Aç kalırız da yedirmeyiz...

Dünyaya meydan okuyoruz...

Batı bizi kıskanıyor...

Şer güçler saldırıyor...

Vs vs vs

***

Hem kıskanılan ülkeyiz, hem de her saldırıda yıkılan ülkeyiz. Hem güçlü ülkeyiz, hem de beka sorunu bitmeyen ülkeyiz.

Siyaset böyle bir şey.

Her tarafın betonlaşmasına izin veririz; sonra da betondan şikayet ederiz. Depremde toplanma alanlarını imara açarız, sonra da depremde toplanacak alan kalmadı deriz.

Kısaca siyasette söylemler ile eylemler çok farklı olabiliyor.

Kim hangisine inanmak istiyorsa herkese bir söz var.

Ama bir başka gerçek ise şu: Durum hiç iyi değil...

15 Şubat günkü Çarklar durdu işsizlik rekorda başlıklı yazımda şu noktalara değinmiştim: “1981-1991 arası işsizlik oranı %9,1’di. Aynı işsizlik oranı 1991-2001 arasında da yaşandı. 2001 krizi sonrası en yüksek işsizlik 2002 yılında %10,8 ile yaşandı. O yıl 2 milyon 768 bin işsiz vardı. Her 100 yetişkinden 5,1’i işsizdi.”

Yazının çıktığı gün (15 Şubat) 2018/Kasım ayı işsizlik verileri açıklandı. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsiz sayısı 3 milyon 907 bin kişiye ulaştı.

Artık 15+ yaş üstü her 100 yetişkin kişiden 6,4 kişi işsiz.

Pardon, işsizdi...

Dün itibari ile işsiz sayısından 1 kişi eksildi. Hem de çok ama çok acı bir şekilde.

Tekirdağ’da yaşayan Saffet G. arkasında bir not bırakarak intihar etti. Notta şöyle diyordu, “Bana mezar taşı yaptırmayın. Sadece bir mezar taşı olsun. Ben hakkımı size helal ediyorum. Siz de bana hakkınızı helal edin. Biliyorum, sizi çok üzdüm. İşsizlikten bunaldım.”

***

15 Şubat tarihli yazımda ‘bakmayın siz TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun umutlu açıklamalarına; bakmayın Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın’ın ışığı görmesine’ demiştim.

Dün işsizlikten bunalan 1 insanın ışığı söndü.

06 Şubat günü Herkes Sorumlu! başlıklı yazıyı şu şekilde bitirmiştim: “Bugün bile 4 milyona dayanan işsizlik çok ciddi bir sosyal problemdir. Yarın bu sayı 5 milyona geldiğinde ne yapacağız? Sosyal sorunları, intiharları, boşanmaları, aile içi geçimsizlikten doğan cinayetleri vs vs nasıl çözeceğiz?”

Evet, hepimiz sorumluyuz bu tablodan.

Hepimiz giden 1 candan da sorumluyuz.

En ücra köşedekiler de sorumlu.

Gerçeklere gözlerini kapatanlarda.

***

Rahmetli Ahmet Kaya seslendirdiği parçasında şöyle diyordu:

“Bu ne beter çizgidir bu

Bu ne çıldırtan denge

Yaprak döker bir yanımız

Bir yanımız bahar bahçe...”

07 Şubat tarihli İtibar!” başlıklı yazımda yine rahmetli Adnan Kahveci’den bir alıntı yapmıştım: “Devlet adamları fakir ölmelidir ki, idare ettikleri milletler zengin ve mesut olsunlar.”

Yazının devamında ise “İtibarı koltuk, gösteriş, şatafat olarak görmüyor Adnan Kahveci; itibarı kişilikle kazanılacak bir değer olarak topluma sunuyor. Bugün az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke liderlerinin veya yöneticilerinin en önemli varlıkları kamusal malları hoyratça kullanmalarıdır. Belki de gerçek itibar asıl devlet malından tasarruf yapılarak kazanılıyormuş.”

***

Evet, karşılaştığımız tablo çok ciddi. Yıllarca Avrupa ülkelerinin büyük kısmını yolladığı para ile bir bahar havası yaşadık. Üretmeyi, çalışmayı teşvik edemedik. 

Ankara’da şişman bir bütçe var. Sürekli para topluyor.

“Ankara zayıflamazsa toplum refaha eremez...”

Bunu defalarca söylüyorum. 

Bugün özel sektörü zararına çalışmaya zorluyoruz. Ama aynı zamanda kasada ne varsa dağıtıyoruz. AK Parti ilk 5-10 yılında ne başarı elde etti ise bugün tersi yoldan gidiyoruz.

Bu yolun sonu 90’lı yıllara çıkıyor. Hatta çıktık bile.

Acılarımız artıyor.

Aç kalırız, direniriz diye gücü olanlar olabilir. Ama ya gücü olmayanlar ne yapacak. Dün Saffet gitti. Yarın ne olacağını bilen var mı? Karar sizin...

  • Abone ol