İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldum. Sonrasında ise uzun yıllar sermaye piyasalarında araştırmacı olarak çalıştım.

Yakın tarihte duyduğum en önemli açılım ‘finansal okur yazarlık’ oldu. Okullarda bile finansal konular öğretilmek isteniyor.

Güzel bir açılım.

Ama ben bugün tam tersi bir durumdan bahsedeceğim.

Önce yeniden sermaye piyasamız hakkında bir kaç cümle daha edeyim: Bilanço oyunları, haber oyunlar vs vs. Devasa bir denetimsiz alan var. Hatırlayın 2001 krizini: Son bilançosunda epey yüksek kar açıklayan kaç banka meğerse batıkmış. O bankaların hisselerine devlet el koyduğunda halka açık hissedarlarının tüm parası gitti.

Bilançoya bakarak tam güvence ile hisse almak borsada ciddi bir risktir. Gördüğünüz karlar fiktif olabilir, ya da zararlar hisse düşsün diye yazılmış olabilir.

Açıklanan bilgiler de doğru olmayabilir. Ya da yanıltmak, kandırmak, dolandırmak için sürüsüne açıklama yapılmıştır.

O nedenle bağımsız bir borsa denetim sisteminin kurulması gerektiğini yıllardır yazar ve söylerim.

Aslında sermaye piyasalarından umudunu kesmiş biriyim. Eskiden çok daha fazla bu konulara eğilirdim. Baktım ki, susturmak için ellerinden geleni yaptılar... 15 günde 11 lot işlemime 3 yıl hapis cezası verdiler.

Yeter ki “SUS” dediler.

Mesajı aldım ve sustum. Yani mesajdan sonra da 7-8 yıl daha yazdım ama bir adım bile atılmayınca artık bittim.

***

Şimdi bugün ki konuya gelelim.

Elimde bir liste...

Ana okuluna başlayacak bir öğrencinin alış-veriş listesi. Marka bazında alınacakların listesi.

Bence ilk ders şu olmalı: “Ey 657’li memur öğretmen kardeşim. Bu verdiğin marka marka alışveriş listesini kim, hangi gelirle alacak?”

Biliyorsunuz, 657 ile devlete kapağı attığınızda maaş en az 3 bin liradan başlıyor. Özel sektörde o parayı görmek için en az 5-10 yıl geçiyor.

Sayın Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk’a önerim: “Öğretmenler öğrencilerine hem de marka isimlerini yazarak alış-veriş listesi vermeden o ürünlerin fiyat  listelerini ezberlesinler” derim.

Sahi, Milli Eğitim Bakanlığının kırtasiye şirketleri ile marka anlaşması mı var? Neden öğretmenler liste verirken “ürün markası” da yazıyorlar?

***

Geçiyorsunuz eğitim tarafına. Orada da şunlar söyleniyor: “Merkezden gelen para ile kalırsa, ne tebeşire para yetiyor, ne de diğer hizmetlere. Mecburen öğrencilerden ve velilerden bağış vs adı altında para toplanıyor. Ya da kantinlerden, servislerden pay alınıyor.”

Dinleyince onlar da haklı.

Hangi öğretmen öğrencisine “marka-marka” zorunlu alışveriş listesi vermek ister? Okul çevresinde hangi kırtasiyeciden alması gerektiğini söylemek ister? “Biz şu dükkan ile anlaştık, oradan da sizin aldığınız ürünlerin karşılığında bir pay alacağız” diyebilir mi?

Kıyafet işleri, kantin işleri, servis işleri, alış-veriş işleri... Ne kadarı kayıt altında yapılıyor?

Zaten bu işleri kayıtlı yapan okul müdürleri görevlerine ne kadar devam edebiliyor?

Tam bir muamma...

Kısacası, bugün okullar açılıyor.

Okullarda velilerin öğrendiği ilk ders “Kayıtdışı ekonomi” oluyor.

Bir taraftan finansal okur-yazarlık öğretmeye çalışıyoruz; diğer taraftan kayıtdışı bir ekonomi nasıl oluşur, onu öğreniyoruz.

Umarım kayıtlı ekonomiyi önce anaokullarından başlar ve tüm okullara yayarız. Aksi halde okul önlerinde park eden son model araçların muamması tüm öğrencilerin kafasında soru işaretleri oluşturacaktır.

Sahi, zaten 3-5 metrekare olan okul bahçeleri de neden öğrencilerin teneffüslerinde kullanacağı bahçe yerine, okul yönetimlerinin otoparkı oluyor?

Ben bunu da bir türlü anlamıyorum.

Kaç yıldır soruyorum ama kimse cevap vermiyor. Okul bahçeleri kimin özel otoparkı olabiliyor? Buna kim izin veriyor?

Kurumsal ve kuralsal yaşamı okullarda öğrenmemiz gerekirken, kuralları ‘güç’ kudretine göre yönetmeyi daha okuldan öğreniyoruz. Sonra da “neden böyle” diye kendimize soruyoruz. Hiç şaşırmıyorum...

  • Abone ol