Son 7 günde borsa endeksi (saat 15:00) yüzde 6,5 yükseliş yaşamış. Ama aynı sürede banka hisselerinden oluşan endeks yüzde 17,1 yükseliş gerçekleştirmiş.

Kısaca borsada bankalar üzerinden bir finansal coşku yaşanıyor.

Yine tam bu günlerde bir kaç ekonomik veri açıklandı. Mesela sanayi üretim endeksi yüzde 6,5 daralmaya işaret ediyor. İşsizlik ise şimdilik yüzde 11,6’ya yükselmiş durumda. Perakende satışlar ise zaten bir kaç aydır zaruri tüketime kaldığımızı gösteriyor.

Ekonominin reel kesiminden gelen bunca kriz işaretine karşılık o zaman neden finansal coşku yaşanıyor?

Hatırlarsanız finansal dalganın çok sert estiği geçen yılın Ağustos ayında şöyle bir formül vermiştik:

Ne kadar çok reel kriz = O kadar az finansal kriz...

Acaba bu formül mü çalışıyor?

Reel sektörden gelen olumsuz veriler mi finansal piyasaları hareketlendirdi? Yoksa finansal coşkunun başka nedenleri mi var?

O zaman ikincil piyasalara da bakalım. Mesela faiz piyasası yine geçen yıl ağustos ayında zirveye vuran dalgalanmada yüzde 27,0’lerin üzerini görmüştü. Oysa şimdi kısa vadeli tahvil oranları yüzde 18,0’leri gösteriyor. Uzun vadeli tahvilde de faizler yüzde 22,0’lerden yüzde 16,0’lara düşmüş durumda.

Bir de dolara bakalım... Orada da 7,20’lerden 5,15’lere bir geri çekilme yaşanmıştı ama şimdi 5,35 sınırlarında dolaşıyoruz.

Aslında son bir haftada borsa ve banka endeksinde yaşanan sert olumlu hava henüz dolar kurunda kendini göstermiş değil. Ama faiz piyasasında yansıma olduğunu söyleyebiliriz.

İyi ama neden yaşanıyor bunlar? Mesela faizlerin düşme olasılığı dövizden sonra gecikmeli olarak zaten bekliyorduk. Çünkü, krediye ihtiyaç duymayacak bir ekonomik durgunluk var ortada.

Böyle bir ortamda kim kredi kullanarak yatırımda bulunabilir? Kim yüzde 30-35 kredi faiz oranının üzerinde bir getirili iş çevirebilir?

Bugünlerde krediyi yenilemek için kredi talebi ile karşılaşırız ama yeni bir yatırım kredisi ile karşılaşmamız oldukça zordur.

Hadi, diyelim ki faizler bu nedenle kademeli düşüyor. İyi ama bankalar neden ralli yaparcasına yükseldi borsada? İşte burada da bir başka  durumla karşı karşıyayız.

Şu an ülkemizde en karlı yatırım geleceği satın almaktır. Bugünü zaten geçmişi satmış bir piyasa var karşımızda. Hatta mevcut şartlar bile büyük oranda fiyatlara yansımış durumda. O nedenle gelecek açısından potansiyel değerlendiriliyor olabilir.

Bu durumu bir örnekle şöyle izah edelim: Banka bir tahvil satın almış olsun. Vadeye kalan getirisi yüzde 15,0’den satın alındı ama faizler yüzde 20’ye yükseldiğinde banka ciddi bir zararla karşı karşıyadır. Oysa bugün faizler yüzde 27’lerden yüzde 18,0’lere düştüğünde tam tersi bir karlılık vardır.

***

İşin boyutu sadece finansal olarak elbette açıklanamaz. Mesela günümüzde siyasi olarak yeniden ilişkileri dengelemeye çalışan bir dış politika var elimizde. Geçen yıllar Merkel’e Nazi bıyığı takan, Trump’a farklı saldırılarda olan ülkeydik .

Kısaca ekonomik olarak halen çok fazla gerekçesi olmayan ama geleceğe baktığımızda bir çok gerekçe bulunabilecek bir finansal coşku yaşıyoruz. Henüz bu coşku tüm piyasalara yansımış görülmese de mali kesimden başlayan bir hareket görülmektedir.

Reel çarkların yavaşladığı bir dönemde finansal çarkların hareketlenmesi en azında içimizde bir ışık doğuruyor.

Karanlıktan aydınlığa giden bir yol olursa ne ala.. Yok karşıdan gelen ışık üzerimize çarpacak bir kamyon olmasın sakın.

FAİZ TEORİSİ DEĞİŞİNCE...

Hiç kimse bir şey demesin.

2013 yılından sonra ve özellikle 2015’de ateşi artan bir faiz teorisi uydurduk. Enflasyonu düşürmek için faizleri de düşürmemiz gerekiyormuş.

Kimsenin keşfetmediği bu teori ile piyasaları allak-bullak ettik. Sonra da “Şer Güçler” diye topluma bir olmadık hain sunduk.

Bakın faizleri olması gereken noktaya getirdiğimizde ne oluyor muş? Önceki gün Merkez Bankası faizleri düşürmeyerek yeniden denge noktasını sağladı.

Paramızın değerini orta-uzun vadede üretim gücümüzle koruyabiliriz. Ama kısa vadede paramızın değerini faiz oranımız (enflasyondan arındırılmış) belirliyor.

1993 yılında da düşük faiz baskısı ile 94 krizini çıkarmış ve sonrasında 3 aylık bonolara yüzde 50 net faiz vermiştik. Şimdi de düşük faiz teorimizin günahını yüzde 24,0 MB faizi ile ödüyoruz.

Zamanında önce eskiye dönmeye kalkarsak işimiz oldukça zor. Ama sabrederek enflasyonu düşürünce (kalıcı ve yaygın ürün bazında) faizlerde de hareket alanımız elbette olacaktır.

Kısaca sadece faiz teorisinde yaptığımız bir değişiklik bile bize nefes aldırdı. Keşke bu aklı yüzde 10-15 faiz aralığında kullanabilseydik.

Keşke...

  • Abone ol