Yazmayınca, söylemeyince, kenara çekilince sorunlar çözülüyor mu?

Geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Sn Binali Yıldırım TÜSİAD konuşmasında şöyle söylüyor: “Para yağmur gibi yağarken bol bol almışız. Geri ödeme zamanı gelince nereden çıktı bu demeye başlamışız”.

Evet, para bolken uyaranlar meğer ne kadar da önemliymiş dimi.

NTV’den Mahfi Eğilmez gitti; Hürriyetten Uğur Gürses... Gittiler de sorunlar mı bitti?

Hayır.

Sadece sorunları topluma yansıtma biçimi için belki de bu gidişler oldu.

Neden mi?

Bakın Sayın Meclis Başkanı aslında şunu söylüyor: Bol para döneminde paraları bolca aldık ama geri ödeme zamanı gelince şaşkına döndük. Burada kilit cümle “Geri ödeme zamanı gelince”...

Çünkü şu anda siyaset topluma bunu böyle ifade etmiyor. Şu anda siyaset topluma bunu “Şer güçler bize saldırdı” diye söylüyor.

Kısaca gerçekler toplumunda bir kesimin hoşuna gitmiyor.

Toplum bir hayal dünyasına dalıyor ve gerçekleri duymak istemiyor.

Geçmişte AK Parti’yi en fazla ‘Çözüm Süreci’ konusunda desteklediğimi hatırlarım. En fazla da FETÖ konusunda uyardığımı...

2009 yılında İtalya ziyaretim sonrası yeni derin devletin tam da FETÖ örgütlenmesi olduğunu nerede ise herkse söyledim. “Bu sümüklülerden bir şey olmaz” diyenler bugün en kahraman Rıdvan rolünde.

Bugün İktidar çevresine baktığımızda başka herkes terör destekçisi, başka herkes FETÖ’cü.

Bir arınma devresindeyiz ama arınma tarafında günahlar yok.

Nasıl oluyorsa işte.

***

Geçen hafta üç önemli veri açıklandı. Aralık ayı sanayi üretimi (özellikle imalat sanayi) adeta çakıldı. Perakende tüketim gıda dahil çöktü. (Kriz boğazımızdan bile kesmemize yol açtı). Bir de Kasım ayı işsizlik oranı 94 ve 2001 kriz seviyelerinin bile üzerine çıktı.

Ama öncü göstergeler sorunun bitmediğini, Ocak ayında da sürdüğünü gösteriyor. Kapasite kullanım oranı küçük bir artış gösteriyor. Ama ne PMI endeksi, ne de MÜSİAD-SAMEKS Endeksi sorunun azalmadığı yönünde.

Sadece daralmada küçük bir azalma olabilir diyor öncü göstergeler.

Bu ne demek biliyor musunuz?

İŞ-KUR verilerinin gösterdiği gibi işsizlik hızla artmaya devam ediyor demek. Gelirler hızla azalıyor demek.

Ekonomik küçülme devam ediyor demek....

Ama aynı anda ekranlara bakıyorsunuz ki böyle bir sorun yok. Sadece şer güçlerin saldırması ile küçük bir sarsıntı geçiriyoruz. Hatta o konuda da marketleri hizaya çektik bile.

Şimdi insanın aklına şu soru geliyor: Acaba sofrada ekmek yokken, ekrandaki ekmek bolluğu görüntüleri ile ne kadar daha karnımızı doyurabiliriz?

Ya da, ekrandaki hayal dünyasından uyanıp soframızdan giden ekmek gerçeğine ne zaman uyanırız?

ÇÖZÜM MÜ?

Sosyal medyada aslında hiçbirinin gerçekliği yok ama yine de “çözüm söyle... çözüm” diyen bir kesim var.

Keşke birazcık okusalar.

Ekonomi medyası siyaset kadar çok dalgalı değildir. Bugün siyasi görüşüne katılmadığınız ne kadar ekonomist var ise nerede ise hepsi bir sorundan bahsederken yanına çözüm önerileri de ekliyor.

Hatta size şu noktayı çok açık söyleyeyim: Kasım ayında soğan depoları basılırken sorunun depoculukta olmadığını, asıl sorunun raflarda olduğunu ısrarla burada gündeme taşıdım.

Genel ekonomik sorun konusunda elbette bir çok çözüm modeli vardır. Hatta bu kadar acı çekmeden çok fazla çözüm yolları da bulunmaktadır.

Çok basit bir çözüm modelini aylardır dile getiriyorum. Formül o kadar basit ki:

“Ankara zayıflarsa Millet  şişmanlar... Ya da Ankara ne kadar şişmanlarsa Millet o kadar zayıflar”.

Daha basit ve daha yalın çözüm var mı?

Ankara uzun yıllar yabancı parası (şer güçlerin) ile şişmanladı. Şimdi demokrasi, adalet, güvenilirlik vs kaybettik ve yabancı o kadar para vermiyor. Sn Binali Yıldırım’ın TÜSİAD konuşmasında değindiği gibi; “Geri ödeme zamanı geldi...”

Şer güçler para vermeyince içerde şirketlere baskı uygulamaya başladık: “Onun fiyatını indir, bunun kredisini düşür vs vs”.

Kısaca yabancıdan para kesilince düzeni sürdürmek için sıra özel sektörü batırmaya geldi.

Yarın ayakta kim kalır, kim iş verir, kim vergi verir bilmiyorum. Ama gittiğimiz yolu değiştirmekten daha iyi çözüm yolu var mı?

  • Abone ol