Dün Sultangazi’deki otobüs durağına bu başlıkta bir ilan asıldı.

İlanın altında da şu not yer alıyordu: “Maddi zorluklar ve borçtan dolayı tek böbreğim satılıktır.” (Fotoğraf sonradan kaynağından iptal edildi.)

29 Ocak 2019’da Samsun’da marketten izinsiz bebek maması alınması da (hırsızlık diyemiyorum) kameralara yansımıştı. 16 Mart 2019’da ise bu sefer Diyarbakır’da yine izinsiz bir bebek maması alımı (hırsızlık değildir) göze çarpmıştı.

Aslında bu olacakları ve daha da başka olacak şeyleri aylardır yazıyorum ve dikkat çekiyorum.

Toplum ve ekonomi üzerine biraz kafa yorduğunuzda bize hiç sürpriz gelmeyen gelişmeler bunlar.

Türkiye tarihi bir ekonomik kriz yaşıyor. Hatta bu kriz reel boyutta 1994 ve 2001 krizinden çok daha ağır. Ama şu ana kadar yaşanılanlar henüz başlangıç; asıl toplumsal sorunlar önümüzdeki dönemde...

Ben bu süreci iki ana kısma ayırdım:

1- Kriz dönemi

2- Bunalım dönemi

Kriz dönemi olarak adlandırdığımız süreç, gelirin düşme dönemidir. Geçmiş krizlerde gelirin düşme döneminden hemen sonra yeniden gelirin büyüme dönemi gelmiştir. Ama bu sefer öyle görülmüyor: Önce kriz döneminde gelir düşüşü oluyor; ardından düşük gelir seviyesinde yaşanacak ‘bunalım dönemi’ bekleniyor.

Umarım yaşanmaz...

Size bunalım dönemine ilişkin sadece bir tane gerekçe açıklayayım:

Maalesef ekonomimiz geçmiş 16 yılda aşırı krediye alıştırıldı. Ucuz para sayesinde herkes aşırı kredili iş yapmaya başladı.

O paraları bize bugün ‘şer güçler’ dediğimiz yabancılar yolladı.

Ekonomimiz kredisiz ve tüketimsiz canlanamıyor. Üretim süreçlerini desteklemek ve beslemek geçmiş 16 yılda nerede ise hiç aklımıza gelmedi.

Şimdi bankalar kredi veremiyor çünkü geçmiş dönemde yabancılardan aldıkları paraları geri ödemek zorundalar. Yaklaşık olarak 25 milyar dolar ödedik zaten.

Bankalar kredi veremeyecek çünkü yurtiçi kaynaklar talebi karşılayacak güçte değil. Millet zaten sofrasına harcayacak parayı zor buluyor, nasıl tasarruf etsin?

O nedenle uzun bir bunalım dönemi bizi bekliyor.

***

Bugün toplumda gerçek işsizlik nedir diye soracak olursanız size farklı bir veri sunayım:

1991-2000 kayıp yılları 15+ yaş üstü nüfus 39 milyon 556 bin kişidir. Bu dönemde ortalama çalışan sayısı ise 18 milyon 685 bin kişidir. Yani yetişkin nüfusun çalışma oranı %47,2’dir. Bu oran 1981-1991 arasında %51,7 düzeyindeydi.

Ocak 2019’da yetişkin nüfusun çalışma oranı nedir dersiniz?

61.017 bin kişi 15+ yaş üstü nüfusa karşılık 27.157 bin çalışan var. Yani yetişkin nüfusun çalışma oranı %44,5’dir.

Yani biz ülke olarak Özal dönemi gibi çalışsaydık bugün çalışan sayısı 4 milyon 390 bin kişi daha fazla olacaktı.

Ama onlarda artık iş aramayan işsizler ordusunda yer alıyor.

Sadece 4 milyon 668 bin işsiz bizim sorunumuz değil, iş olmadığı için iş aramayanlarda bizim sorunumuz.

Ama asıl sorunumuz uzun geçecek olan bunalım dönemindeki yeni işsizler ve eski işsizlerin bekleyişi olacaktır. Kim ne kadar ve nasıl sabredecektir?

***

İş-Kur verileri bile işsizliğin azalmadığını, tersine artmaya devam ettiğini gösteriyor. Dün açıklanan bir kaç olumlu veriye değinelim mesela.

İmalat sanayinde kapasite kullanım oranı yüzde 75,0’e çıktı. En dip seviye yüzde 74,0’dü. Ama KKO artışının iki önemli boyutu var: 1- İhracat sektörleri artıyor. 2- Tütün sektörü artıyor.

Tütün....

Hem de çok hızlı. Ocak ayında %76,38 olan kapasite kullanımı nisan ayında %85,13’e çıktı. Şu anda ülkemizde en yüksek kapasite kullanan sektör “tütün ürünleri”.

İşsizlik arttıkça tütün üretimi de artıyor.

HHH

Kısaca özetleyelim: Toplumlar sorunları algılamakta oldukça geç tepki verirler. Mesela 91 seçimlerinde verilen seçim rüşvetleri sonucu ülkenin büyük bir krize gireceğini uzmanlar ta o günden görmüştü. Ama toplum buna tepkisini 2001 krizinde gösterdi.

Son 3 yıldır özellikle büyük bir kriz ve durağanlık döneminde yine büyük toplumsal sorunlar yaşayacağımızı defalarca yazdım ve uyardım.

Maalesef ne önlem alındı, ne de işin ciddiyeti anlaşıldı. Hala daha havanda su dövüyoruz.

Tekrar söylüyorum: Mevcut ve beklenen işsizlik karşısında toplumda oluşacak sosyal sorunlar çok ciddi şekilde bizi bekliyor.

Küçük bir kız öğrencinin idealinin Alman vatandaşlığı olması da...

Umarım sorunların ciddiyetini anlarız ve çözüme odaklanırız.

 

  • Abone ol