Dün, devletin çok yüksek oranda vergi topladığını ama bunun karşılığında toplanan vergilerin verimsiz alanlara aktarıldığını yazdım.

Yıllar içinde nerede ise kamu hiçbir şekilde kemer sıkmamış. Bütçe disiplini dedikleri şey, hep özel sektörün boğazına sarılıp daha fazla vergi toplayarak, artırılan gelirler sayesinde sağlanmış.

Bakınız 2018 yılının Ocak-Mayıs dönemine;

Geçen yılın ilk 5 ayına göre bu yılın aynı döneminde fiyatlar ortalama yüzde 10,77 artıyor. Ama bütçeye toplanan gelirler yüzde 18,33 artıyor.

Geçen yıl ilk 5 ayda Ankara 255 milyar lira topluyor.

Bu yıl ilk beş ayda ise Ankara 302 milyar lira topluyor.

Daha fazla gelir toplanarak bütçemiz az açık verdi diyoruz. Oysa arka planda özel sektöre kaynak kalmadığını, özel sektörün yatırım yapamadığını kimse tartışmıyor.

Bakınız Ankara tasarruf etmeyi unuttu.

Geçen yıl ilk 5 ayda 267 milyar lira harcadı

Bu yıl ilk 5 ayda ise 323 milyar lira harcadı.

Bu kadar çok harcamaya alışmış bir Ankara’yı daha ne kadar taşıyabileceğiz? 2010 yılında 295 milyar lira harcayan Ankara, 2017 yılında 678 milyar lira harcadı.

Oysa siyasilere bakın...

Yıllardır “Kemer sıkacağız” diyorlar.  “Artık şimdi tasarruf edeceğiz” diyorlar ama her konuşmalarının arkasından yeni bir vergi paketi geliyor.

Geçmişe bakınca şimdide öyle olacak...

Seçimlerden sonra büyük zamlar ve vergiler gelecek. Bu nerede ise kesin. Bakmayın Mehmet Şimşek’in “Bu sefer tasarruf edeceğiz” dediğine.

Ankara çok para harcamaya alıştı.

Bugüne kadar hiç tasarruf etmedi.

Hiç harcama kısmadı.

Seçim sonrası muhtemeldir ki, ilk olarak sigara zamları gelecek. En az yüzde 50 zam gelebilir.

***

Ankara onca parayı topluyor da, çok mu iş yapıyor?

Toplanan paraya baktığınızda inanın devede kulak. Hatta daha az harcama yapıldığı 2003-2008 arasında, kamu hizmeti kalitesi daha çok arttı. Şimdi hem harcama artıyor, hem de hizmet kalitesi düşüyor.

Bir okurum yazmıştı: “70 sente muhtaç olduğumuz dönemde bile köprülerimizi kendimiz yapıyorduk. Şimdi ekonomimiz uçuyor diyoruz ama bir köprümüzü bile kendimiz yapamıyoruz. Çok ama çok yüksek kar payı (Hazine garantisi) ile yatırımları özel sektöre yaptırıyoruz”

Önümüzde dönemde bizi daha da verimsiz kamu yatırımları bekliyor.

Yine özel sektörün boğazına yapışılacak. Yine devlet bol keseden harcayacak. Ve devran böyle devam edecek...

Para teorisinde ise bizi bekleyen asıl tehlike, fısıldanan ama uygulamaya geçmeyen fikirler.

- Yerli ve milli para gelecek. Değeri de altınla ilişkilendirilecek.

- Merkez Bankası kafasına göre iş yapamayacak.

- Enflasyonu düşürmek için emir-komuta ile önce faizler indirilecek.

n Belki de döviz varlıkları artık serbest olmayacak. Döviz varlıkları belki de yerli ve milli yeni paramız ile vatandaşın hizmetine sunulacak.

Bilmiyoruz.

Piyasada bilmiyor.

O kadar çok bilinmez var ki. Güç oranına göre sıra dışı fikirlerin devreye girebileceği söyleniyor.

Kısaca, süreci belli olan bir dönem yaşadık. Akılla-bilimle iş yapan bir çok kadro artık işten elini eteğini çekmiş durumda... Veya çektirilmiş durumda da diyebiliriz.

Yeni dönemde bunca sürece rağmen sonucun değişmesini nasıl bekleyeceğiz: Mesela Ankara’nın tasarruf edebileceğini düşünen var mı? Devlet büyüklerimizin hizmetine sunulan 10-15 arası uçağın artık Milletin hizmetine sunulacağını düşünebiliyor muyuz?

Ankara’nın sıra dışı-bilimdışı para teorilerini uygulamayacağının garantisi var mı? Piyasaları kendi kendimize bozarak  Millete “Şer güçler” diyebiliyorsak; seçimlerden sonra alasını neden yapmayalım?

Ülke dışa kapandığında “Beka sorunu” ile durumu niye izah etmeyelim?

Süreci belli olan bir yoldan farklı bir sonuç beklemek nasıl mümkündür. Artık sıra dışılık bitecek, akıl ve bilim gelecek diyebilmek için şu anda perde arkasında güç kullananlara bakmak bile yetmiyor mu?

Lütfen hayaller kurarak ilk yarının tekrar oynanacağını ummayalım. 

Bir Trabzonlu ve Trabzonsporlu olarak 3-0 bitirdiğimiz ilk yarıların ardından 4 gol yediğimiz ikinci yarılar geliyor aklıma.

  • Abone ol