Soğan depoları basılırken TV5’de şöyle bir açıklamada bulundum:

“80’lerde ülkemizde 70 sent yok muydu? Elbette vardı ama ihtiyaç durumumuz bizi 70 sente muhtaç ülke sloganına çevirdi. Şimdi 30-40 tonluk soğan depoları basarak ülkeyi 1 kilo soğana muhtaç algısına düşürüyoruz.”

Gıda fiyatlarının yüksekliği sorunu hakkında ise defalarca yazılar yazdım. Verileri ortaya çıkartıp, çözüm yollarını açıkladım.

Neydi temel sorun?

1-Gıda fiyatları özellikle 2010 sonrası genel fiyatlardan daha hızlı arttı. Hatta yaş sebzede fiyatlar daha da hızlı artış gösterdi.

2- Aynı dönemde tarla fiyatları bırakın artmayı, enflasyonun bile gerisinde kaldı. Hatta çiftçi enflasyonun çok altında bir fiyattan ürün satmak zorunda kaldı.

Yani, tüketici gıdaya yüksek fiyat öderken, çiftçi zarar ediyordu.

Peki, sistem nerede kilitleniyordu?

Orada da Merkez Bankasının özellikle Şubat 2015’de açıkladığı rapor sorunu teşhis ediyordu. Rapor şunu söylüyordu:

“Gıda fiyatlarındaki sorun, aracı vs değil. Üretim sorunu da temel olarak ana mesele değil. Ana mesele büyük tekelleşmiş perakende devleridir.

Yani son 15 yılda kurduğumuz AVM’leşme ve perakende tekelleşmesi bizi yüksek gıda fiyatına mahkum etti. 

Bakın domates, soğan, patates örneklerini verdim. Yine tekrar edeyim:

2010 yılında tarla fiyatı 0,84 kuruş olan soğan, marketlerde 1,31 TL’ye satılıyordu. Tarla-raf fiyat farkı yüzde 57 oranındaydı. Ama aynı soğan 2017 yılında tarlada 0,53 kuruşa satılmışken, rafta 1,30 TL’den tüketiciye sunulmuş. Kısaca ürünün bol olduğu yılda tarla fiyatı 2010 yılının bile gerisine düşerken, raf fiyatı sabit kalmış. 2018 yılında ise tarlada 0,79 kuruşa satılan soğan, rafta 2,25 liradan tüketiciye sunulmuş.

Kısaca 2010 yılında tarla-raf fiyat farkı yüzde 57 oranına sahipken, 2017 yılında yüzde 147, 2018 yılında ise yüzde 184 olmuş.

Ya patates?

Orada da 2010 yılında yüzde 71 olan tarla-raf fiyat farkı oranı artık yüzde 145’e çıkmış. 2018 yılında tarlada 0,94 kuruş olan patates artık rafta 2,30 TL’den satılmış.

Bu oranlar elbette yıllık ortalama oranlar. Şu anda ne soğanı ne de patatesi bu fiyatlara bulamazsınız. Artık soğan 5,50-6,0 lira fiyatlarından satılırken, patateste de fiyat 4,0 lira seviyelerinde.

2010 yılında tarlada 1,02 lira olan domates, 2018 yılında 1,65 liraya yükselmiş. Tarla fiyatındaki artış yüzde 62,0. Ama aynı domates raflarda 1,58 liradan 3,59 liraya yükselmiş. Yani tarla fiyatı yüzde 62,0 artan domates raflarda tam yüzde 127 fiyat artışı yaşamış.

***

İyi ama hükümetin gıda sorununda temel meselenin marketlerde olduğu tezini anlaması neden bu kadar gecikti?

Neden sadece bir iki zincir market hedef alınıyor?

Neden sorunun AVM kısmına el atmıyor, laf söylemiyor?

Neden bu sistemi kendilerinin kurduklarından hiç söz etmiyor?

Bu sistem kurulurken, yapılan uyarıları neden hiç dikkate almadıklarını dile getirmiyor?

YA KÖPRÜLERİN FİYATI

“Karlarınızdan biraz feragat edin” diyoruz.

İyi ama parası ödenmiş, masrafı kat be kat çıkmış, rahmetli Özal ve Demirel’in yaptırdığı köprülere 2016 sonrasında yüzde 157 zam nasıl izah edilecek?

Devlet zam yaparken iyi...

Ama özel sektörün zammı kötü...

Öyle mi?

Zam listesine bakarken siyasetçilerin yaptığı zamları da aklımıza getirmemiz gerekiyor. Elektrik zamları, doğalgaz zamları...

Ama bunların içinde en acısı köprü ve otoyollara yapılan zamlardır. Çünkü özel sektöre yaptırılan şimdinin köprü ve otoyolları çok pahalı ve Türk Halkı bu yolları kullanmak istemiyor. Hazine garantilerini karşılamak için rahmetli Özal ve Demirel’in yaptırdığı köprü ve yollara zamda çare bulundu.

Kısaca Türk Milletine zam şikayetinde bulunurken kendi zamlarımızı da hatırlamakta fayda var derim.

  • Abone ol