Tarihler 22 Haziranı gösteriyordu.

Dolar 4,68’den, Euro ise 5,45’den kapanmıştı. Aynı gün ise faizlerde durum şu şekildeydi:

10 yıllık tahvil faizleri yüzde 16,29

2 yıllık tahvil faizleri de yüzde 19,18 seviyesindeydi.

Seçimler yapıldı ve istikrar devam etti. Ardından ekonomi yönetim kabinesi açıklandı.

Geldiğimiz seviyede şu an duruma bakalım (19 Temmuz saat 11,50):

Dolar 4,84

Euro 5,63

10 yıllık faiz %17,94

2 yıllık faiz %20,51

***

Bugün geldiğimiz yer seçimler öncesinin daha negatif tarafında. Ama seçimler öncesinde yükseliş ivmesi daha güçlü olan dövizde, şimdilerde daha sakin bir hareket söz konusu.

Lakin ortada bir sorun olsa gerek.

Mevcut seviyelerin korunması bize çözüm üretmiyor. Ya da şöyle ifade edelim: Mevcut seviyeler bir çok şirketin boyunu aşıyor.

Yüzmesini bilmeyen birini düşünün. Boyu 1,80 ama su seviyesi boy seviyesinin çoktan üzerine çıkmış durumda. Şu anda derin nefes almış ve su altında su seviyenin düşmesini bekliyor.

***

İstanbul Sanayi Odası (ISO) 2017 yılı ilk 500 büyük sanayi şirketlerinin bilançosuna bakalım:

Üretimden satışlar: 652,7 milyar TL

Faaliyet karı : 70,6 milyar TL

Yani en büyük şirketlerin dahi faaliyet karlılığı yüzde 10,8.

2017 yılında kısa vadeli tahvil faizleri yüzde 11,5 seviyelerindeydi. Bunun üzerine kredi riski ve banka karını ekleyerek yüzde 16-18 kredi faiz oranını düşünebilirsiniz.  İşte bu orana karşılık büyük şirketler 35,2 milyar lira faiz+kur gideri yazmışlar.

Bugün faizler yüzde 20,0’nin üzerinde. Artık kredi faizleri için yüzde 25,0’in altı nerede ise imkansız.

Bu orana hangi firmanın faaliyet karlılığı dayanabilir? Ya da ne süre dayanabilir?

2017 yılında nispeten 3,70’lerde seyreden döviz sepeti (1 dolar+ 1 Euro ortalaması) bugün artık 5,20’nin üzerinde seyrediyor. Burada da yüzde 40 artış oluşmuş.

Reel sektörün dövizde açık pozisyonda olduğunu (-222 milyar dolar) Merkez Bankası verilerinden görüyoruz.

Kredi piyasası ise zaten 2002 sonrası adeta şahlanmış oldu. Nerede ise herkes bir kredi kullanıcısı olmuş durumda.

Kısaca işin özeti şu: Mevcut seviyelerde durağanlığı bir başarı olarak görmeye alışırsak çok büyük hataya düşeriz. Şu anda eski birikim ve geleceğe yönelik iyimserlikle  su altında bekleyen çok firma var.

Kısa sürede bir çözüm üretemez isek, bizi ciddi risklerin beklediğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.

H H H

Geçen yılın hızlı büyüme oranı ve bu yılın yine ilk çeyreğinde yaşanan hızlı büyüme oranı ekonomide bir çok dengeyi de değiştirdi.

Yükselen ve daha da yükselmesi beklenen enflasyona karşılık, faiz oranları da hızla yükseldi.

Enflasyon ve faiz yükselişi bizi daha üst seviyelerde, yeni bir dengeye getiriyor. Artık ihracatta artışı da tek haneye düşüyor.

Sanayinin öncü göstergesi (PMI) kritik eşik olan 50,0 seviyesinin altında seyrediyor. Sanayi üretimi de mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında bir kaç aydır durağanlığa işaret ediyor.

Bir taraftan artan maliyetler, diğer taraftan durağanlaşan satışlar gelecek açısından çok iyi işaretler olmasa gerekir.

Bugün işine giden bir çalışan belki bir sorun görmüyor; ama maaşı ödeyen işveren için sıkıntılar bizim yazdıklarımızı da muhtemelen aşıyor.

O nedenle en kısa sürede iş dünyası ile istişareler gerekiyor.

***

Ben bu süreci 3 aşamaya ayırıyorum:

1-İktisatçılar olarak gidişatın iyi olmadığını epeydir yazıp-çizdik. Bize herkes güldü

2-Şimdi iş dünyası sıkıntıları yaşıyor. Onlara da vatandaş gülüyor.

3- Son aşamada işini kaybedenler olursa ki, gidişat bu yönde ciddi riskleri gösteriyor: Herkes ağlayacak.

Umarım yanılırım ve umarım suyun altındakileri kurtaracak bir çözüm yolu bulabiliriz.

  • Abone ol