Doların 7,20 rekoru sonrası düşüş yönünde bir dengelenme süreci yaşanacağını beklediğimizi o günlerde ifade ettik. Aslında dolar için 5,0 lira seviyelerinde bile yatay bir dengelenme hareketi beklediğimizi daha önce de ifade etmiştik.

Açıkçası dolar için dengelenme sürecinin MB’sının faiz kararı yanında açıklanan OVP ile de olumlu etkilendiğini ifade edelim. Ayrıca dış politikada da siyasi adımlar bu süreci hızlandırmış ve 2 ay 10 gün sonra dolar 7,20 rekorundan 5,55’e kadar gerilemiştir.

Döviz piyasasında yaşanan hızlı dengelenme neden faiz piyasasında karşılık görmemiştir?

Açıkçası bu konuda da daha önce faiz piyasasının döviz piyasasından sonra bu süreci izleyeceğini ifade etmiştik. Halen daha bu beklentimizi korumaya devam ediyoruz.

Öncelikle faiz için yurtdışına çıkan kaynak ihtiyacının bir denge sağlaması gerekmektedir. İkinci sorun ise, geri dönmeyen ve yeniden yapılandırma ile azalan banka tahsilatlarıdır. Bu sürecin de orta vadede bir kaynak sorunu olarak denge oluşturması gerekmektedir.

Faiz için bir diğer beklenti ise elbette enflasyon olacaktır. Şu anda nerede ise yüzde 25 seviyesinde birleşen enflasyon oranı ile faiz oranı tasarruf sahiplerine reel bir getiri bırakmamaktadır.

Beklenen enflasyonun düşüş yönünde işaretler vermesi çok acil bir durumdur. Geçmişte her ekonomik tıkanıklıkta suni tedbirler ile şişirilen ekonomik yapımız konusunda, yeniden aynı yola gidilmeyeceği yönünde garanti görülmesi gerekmektedir.

***

Şimdi ikinci sayfayı açalım. Yani inşaatçılar ne yapacak? Acaba 2008-09 küresel kriz sonrası yaşandığı gibi bir kaç yıl sonra işler yeniden düzelecek mi?

Bu konuda maalesef çok parlak bir gelecek göremiyorum.

Yurtdışı sermaye girişi ile geçmişte sağlanan bol kaynak ve düşük faiz dönemi maalesef önümüzde pek ihtimal vermemektedir. Dolayısı ile bir faiz düşüşü elbette potansiyel olarak beklenecektir. Ama bu faiz düşüşünün eski seviyelere yeniden gelmesi açısından umut o derece yüksek değildir.

Önümüzdeki dönem faizi düşürecek ana gerekçe krediye olan talep düşüşünden gelecektir. Kredi talebinin kesilmesi ne demektir: İş yapacak bir ortamın azalmış olmasıdır. Yani reel kriz süreci faiz talebini de düşürmüş olacaktır.

Aslında biz bunu 2008-09 krizinde de yaşadık. Krizin başladığı dönemlerde yüzde 16,0 seviyesinden yüzde 25,0’e çıkan oranlar, krizin en sert dönemlerinde (Mart 2009) yüzde 12,0-14,0 aralığına gerilemişti.

Yeniden aynı süreci yaşayabiliriz ama oranlar elbette değişecektir. Mesela 2009 sonrasında ülkemize gelen yabancı sermaye akışı artarak devam etmiştir. Hep verdiğim bir örneği tekrar edeyim: 2012-2013 yıllarında ülkemize yabancı ülkelerden toplamda 146 milyar dolar sermaye gelişi sayesinde faiz oranlarımız yüzde 5,0’in bile altına gerilemiştir.

Oysa bugün bırakın yabancı sermaye girişini, Ağustos ayında 14,3 milyar dolar sermaye çıkışı bile gerçekleşmiştir.

Kısaca artık yabancı sermaye eskisi gibi bol keseden akmayacak durumda.

O zaman faizlerde de inşaat sektörünü yeniden eski parlaklığa getirecek yeni bir balayı beklemek oldukça zor görülmektedir.

Bankalar kaynak toplamak için mecburen daha yüksek oranda iç kaynaklara başvurmak durumunda kalacağı için artık TL faizinin aşırı düşmesi düşük ihtimal olarak görülmektedir. Bu nedenle mevduat faizinin yüksek seviyesi ise konut rantı için oluşan talebi oldukça aşağıya düşürecektir.

Geriye sadece ihtiyaç sahipleri kalacaktır. Onun da zaten epey bir süre icra satılıkları gibi ucuz bir alternatifi olacağından, sanırım süreç epey uzayacak durumdadır.

Eskiden sanayiciler inşaatçı oluyor diye şikayet ediyorduk.

O zaman şimdiden önerelim: İnşaatçılar bir an önce sanayici olmaya ve ihracat yapmaya yönelmelidir. Yeni dönemin kapısı yeniden üretim yolundan geçmektedir. 

Yoksa çok bekleriz.

  • Abone ol