Peşin söylemeliyim ki, bu başlığı dini anlamda kullanmadım. Ama dini anlamda söyleyeyim: Hatasız kul olmaz!

Elbette hatalarımız ve yanıldığımız hususlar vardır.

Bugün KARAR Gazetesinin 3. yılı.

Sosyal medyadan çok fazla gelen (sosyal medyada bize yöneltilen şu eleştiri ile başlayalım) şu konu ile başlayalım: “Bugün iktidarın yanlışlarını geçmişte siz çok desteklediniz. Bu günahlardan sorumlusunuz.”

Aslında cevap vermeye gerek bile yok ama yine (de) tekrar edeyim: İktidarın yanlışları hep süregelen çizgide mi oldu? Bugün muhalefet dahi, iktidarın yıllar ilerledikçe yanlışlarının arttığını söylüyor.

Kaç defa yazdım, izah ettim ama iktidar tarafında, okumadan suçlayan bir kesim oluştu. Geçmişte ise böyle bir kesimin sesi muhalefet tarafında çok çıkardı.

Dün her şeye “siyah” diyenlerin olduğu o dönem ile bugün her şeye “beyaz” diyenlerin olduğu bu dönem arasında benim için pek fark yok.

Evet, geçmişte sözlerimden-yazılarımdan “siyah” kelimesi daha az çıkıyordu. Bunun iki temel nedeni vardı:

1- İktidarın siyahları görece daha azdı

2- Her “beyaza” inatla “siyah” diyenlerin (iflah olmaz muhalif kesimin) yüzünden, iktidarın hatasını-yanlışını yazma-söyleme fırsatı sınırlıydı.

Bir dönem ekonomi sayfalarının sorumluluğunu da üstlendiğim Yeni Şafak Gazetesinde o kadar çok siyah demişim ki, yayın yönetmenim Yusuf Ziya Cömert “Ekonomide ciddi gazetecilik yapıyoruz” diyordu.

Yine bir gün taraflı gazetecilikle suçlayan bir arkadaşa kendi gazetesinin köşe yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın o günkü yazısı ile cevap vermek zorunda kalmıştım. 11 Mart 2009  günü şöyle yazmıştı Mehmet Y. Yılmaz “TÜRKİYE’de sanayi üretiminin yüzde 21,3 oranında gerilemesini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı en çok memnun edecek şekilde verecek olan yandaş medya editörleri arasında düzenlediğim yarışmada ödülü hak edecek kimse çıkmadı.”

Ve bu satırın altında yandaş diye sıraladığı bir çok gazetenin krizi veriş şeklini aktardıktan sonra şu şekilde devam ediyordu:

Yeni Şafak, birinci sayfasından “Sanayide şok düşüş” başlığı ile haberi küçük bir yerde göstermişti. Ancak iç sayfalarda haber, hak ettiği büyüklükteydi. Ekonomi sayfalarının yöneticisi İbrahim Kahveci’nin hakkını yemeyeyim, bu sorun ile ilgili dikkat çekici bir köşe yazısı da onun kaleminden çıkmıştı.”

***

2008 yılını çok iyi hatırlıyorum. Nerede ise o yılın başından itibaren o kadar çok gelmekte olan krizden bahsetmiştim ki; “Ne krizi, kriz miriz yok” cümlesi sanırım bana gelmişti. Zaten o cümleden bir kaç ay sonra da kriz gelip kapımızı çalmıştı.

Krize karşı en hazırlıksız ülkelerden bir olarak yakalandık. Gelişmiş ülke krizi olmasına ve bir çok gelişmekte olan ülke daha az etkilenmesine rağmen bizde adeta üretim çarkları durmuştu. Krizi çok sert yaşadık ama sonrasında da en hızlı çıkan ülke olduk.

Ama yine hatırlatmam gerekiyor: 2009 ortasında krizden çıkış programının da orta-uzun vadede Türkiye’nin büyüme gücünü kaybettireceğini sık sık dile getirdim. Nitekim aslında 2012 sonrası büyüme gücümüzü kaybettik. Özellikle de üretim gücümüzü.

***

Bir bakıma kendi fikrime en yakın parti olan AK Parti iktidarı döneminde yaklaşık 6,5 yıl işsiz kaldığımı söylemeliyim.

Ekonomide özellikle 2007 sonrasında Derviş-IMF programının bitirilip üretime yönelik yeni bir programın devreye alınmasını defalarca dile getirdim.

Kısaca, bugün yaşadığımız sorunları yaşayacağımızı çok uzun yıllar dile getiriyordum. Hatta en yakın çevremden bile “Sen zaten hep kriz diyorsun” diye eleştirildim. 

Ama asıl sorun 2015 sonrasında başladı. Çünkü kriz kapımıza dayanmıştı.

Ülkem adına korkuyordum ve uyarı üstüne uyarı yazılarını artırmaya başlamıştım.

O günlerde ise şöyle şeyler söyleniyordu: “İbrahim Kahveci neden kriz tellallığı yapıyorsun? Sus ve konuşma, kriz gelirse konuşursun.”

Anlayacağınız her zaman ve her şartta suçlanacak bir bahane hazırdı. Bugün de “Neden kriz yazıyorsun ki, bak düzeltiyorlar işte. Hem şer güçler bize saldırmadı mı?”

Açık söyleyeyim:

Bu kriz, şer güçler işi değil, biz kapımızı açtık ve onlar içeri girdiler. Suç ve sorumluluk tamamen bizim. Çok yanlış kararlar aldık ve yapısal sorunları krize dönüştürdük.

Sonuç mu? Kişinin peşinde olanlar doğrunun peşinde olanları yanlarında göremeyince tablo bu şekilde oluşuyor.

İktidarın görece zayıf olduğu ama  daha çok doğru iş yaptığı dönemde vermiş olduğum destek bugün günah ise varsın o günah çıkmasın zaten. Ama bugün iktidarın en güçlü olduğu dönemde uyarılarım günahkarlık ise varsın o günahta kalsın derim.

Kararlı olmak böyle bir şey işte...

  • Abone ol