinsinden eritmektedir.

   Yabancı sermayenin portföy yatırımları (sıcak para) içerisinde belki de en önemli kalem “Devlet İç Borçlanma Senetlerine” DİBS yaptıkları yatırımlardır. 2012 yılında yabancıların DİBS yatırımları 62 milyar 685 milyon dolara ulaşırken, kurda yaşanan büyük değer kaybı ile yabancıların DİBS varlıkları 2018 ilk çeyreği itibariyle 29 milyar 305 milyon dolara geriledi.

  Devletimizin daha düşük faizle borçlanmasını sağlayan ve ellerindeki dövizleri bozdurarak TL’ye çeviren bu yanancılar kimlerdir? Uluslararası Yatırım Pozisyonu tablosunda yer alan bilgilere göre yabancıların 29,3 milyar dolarlık DİBS yatırımlarının bölgesel dağılımı şu şekilde:

AVRUPA: 19 milyar 358 milyon dolar

AMERİKA: 7 milyar 970 milyon dolar

ASYA: 1 milyar 884 milyon dolar

SONUÇ: Türkiye son dönemde hızlı bir ekonomik büyüme gerçekleştirmiş gibi görülmektedir. Oysa bu büyümenin önemli bir kısmı hesap revizyonları sayesinde kağıt üzerinde ilan edilmiştir. AK Parti iktidara geldiğinde GSYH hesabı 1987 bazlı fiyatlarla ölçülüyordu. Bu hesaba göre milli gelirimiz 2002 sonunda 184 milyar dolardı. Aynı hesap yöntemi devam etseydi 2017 sonunda yaklaşık olarak milli gelirimiz sadece 540 milyar dolara çıkmış oluyordu. Böylece milli gelirdeki artışımızda 355 milyar dolarda kalıyordu. İşte gerçek kıyaslama yaptığımızda 655 milyar dolar yabancı sermayenin geldiği ülkemizde 355 milyar dolarlık gelir artışı ne ifade etmektedir? Daha çok borçlanma ama daha az üretim ile ekonomik büyüme modeli ortaya çıkmaktadır.

Yabancılar neden Türkiye’ye sermaye getirdi? Bir kere 2003-2008 arasında yabancıların daha çok doğrudan sermaye ile parlak “Yeni Türkiye” modeline yatırım yaptıkları anlaşılıyor. Ama sonrasında riskler artsa bile yabancıların sürekli Türkiye’nin açıklarını kapattıkları anlaşılıyor. Çoğunluğu AB ve ABD’den oluşan yabancı sermaye akımının eğer “şer güçler” olarak tanımlanacak ise, bugüne kadar neden sermaye desteğine devam ettikleri de bir soru işareti olarak durmaktadır.

  • Abone ol