Yasama-yürütme-yargı

Ve de medya

Kamusal güç kullanımı açısından dört büyük kuvvet.

2017 referandumuyla yasama-yürütme-yargı nerede ise bir araya toplandı.

Cumhurbaşkanlığı Başkanlık sistemine geçerken;

1 dolar 3.60 liraydı: Şimdi 5.80.

Kısa vadeli tahvil faizleri yüzde 11.3’tü; şimdi yüzde 18.6.

3 milyon 510 bin işsiz vardı; şimdi 4 milyon 487 bin.

Tarım dışı işsizlik oranı yüzde 13.2 iken; şimdi yüzde 16.

‘Güçlerbirliği’nin devlet yapısı açısından ne gibi sonuçlar doğurduğunu yaşamış olduğumuz ekonomik tabloda çok daha net görüyoruz.

Kısaca işler iyiye gitmedi.

Kamusal yönetim alanında en fazla çırpınan bir diğer kesim ise medya oldu. Cezaevlerinde yatan medya mensuplarının yanı sıra mahkeme salonlarında davaları süren çok sayıda meslektaşımız bulunuyor.

“Kriz var” demenin bile suç haline geldiği bir dönem yaşanıyor.

***

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nden 1992’de mezun olamadım. ‘Fayda-Maliyet Analizi’ dersinden okulu uzattım.

Sanırım yapacağım iş dolayısıyla bu konuyu daha iyi öğrenmem gerekiyordu.

Bugün gazetecilik, faydası topluma ama maliyeti çalışana kesilen bir meslek durumunda. Birçok programa giderken annemin “Oğlum seni de içeri alırlar, dikkatli konuş” dediğini bilirim.

İyi ama bu meslek korkuyla yapılamaz.

Ve de öyle oldu zaten.

***

Geçen hafta ekonomi gazetecileri bir araya toplanıp aralarında ödüller dağıttı. Bir süre önce de ‘Türkiye uçuyor’ manşetleri atan medya, ciddi bir tenkisat dalgasıyla eleman tasarrufuna gitmişti.

Nereden bakarsanız bakın tuhaf bir dönem.

Devşirme sisteminin zirveye vardığı zamanda devrilenlerin dayanışma örgütü.

Ama gitmiyor işte.

En azından bunun böyle gitmediğini millet sandıkta gösterdi.

İstanbul seçmeni bir mesaj verdi. Bence en önemli mesajı demokrasiye sahip çıkmasıydı. Seçimden üç gün önce televizyonda “İktidar açısından bir belediye seçimi ama Türkiye açısından demokrasinin son seçimi” demiştim.

Eğer bu seçim bu şekilde sonuçlanmasaydı bir daha demokrasi adına çok daha dar sınırlar içinde kalabilirdik.

***

İstanbul seçimi, isteyen ve anlayan kesim için oldukça fazla mesaj verdi. Herkes hanesine düşeni alabilir. Ama medya ve sermaye ilişkisi açısından da mesajlar var. Hatta özellikle demokrasi noktasında sermayeye de çok görev düşüyor.

Hala bir çok büyük sermaye grubu tutucu-şekilci insan kaynakları yönetimi içerisinde. Siyasi partilerin bile çok gerisinde kalan insan yönetimi sürerken, medya üzerinden demokrasi dersleri verilmeye çalışılıyor.

Kamusal alandaki özgürlüğü kapılarından geçirmeyen özel sektörün de yeniden bakışı önemli. Aksi halde eriyip gidecekler...

İşte tam da bugün sermaye-medya ilişkisini de sorgulamamız gerekiyor. Demokrasi adına, ülkede kuralların ve kurumların çalışması adına en ağır yükü üstlenen kesime karşı kayıtsız kalınamayacağı seçim sonuçlarından görülmüş olmalı. Artık tam da bu noktada siyasi açıdan ciddi dönüşüme gidilmesi gerektiği gün gibi ortaya çıkmış iken neler yapılabilir?

***

Yeni bir dönem.

Yeni bir sayfa.

Ama geriye gidiş değil, ileriye gidişi anlamak.

Artık ne eski tutucu ne de eski sömürgeci fikirler.

Daha özgür, daha şeffaf, daha barışçıl bir ortam.

Umarım medyanın ve muhalefetin başardığı bu dönüşüm ve değişimi sermaye de kendine ders olarak alır. Aksi halde eski düşüncelerle yeni ufuklara zor yol alırız.

  • Abone ol