Bankalar risk üstlenmiş ve teminat karşılığı kulüplere kredi vermişler.

Bize ne!

Kredi ödemelerinde herhangi bir sıkıntı yaşandığında teminatlarını nakde çevirmeye çalışır ve risklerini azaltırlar.

Ama öyle olmadı.

Kulüpler Birliği ve Bankalar Birliği hep birlikte “yeniden yapılandırma” yoluna gidiyor. Haberi Sefer Yüksel sayesinde öğrendik. Yoksa kimse bir şey bilmeyecekti.

İyi ama bankalara borcu olan kulüplerin nerede ise tamamı 4 büyükler. Onlara çekilen kıyak-kayırma ya da kolaylık karşısında Anadolu futboluna haksızlık olmayacak mı?

Banka kredisi kullanmayan, ya da kullandığı krediyi zamanında ödeyen; ayağını yorganına göre uzatan kulüpler ne olacak?

İstediği transferi yapamadığı için küme düşen Anadolu kulüpleri...

Ya da vergi meselesi?

Bugün futbolcuların milyonluk vergileri asgari ücret vergisi ile eşit. Burada şu gerekçe vardı: “Onlar sadece belirli bir yaş aralığında kazanç elde edebiliyor.”

İyi güzel...

Bir asgari ücretli 18-65 yaş aralığında 47 yıl çalışmanın karşılığında 1 milyon 140 bin lira ancak kazanabiliyor. O zaman futbolcular için birikimli kazanç bu seviyeyi geçtiğinde neden vergi dilimi artmıyor?

Fakire vergiyi sonuna kadar yükle...

Ama kendi elimizle şımarıklaştırdığımız bir kesimi vergi muafiyeti ile koruyalım.

Bakınız ülkemizde futbol kulüpleri hakkında bir örnek vereceğim: Bu kulüpler G.Saray önderliğinde başlayan bir akımla gelirlerini ayrı bir şirket kurarak halka açtılar. Hatta G.Saray’ın ilk hamlesi bu gelir şirketini AİG’e satmak olmuştu. Sadece 3 yıllık gelir AİG’e satış fiyatını amorti ediyordu.

Sonra o hisseler kulüp başkanı da olan bir iş adamı tarafından satın alındı. Ve halka arzlar peş peşe geldi.

En sonunda ne mi oldu? SPK’nın da izni ile “bunlar bu paraları ödeyemez” denilerek giderler de gelir şirketine yazıldı.

Kısaca yatırımcı kandırıldı. Hissedarlar mağdur edildi. (Beşiktaş hariç)

***

Futbol Kulüplerinin şu anda bir sahibi bulunmuyor. Uzun süreli nihai sorumluluk ve planlar nerede ise hiçbir kulüpte yok. Bir ekip geliyor-bir ekip gidiyor.

Bazı başkanlar döneminde borçsuz kulüpler bile borç batağına saplanabiliyor. Kim ne kadar borçlandırdı? Kim ne menfaat sağladı vs çok şeffaf bilinmiyor.

Bilinen bir gerçek var ki, herkes kendi devrine bakıyor. Sonrası tufan...

Bazı transferler var ki, alırken 10 gözüküyor ama fayda sıfıra yakın. Hatta bazı transferlerin iki tarafında farklı rakamlar bile oluşabiliyor. Aradaki ücretin nereye gittiğini ne soran var, ne izleyen.

O zaman futbolda yeniden yapılandırma başlıyorsa neden bir bütün olarak sektör ele alınmıyor?

Rahmetli Turgut Özal’ın şirketleşme teşvikleri neden yeniden gündeme gelmiyor? Sektörün disipline edilmesi adına milyonluk gelirler neden vergilenmiyor?

Bakınız bugün ülkemiz futbol adına bir vergi cenneti. Ama yerli futbolculara bu cennetin ancak ücra köşesi kalıyor. O köşeye varanların da önemli bir kısmı kendini köşeyi dönmüş sanıyor.

Oysa dönülen köşe ülkemiz adına büyük bir kayıp olarak yazılıyor. Gurbetçi sporcular sayesinde kısmen ayakta duruyoruz. Gerisi boş bir gayya kuyusu...

  • Abone ol