Ne hayaller vardı?

Yeni düzen dövizi düşürecekti.

Yeni düzen faizi de düşürecekti.

Yeni düzen ile ekonomik büyümemiz artacak ve refah bütün topluma yansıyacaktı.

O günlerin vaatlerini veya verilen garantilerini sanırım herkes geriye dönüp yeniden düşünmek zorunda.

O günlerde dolar 3,70 seviyesindeydi: Şimdi 5,35

O günlerde piyasa faizi yüzde 11,4 seviyelerindeydi: Şimdi 21,3

Ama sanırım daha acı durumu perakende satış endeksi veriyor. Bakınız, olan harcamamızı nereye yapmışız?

Sabit fiyatlara göre ağustos ayında yüzde 2,5 daralan harcamalar, eylül ayında yüzde 1,2 düşüş yaşadı. Ama asıl büyük düşüş ekim ayında geldi. Harcamalarımız reel olarak yüzde 6,8 gerilemiş.

Gıda ve otomotiv yakıtı hariç harcama daralması yüzde 11,4’e çıkmış.

Bilgisayar, telefon veya kitap gibi iletişim araçlarına yaptığımız harcama ise yüzde 18,8 düşmüş.

Dayanıklı tüketim gibi, mobilya gibi ev eşyalarına yapılan harcama ise yüzde 22,4 azalmış.

Peki nereye harcamışız, az da olsa kalan paramızı?

İşte burası çok önemli...

Hem de çok.

Gıda harcaması kesilmemiş... Yani boğazımıza.

Giyim harcamamız sürmüş.... Yani çıplak kalmadık.

Bir de sağlık harcaması.

Sağdan bakın

Soldan bakın

Alttan ya da üstten bakın düşündürücü bir tablo.

Yeni düzende toplum zaruri harcama kalemlerine kalıyor. Yemek-giyinmek ve zorunlu sağlık. Geriye kalan bütün harcama kalemleri çöküyor.

Hatta şunu da görüyoruz: Araba yakıt harcaması da yüzde 6,5 azalıyor. Galiba araba kullanma isteğimiz de gitti.

Şimdi bir noktayı daha dikkatinize sunmak istiyorum: Ağustos ayında dolar 7,20 ile zirve yaptı. Aynı tarihlerde tahvil faizleri de yüzde 28,0’lere çıktı.

Ekim ayının başında 1 dolar 6 TL ederken, ay sonunda 5,40’a düştü. Faizlerde ise daha sınırlı düşüş oldu.

Ama hatırlarsanız o günleri;
“Dolar düşüyor, ekonomi düzeliyor” söylemi sıkça kullanılıyordu. Saldırı püskürtülmüş ve düzelme başlamıştı...

14 Kasım günü şu başlıkta bir yazı kaleme almıştım: “Sorun sadece döviz ve faiz olsa keşke”

Orada bir sistem sorunumuz olduğunu yazmış ve kurum ve kurallarımızın yeterli çalış(a)madığını görmüştük.

Kısaca dolar ve faiz düşse bile ekonomide beklenen iyileşme öyle hemen olmuyor. Daha radikal önlemlerin alınması gerekiyor. Yapısal bir düzen değişimi yaşamaz isek, ekonomide kalıcı bir iyileşme kolay kolay beklemeyelim.

Geçen yıl Nisan ayında 3 milyon 29 bin işsiz vardı. (Mevsim etkilerinden arındırılmış veri)

Şimdi (Eylül 2018) 3 milyon 676 bin işsiz var. İşsizlik oranı yüzde 9,9’dan şimdi yüzde 11,3’e çıktı.

Ya da şöyle söyleyelim: Yeni düzen döneminde her 5 işsizin yanına 1 işsiz daha eklendi.

Nisan 2016’da yüzde 6,57 olan enflasyon oranımız da şimdi (Kasım 2018) yüzde 21.62’ye çıkmış durumda.

Nereden bakarsak bakalım ekonomiye ilişkin genel bir kötüye gidiş olduğu çok açıktır. Ama asıl riskin temel sorunlarda yattığını yeniden belirteyim. Örnek olarak tren kazalarını görebiliriz. Sinyalizasyonu olmayan yolda sürülen trenler, uzmanlaşmamış taşeron sistemler, eğitilmemiş personel vs vs.

Sorun noktasal değil maalesef.

Sorun makro, yani genel.

Ya da sistem

KÜÇÜLME GALİBA KESİN

GSYH hesabında hanehalkı tüketim harcamaları yüzde 60 civarında bir etki oranına sahip. Arındırılmamış reel tüketim endeksi yılın 3. çeyreğinde sıfır ‘büyüme’ göstermişti. Takvim etkilerinden arındırılmış endeks ise yüzde 0,6 gibi çok küçük bir atış vermişti. GSYH verisinde ise yüzde 1,56 büyüme çıktı.

Ama şimdi arındırılmamış perakende endeksi yüzde 6,8 gerilerken, takvim etkilerinden arındırılmış endeks yüzde 7,5 alış-veriş gerilemesine işaret ediyor.

Kısaca tüketimin hızla daraldığı bu veriler yılın son çeyreğinde ekonomimizin küçülme yaşayacağını nerede ise kesinleştirmiş oluyor.

  • Abone ol