Önce şunu itiraf edeyim. Ekonomiye ilişkin sorunları ve önerileri ifade etmekte yetersiz kaldığımı kabul ediyorum.

Şimdi başlayalım.

Dolar yükseldi; faizler de yükseliş yaşanıyor. Çünkü motoru çok ısıttık. Yeterli üretimi gerçekleştiremiyor ama aşırı tüketiyoruz. O nedenle yüzde 7,0 civarı büyüme oranında motor su kaynattı.

Yıllık cari açık 60 milyar dolara yaklaşıyor.

Oysa reel kur değeri 2003 seviyesinin bile gerisinde kaldığı bir dönemde. Yani TL bu kadar değer kaybetmişken, yüzde 7,0 civarı büyüme oranı bize 60 milyar dolar cari açık gösteriyorsa, sorunumuz çok derin demektir.

Ya üretimi artırmayı başaracağız

Ya da tüketimi kısacağız.

***

Hatırlarsanız 1995-96-97 yıllarında ortalama yüzde 7,5 büyüme oranı vardı. Ama o tarihlerde cari açığımız 2-3 milyar dolar bandındaydı.

Kısaca diyeceğim şudur: Ne oldu da bu ülke az bir şey büyümeyi artırsa, dış açık hemen patlıyor?

Bakınız, bu araba 90’lı yıllarda 180 km hıza ulaşıyordu ve su kaynatma gibi bir derdimiz olmuyordu. Hatta bu araba ile 2002-2007 arasında da yaklaşık 180 km hız yaparken de su kaynatmıyordu.

Şimdi 120 km hızda bile su kaynatıyoruz.

Bu aracın motoru neden bozuldu?

İşte asıl ve derin mesele budur. Bu sorunun cevabını bulduğumuzda, çözümler de peş peşe gelecektir.

Okuyucularıma bir öneride bulunmak isterim. 2009 ortasında bir ekonomi paketi açıklandı. O tarihlerde yazdığım gazetede “Bu anlayışla gidersek Türkiye büyüme gücünü kaybeder” babında defalarca yazılar yazdım. Hatta bu görüşüm nedeniyle nerede ise her yerden dışlanmama rağmen ısrarla uyarılarımı sürdürdüm.

2009-2015 arasında Türkiye’nin büyüme gücünü kaybetme tehlikesini birebir her sohbette de kimi bulduysam anlatmaya çalıştım.

Sorunu kavrama noktasında nerede ise kimseye rastlamadım. Önlemler zaten hiç alınmadı. Yapısal reform denilen her şey aslında arabayı arkadan itmekten başkası değildi. Oysa bizim motoru temizlememiz gerekiyor, belki de yenilememiz gerekiyordu.

Ama maalesef olmadı. İşlerimi kaybettim... Yıllarca işsiz kaldım ama kimseye bu ülkenin büyüme gücünü kaybetme tehlikesini anlatamadım.

Bugün asıl sorun budur.

Faiz artırımları ekonomide sadece geçici nefes alımlarıdır. Yani denizde boğuluyorsunuz ve küçük bir yelekle kısa dönem nefes alıyorsunuz. O kadar...

Bugüne kadar faiz artırımları ile alınan hiçbir nefeste yüzmeyi öğrenmeye çalışmadık. Hep bize atılan hava yastığı ile okyanusu geçeceğimiz hayaliyle yaşadık.

Dış borç stoku şiştikçe şişti.

Ekonomide verimlilik azaldıkça azaldı.

Her yer kredi ile yaşamaya başladı.

Artık bu yolun sonuna geldiğimizi düşünmemiz gerekiyor. Artık daha yapısal ve gerçek sorunları çözecek adımlar atmamız gerekiyor.

Ekonomiye finansal bakışla geçici çözümler bulsak bile bu bizi ancak 200-300 km getirir. Oysa bizim hedefimiz bu ülkeyi baştan başa dolaşmak olmalıdır.

***

Bugün maliye politikasını uygulamaya almaz isek, yarın bizi bekleyen riskler çok daha büyük olabilir. Özel sektörün zaten düştüğü zor şartlarda vergi yükünü bırakın artırmayı, bir an önce azaltmayı hesaba katmamız gerekiyor. Diyeceksiniz ki, “O zaman bütçe açık verir”.

Evet, bütçenin de açık vermemesi gerekiyor. O vakit, bir yandan rant vergileri devreye alınırken, diğer yandan da verimsiz ve savurgan bütçe giderlerinin kısılması gerekiyor.

Bu yapılmaz ise, kısa süre sonra zaten vergi ödeyecek hali kalmayan özel sektörden dolayı bütçe gelirleri düşecektir. Hatta istihdam azalması nedeniyle, SGK gelirleri bile emekli maaşlarını ödemeye yetmeyecektir.

Bugün bol keseden verilen harcamalar, yarın ödenmez noktaya geldiğinde ne yapacağız? Açıkçası toplum açısından en büyük risk bu olsa gerek. Oysa yarın daha hesaplı ve daha istikrarlı ödemeler için, bugünden ayağımızı yorganımıza göre uzamamız gerekiyor. Ama aynı zamanda yorganımızın boyunu da lütfen artık uzatalım.

Hem yorgan aynı, hem de ayağımız uzuyorsa...

Açıkta kalmayı da göze almalıyız.

  • Abone ol