Niye zam yapar satıcılar?

Sürümden kazanmak dururken, zamlı satışı tercih etmenin nedeni nedir?

Şimdi biraz cevap arayalım:

İktisadın çok ama çok basit bazı kuralları vardır.

Mesela fiyatı artan ürüne olan talep azalır. Özellikle ikame ürünlerde fiyatı düşük ürüne yönelik talep kayar. Çok basit ifade edelim mi? Ekmek fiyatı arttığında tüketici pasta alır. (Elbette espri)

Çok satıcı ve çok alıcının olduğu piyasada fiyatı artıran satıcı yerine, fiyatı artırmayan satıcı sürümden kazanma imkanı elde eder. Aslında büyük fırsatçı bunlardır. Rakipleri yok etme hamlesi denir buna.

Piyasa dediğimiz kavramın temelinde rekabet yatar. Rekabet var ise, o piyasada fiyatlar dengeye gelir.

Rekabetin eksik olduğu (Tekel gibi..) piyasada ise devreye zaten ‘Rekabet Kurumu’ girmek durumundadır. Tekel piyasası, yani tek alıcı veya satıcının (hakim alıcı-satıcı) olduğu piyasalardır.

Fakat biz bugün tekel piyasa fiyatlarını bile tartışmıyoruz. Tartıştığımız piyasa tam rekabetçi serbest piyasa fiyatlarıdır.

Zaten tekel piyasa dediğimizde aklımıza ilk olarak en büyük tek olan devlet gelir. Tekel piyasa fiyatları genellikle devletin belirlediği fiyatlardır. Ama her nedense eksik rekabet piyasası fiyatları yerine, tam rekabet piyasası fiyatlarını suçlu ilan ediyoruz.

***

Satıcı neden zam yapar?

İlk akla gelen maliyetlerdir. Zaten fiyatı belirleyen temel unsur da maliyettir. Maliyetin altına düşen fiyatlarda satıcılar piyasadan kademeli olarak çekilir. Ve piyasada arz azalır.

Böylece yeniden fiyatlar yükselir.

Maliyet denilince şu sıralar aklımıza hemen kur (dolar) geliyor. Dolar artışından etkilenmeyen ürünlere neden zam yapılır?

İyi ama maliyet artışı sadece dolar mı? Mesela işi çevirme maliyeti olarak faizler de bir maliyettir. Faiz artışını da maliyet kalemi olarak hesaba almamız gerekiyor. Zaten Sn Cumhurbaşkanı fiyat artışında kurdan ziyade faiz maliyetine dikkate çekmiyor mu? O yüzden faiz artmasın demiyor mu?

İyi ama ben şimdi size bir başka maliyetten bahsedeceğim: Düşük faiz maliyeti...

Bu da nereden mi çıktı? Bakın faiz ile gayrimenkul fiyatları arasında ters işleyen sıkı bir bağ vardır.

Faizler düştükçe gayrimenkul fiyatları artıyor. Artan gayrimenkul fiyatları ise bir perakende satıcısı için kira bedelinin artışı demektir. Kısaca esnafın en büyük maliyeti olan kira giderini düşük faiz artırmaktadır. Bugün İstanbul’da kira-ciro oranı ile kıyasladığınızda, bir çok işyerinde kar hanesi bile boş kalabiliyor.

Zaten inşaatçılara hep söylediğim cümledir. “Sizin sorununuz ya da rakibiniz kredi faizi değildir; inşaatçıların en büyük problemi mevduat faizidir”.

Bakın verileri geçen hafta açıkladım. Düşük faiz döneminde artan nüfusun üç katına yakın yeni konut satışına rağmen ev sahipliği oranı artmamış, tersine kiracı oranı artmış. Yani yeni konutları daha yüksek oranda eskiden parasını faizde tutan kesim almış. Yeni rant faizden konut-kiraya geçmiş.

Maliyet sadece kur-faiz midir?

Mesela taşıma maliyetini de toplam maliyetin içine alarak hesap etmeliyiz. Bir köprüye, bir otoyola ödenen ekstra devlet fiyatları, toplam maliyeti artırmaktadır. Bunu da seçim ertesi yazdığım gıda fiyatlarında net olarak görebiliyoruz. Hazine garantili yeni paralı köprü ve yollar özellikle İstanbul’da tarla-raf fiyat farkını açmıştır.

Ama ben bugün bir başka maliyet konusundan daha bahsedeceğim: Düşen talep maliyeti...

Talep düşünce satış miktarınız azalıyor, ama sabit maliyetler azalmıyor. Mesela sattığınız ürün başına kira gideriniz, personel gideriniz, hatta kendi gideriniz bile artıyor. Eskiden 100 birim mal satarken sabit maliyetler 40 birim olabiliyordu. Ama artık talep düşüyor ve sattığınız ürün 70 birime düşüyor. Ürün başına sabit maliyetiniz bu sefer yüzde 40’dan yüzde 57’ye çıkıyor. Hiç mal maliyetiniz artmamış olsa bile, düşen talep nedeniyle ürün başı maliyetiniz artık artmıştır.

***

Kısacası sanal düşmanlardan biri haline getirdiğimiz serbest piyasayı bile topluma günah keçisi olarak sunmaya çalışıyoruz.

Ahmet Taşgetiren’in bir yazısı vardı: “Bize düşman lazım” diyordu.

Galiba bu konuda sınır tanımaz hale geldik.

  • Abone ol